Home / GÜNDEM / Demirtaş: AKP elitinden olmayan herkes artık

Demirtaş: AKP elitinden olmayan herkes artık

VanHaber – Edirne Mahpushane’nde tutuklu olan HDP daha önceki Eş Genel Başkanı Selahatin Demirtaş, “AKP seçkininden olmayan herkes artık ötekidir. Hem de AKP seçmeni dahi potansiyel ötekidir” diye konuştu. İttifak tartışmalarına değinen Demirtaş, HDP’nin Ulus İttifakı’nın açık ve ya saklı ortağı olmadığını kaydederek, “Bize parmak sallayıp söylem dayatan kimi muhalefet sözcülerinin hadlerini ve sınırlarını bilmelerinde yarar var. Biz zulme karşı direnirken bunlar devlet olanaklarının tadını çıkarıyordu. Şimdi bize vebalı muamelesi yapmaya kalkmasınlar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’ten Enver Aysever’in suallerini cevaplayan Demirtaş, muhalefetin AKP gündemine fazla enerji harcadığını belirterek, “Bu şekilde umutları da ziyan ediyor. Bunun yerine, bir araya gelerek direk halkla beraber açık hava forumları, açık hava grup toplantıları, mitingler ve yürüyüşler yapsalar hem felaketin tesirini azaltabilirler hem de çözüm siyasetlerini halkla birlikte oluşturabilirler. İktidarın idrak etmek istediğinin aksine, sokak demek şiddet demek değil. Sokak haktır ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Her türlü barışçıl gösteri hem anayasal hak hem de demokratik muhalefetin güvencesidir. Muhalefet halktan kopmamaya önem vermelidir” diye konuştu.

Demirtaş’ın Cumhuriyet’in suallerine verdiği cevaplar şöyle;

Çok uzun vakittir toplum hayatının dışındasınız, bu süreç bir yandan düşünme imkanı sağlarken diğer yandan kendinizi etkin biçimde dile getirmenizin önüne set çekiyor. Günlük problemleri kenara koyarak söyler misiniz, yenildiğinizi, yalnız kaldığınızı düşünüyor musunuz?

Herkese merhaba diyerek başlayayım. Bütün samimiyetimle ve inanarak belirtmek istiyorum ki, cezaevinde en küçük bir yalnızlık duygusu dahi yaşamadım. Her an büyük bir dayanışma duygusu eriştiren milyonların sayesinde, burada katiyen yalnız kalmadım. Mağlubiyet sözcüğünün ise mananını dahi bilmiyorum. Bir ara TDK sözlüğüne bakıp size geri dönerim.. Zira sahiden de benim sözlüğümde böyle bir kavram yok. İyiyiz, moralliyiz, güçlüyüz ve kazanıyoruz.

Yurttaşlardan yoğun alaka görmenize rağmen bir takım politik aktörler, müesseseler, çevreler sizi yalnız bıraktı duygusu/izlenimi yaygın. Bu sizce doğru bir tespit etme mı? Hayal kırıklıklarınız neler, düşleriniz duruyor mu?

Halkın yoğun ilgisi, sevgisi ve dayanışması her şeyin üstünde ve benim için de en değerlisi. Partimizle de aramda en küçük bir mesele yok, bundan herkes emin olsun. Dışarıdayken sahip olduğum hayallerden çok daha büyüklerine, çok daha güzellerine sahibim şimdi.

TOPLUM YIKIMI ANLADI
“Seni başkan yaptırmayacağız” dediğiniz süreç Türkiye’ye yeni bir düzenin gelmesiyle sonuçlandı. “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” sizce nasıl işliyor? Erdoğan muvaffak oldu mı, yoksa “kâğıt üzerinde başkan fakat sorunlar olduğu gibi duruyor, bu iş tutmadı” diyor musunuz?

Mevcut ucube sisteme itirazlarımızı ilk andan itibaren ve en net şekilde belirtmiştik. Daha hiç kimse, bu sistemde Türkiye’nin başına nelerin geleceğini düşünemeden biz hepsini öngördük ve toplumu uyararak seyiri durdurmaya çalıştık. Ancak Erdoğan’a istediği fırsatı sunan şey bizim yetersizliğimiz değildi.

Toplum bir yandan hendek ve barikat operasyonlarında yaşanan felaketin şokunu yaşarken üstüne bir de 15 Temmuz’un ve sonrasındaki OHAL şartlarının sebep olduğu şok yaşandı. Erdoğan ile Bahçeli ikilisi de yanlarına Mehmet Ağar ve Doğu Perinçek’i alarak ve toplumun bu şok halinden istifade ederek “şok doktrini” stratejinini uygulayıp bir oldubittiyle sistem ve rejim farklığına gittiler. Toplum, ancak çok sonraları başına gelen yıkımı anlamaya başladı.

Ayrı olarak 4 Kasım 2016’da bizim gözaltına alınmamıza yönelik politik operasyonlar da yeni sistemin hayata geçirilebilmesi için yapıldı. Nitekim bizler gözaltına alınır gözaltına alınmaz tasarı hemen devreye sokuldu. Biz mapustayken referandum, sonrasında da Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Şayet bizler dışarıda olsaydık ne referandumda evet çıkardı ne de Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanabilirdi.

KALICI BİR SİSTEM KURAMIYOR
Yoğun tenkit almasına rağmen Erdoğan hemen tüm isteklerini hayata geçiriyor, “çoklu baro” mevzusunda olduğu gibi. Demokrasinin bunca hasar aldığı süreçte, sizce muhalefetin dili nasıl?

Evet, doğru. Erdoğan tek elde topladığı yasama, yürütme ve yargı yetkilerine dayanarak her türlü isteğini hayata geçirebiliyor. Ancak az önce de belirttiğim gibi kalıcı bir sistem kuramıyor. Yapmıyor, yaptığı her şeyle yalnızca yıkıyor.

Muhalefet ise AKP’nin gündemiyle fazlaca meşgul olup enerji harcıyor. Bu şekilde umutları da ziyan ediyor. Bunun yerine, bir araya gelerek direk halkla beraber açık hava forumları, açık hava grup toplantıları, mitingler ve yürüyüşler yapsalar hem felaketin tesirini azaltabilirler hem de çözüm siyasetlerini halkla beraber oluşturabilirler. İktidarın idrak etmek istediğinin aksine, sokak demek şiddet demek değil. Sokak haktır ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Her türlü barışçıl gösteri hem anayasal hak hem de demokratik muhalefetin güvencesidir. Muhalefet halktan kopmamaya önem vermelidir.

DUYGUDA BİRLEŞİYORLAR
Toplumsal polarizasyon eleştirisi herkesçe dile geliyor; oysa bu karşıtlığın AKP iktidarını güçlendirdiğini de biliyoruz. Kürt siyasal hareketi bu bağlamda tecrübeli “öteki”; bugün Türkiye’nin “ötekisi” kimler?

AKP seçkininden olmayan herkes artık ötekidir. Hem de AKP seçmeni bile potansiyel ötekidir. Zira bir müddet sonra artık AKP’ye rey vermeyecekler ve onlar da ötekileşecekler. Tüm ötekilerin duyguda ve itiraz noktasında birleştikleri düşüncesindeyim. Halka güveniyorum.

Biz artık Kürt sorununun önümüzdeki dönemde son olarak çözülmesini ve hep birlikte Türkiye’yi büyütecek projelerin çevreninde kenetlenmek gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla sorun sadece seçim ittifakı değildir. Mesele, Türkiye’nin büyük sulhunu sağlayabilecek, Cumhuriyeti 100. seneninde demokrasi ile buluşturma meselesidir. Fakirliği, işsizliği, açlığı da sulh, demokrasi ve adalet programıyla yenebiliriz.

FLOYD’UN GÖZLERİYLE ASFALTTAN BAKIN’
Bunca ideolojik karmaşanın ortasında solun ilkeleri kutupyıldızı gibi yol göstericidir. Bizi düze çıkaracak olan da demokratik sol perspektiftir. HDP dahil hiçbir parti ne yazık ki ki tam olarak bu siyasetleri müdafaa edemiyor ve hayata geçiremiyor. Bu konudaki yetersizlikleri görüyorum.

– Milliyetçilik eleştirisi yaparken milliyetçi olmak veyahut laikliğin örselenmesi ile ilgili suskun kalmak konusunda HDP’nin zaafı olduğunu düşünüyor musunuz? Neo-liberal dilin tutsak aldığı siyasal ortamda sizce ideolojik olarak kim kimdir?

Anayasanın 66. maddesi aynen şöyle der: “Türk devletine yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Şimdi, ben milliyetçilik meselesinin Türkiye’deki tarihsel gelişimini bir yana bırakıyorum. Sadece yukarıdaki anayasa maddesine bakarak Türkiye’de Kürt halkı başta olmak üzere diğer bütün kimliklerin bizzat anayasa tarafından inkâr edildiğini söylemek Kürt milliyetçiliği yapmak değildir.

Denilecek ki Türklük üst kimliktir, bu tartışmaya da çok fazla girmek istemiyorum. Ancak Türklük, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olanlar için bir üst kimlikse nasıl oluyor da Bulgaristan’daki Türkler soydaşımız oluyorken İran’daki Kürtler soydaşımız olmuyor? Azerbaycan ile neden tek ulus iki devlet olabiliyoruz da Irak Kürdistan Yerel İdaresi’yle olamıyoruz?

Anayasanın 42. maddesinde neden “Türkçeden başka hiçbir dil anadili olarak okutulamaz ve öğretilemez” deniliyor?

Bugün HDP’de 15 değişik kimlikten, inançtan ve ideolojiden gelen milletvekilleri bulunmakta. Bu açıdan, meclisin milliyetçi olmayan partileri HDP ile TİP’tir. Geri kalanların hepsi Türk milliyetçiliğinin farklı sürümlerini müdafaa eden partilerdir. O nedenle HDP’ye haksızlık etmemek gerekir.

Bize Kürt milliyetçisi denildiğinde kendimi George Floyd gibi hissediyorum. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’deki siyahlar eşitlik istedikleri için ne kadar milliyetçiyse Türkiye’deki Kürtler de o kadar milliyetçidir işte. Ve lütfen kimse, Floyd’un boynuna diziyle basan polisin hizasından bakmasın konuya. Bir defacık olsun eğilip asfalta yatırılmış Floyd’un hizasından ve gözleriyle bakmaya çalışsın. O vakit bizi daha iyi anlayacaklardır.

Son olarak, yine sualinize dönersem teorisel açıdan şu doğrudur: Milliyetçiliğe karşı milliyetçilikle mücadele edilmez. Sağcılığa karşı sağcılıkla, gericiliğe karşı gericilikle mücadele edilemez; bunlar doğrudur, katılıyorum.

ÇÖZÜM YERİ MECLİS
– “Kürt meselesi” uzun vakittir hudutları aşar halde, yakıcı olarak gündeme geliyor. Sürece bakarsak, bugün işe nereden koyulmak gerekir?

Demokratik yasal mücadele dışında hiçbir yol ve yolu müdafaa etmiyoruz, müdafaa edemeyiz. Siyasi yol ve yollarla, diyalogla, görüşme yoluyla çözülmesi gerektiğini müdafaa ediyoruz. Silahların nihai olarak susması gerektiğine inanıyorum. Tabii ki çözümün yeri her vaziyette meclistir. Sonunda, Türkiye’nin birliğini tartışmaya açmadan, ancak her yurttaşın hakkını, hukukunu ve özgürlüğünü de sağlayarak şiddeti de bitirecek barışçıl analiz eder bulmak, politikanın görevi ve sorumluluğudur.

‘FAKAT’SIZ VE ‘ANCAK’SIZ…
– Yeni anayasa nasıl yapılmalıdır? Eşit yurttaşlıktan ne anlıyorsunuz?

Yeni anayasa, 81 şehirde kurulacak sivil anayasa meclislerinde tartışılarak mecliste yasa haline getirilerek referanduma sunulmalıdır. Tüm üniversal hak ve özgürlükler fakatsız, ancaksız teminat altına alınmalıdır. Yurttaşlık, anayasal yurttaşlık üzerinden tariflenmeli ve herkes için eşit haklara sahip olmalıdır. Başka bir deyişle “Türkiye Cumhuriyeti devletine yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür” demek yerine, “herkes hak ve özgürlüklerde eşit ve onurlu birer yurttaştır” demek gerekir.

DEMOKRATİK İŞBİRLİĞİ
– İttifaklar çok tartışılan bir konu. HDP için “Millet İttifakı”nın gizli ortağı ya da bağlaşığı tecrübe ediyor. Kimsenin resim vermek istemediği, Türkiye’nin üçüncü partisinden söz ediyoruz, bu süreç nihayetinde “meşru” ortaklık istemeli mi? Şayet öyleyse CHP, İYİ PARTİ ve SP ile hangi ilkelerde bir araya gelirsiniz?

HDP, Millet İttifakı’nın gizli veya açık ortağı değildir, bu defaatle belirtildi. Ben meclis seçimleri için HDP’nin bir ittifaka ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. HDP, tek başına kolayca yüzde 15’i geçebilecek güçtedir. Cumhurbaşkanlığı seçimi içinse zati resmi olarak ittifak olanaksız. Ancak bu konuda demokratik ilkeler çevreninde işbirlikleri yapılabilir. Yeni anayasa, demokratik parlamenter sistem, örgütlenme özgürlüğü, ifade ve medya özgürlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı konularında ilkesel uzlaşma sağlanması yeterlidir bana göre. Bu da olanaksız değildir. Bu ilkeler çevreninde HDP ile yan yana gelemeyenler ne iktidara alternatif olabilirler ne de seçilseler dahi ülkenin meselelerini çözebilirler. Kaldı ki bugün HDP’lilerin dik duruşu, cezaevlerindeki ve dışarıdaki direniş olmasaydı kimse umuttan ve AKP’nin gerilemesinden söz edemezdi.

VEBALI MUAMELESİ
O nedenle bize parmak sallayıp söylem dayatan bir takım muhalefet sözcülerinin hadlerini ve sınırlarını bilmelerinde yarar var. Biz zulme karşı direnirken bunlar devlet olanaklarının tadını çıkarıyordu. Şimdi bize vebalı muamelesi yapmaya kalkmasınlar. HDP’yi istediğiniz kadar tenkit edebilirsiniz. HDP’den uzak durabilirsiniz. Siz bilirsiniz. Fakat HDP’yi aşağılamaya, HDP’ye hakaret etmeye devam ederseniz yanıtınızı vermekten çekinmeyiz.

Mevcut sistemde, işbirliği veya ittifak yapılmadan hiç kimse reisicumhur seçilemez. Elbette ki her partinin rolü ve vizyonu ehemmiyetlidir. Ancak temsil niteliği ve niceliği itibariyle HDP olmadan hiçbir ittifak başarılı olamaz, Türkiye’nin temel sorunlarını çözemez.

‘HALKIN YÜZDE 70’İ TEK ADAMA KARŞI’
– TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’nin işlevini yitirdiği hakikatını tüm çevreler dillendiriyor. Kayyım atamaları, vekilliklerin düşürülmesi derken HDP politika sahnesinde iyice görünmez oldu. Sizce bu süreç doğru yönetildi mi?

Sürecin idareninde yetersizlikler olsa da muhalefet bir direniş hattı oluşturmak için ciddi gayret sarf ediyor. Bunca emeği ve ödenen bedeli hiçleştirmek doğru olmaz.

Şu anda toplumun yüzde 70’i tek adam rejimine karşıdır. Bu da spontane olmadı elbette. Muhalefet olarak bizim cezaevlerinde ve dışarıda mücadele etmemiz olmasaydı toplum ehemmiyetli ölçüde teslim alınmış olabilirdi. İktidar, elindeki muazzam yetkileri ve gücü kullanarak tahribat yaratmaya devam etse de toplum artık kararını vermiştir ve boyun eğmeyecektir. Muhalefete düşen ise halkın itirazını her vakit ve her yerde görünür kılmaktır.

İĞNEYİ KENDİMİZE…
– “Şiddetle aranıza mesafe koyun” söylemi yaygın ve popüler. Buna rağmen Kürt politikacılar sosyoloji gözeterek, hep temkinli yaklaşım içindeler. Bu konuyu tartışma olmaktan çıkarmanın yolu nedir? Medyanın bu uydurma sebep ardına saklanarak “HDP’siz HDP tartışmaları”nı izliyor musunuz?

Bir partiye veya kişiye söylem dayatmak faşizan bir yaklaşımdır. Siz sorarsınız, karşınızdaki istediği yanıtı verir, siz de buna göre tavrınızı belirlersiniz. Fakat ille de “benim kelimelerim ve tümcelerimle benim söylediklerimi tekrar edeceksin” diye baskı yaparsanız bu netlikle yanlış ve kabul edilemez bir davranış olur. Yandaş medyanın HDP’ye yönelik yaklaşımı da bu ilkesizlik şeklindedir.

Ancak HDP’liler olarak bu faşizan yaklaşımı bir tarafa bırakıp iğneyi kendimize batırmamız gerekli. Türkiye’nin sulh için en çok çalışan, en çok bedel ödeyen partisi olarak neden en çok biz, şiddetle yan yana hatıralıyoruz? Burada büyük bir haksızlık var elbette. Bu haksızlıkta kirli ve kara propagandanın tesiri var. Ancak biz de kendimizi doğru bir şekilde anlatacak eylem ve söylemlerde bulunamamışız demek ki.

“Tabanın sosyolojisi hasebiyle şiddet ile ilgili HDP tavır koyamıyor” tespitini de tabanımızı sanki şiddet yanlısıymış gibi gösterdiği için haksız ve yanlış buluyorum. Bizim tabanımız savaş karşıtıdır, sulh sever. Bununla beraber şiddet meselesinin tek taraflı olmadığı görülmeli.

‘KANDIRILDIM’ ÖZDEN DEĞİL
– Kolay kandırılmak ile ilgili ne düşünürsünüz? Siz de açılım / sulh sürecinde kandırıldınız mı?

Kandırılma ihtimalimiz var diye önümüze gelen herkese ve her fırsata kuşkuyla yaklaşıp onları elimizin tersiyle itemeyiz. Bunu daha çok, sulh ve çözüm süreci için söylüyorum. Çözüm sürecine dahil olduğumuz o iki sene içinde silahlar sustuğundan en az dört bin Türk ve Kürt gencinin hayatını kurtarmış olduk. Sırf bu dahi çözüm sürecinin sahiplenilmesi için yeterlidir.

Kendini kandırılmış olarak gören, cemaatler vs. konularda kandırıldık diyen politikacılar de sahiden candan olsalardı direksiyonu 15 Temmuz sonrasında otoriterliğe kırmak yerine demokrasiyi seçenek ederlerdi. Dolayısıyla kandırıldık demelerini candan bulmuyorum.

– Türkiye’nin kuvvetli bir sosyalist harekete ihtiyacı var mıdır?

Gerek Türkiye’nin gerekse tüm dünya halklarının başındaki en büyük bela kapitalizmdir. Bugün fakirliğin, işsizliğin, açlığın, sefaletin, tabiat kıyımının, savaşların ve sömürünün en büyük sebebi neo-liberal kapitalist sistemdir. Kapitalizmin biricik panzehiri ise sosyalizmdir.

Emek sömürüsünün ve işsizliğin bunca yoğun olduğu bir toplumda sol hareketler büyüyemiyorsa bunun birinci nedeni elbette bu hareketlerin kendi yetersizliğidir. İkincisi ise etnik ve dinsel kutuplaşma. Sınıf hareketleri ve sınıf ikileminin öne çıkarılabilmesi için öncelikli olarak toplumda felç duygusu yaratan tüm kimlik sorunlarını demokrasi ve eşit yurttaşlık çerçevesinde çözmeliyiz. Bu istikametli derin kamplaşmaların sönümlenmesini sağlamalıyız. Sonrasında tüm sol ve sosyalist hareketlerin birleşerek kuracakları bir “sol blok” ile ortak mücadeleye girişebilmeliyiz. Sol, Türkiye’de idareye gelmeden ne işsizlik ne sömürü ne açlık ne de yolsuzluk bitecektir.

About admin

Check Also

101 Aydın’dan ortak bildiri: Gençler Sesimize kulak verin!

VanHaber – Değişik siyasal çizgi ve ananelerden gelen “101 Aksaçlı” yayınladıkları ortak metinle, Türkiye’nin içinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir