Muhammed Gülsarı Yazdı...
Devletin, kurumların ve toplumun içine sirayet eden yozlaşma, liyakatin yerini sadakatin, vicdanın yerini çıkarcılığın, merhametin yerini ise kör itaate bıraktığı an başlar.
Bugün pek çok birey, kendi yetersizliğini sadakatle örtmeye çalışırken, erdemin ölçüsünü emir almakla karıştırıyor. Oysa sadakat, ahlaki sorumlulukla dengelenmediğinde, bir araç olmaktan çıkar ve bir tahakküm mekanizmasına dönüşür. Liyakatsiz ancak itaate hazır kişiler; yetkinliğin değil, biatın ödüllendirildiği bir yapının ürünüdür. Ve ne yazık ki bu kişiler, çoğu zaman karar mekanizmalarında söz sahibi olur; sadece pozisyonları değil, hayatları da yönlendirmeye başlarlar.
Jean-Jacques Rousseau’nun şu sözü tam da bu noktada aydınlatıcıdır:
“İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuştur.”
Bu zincirler yalnızca dışsal baskılarla değil, içselleştirilmiş itaat kültürüyle de örülür. Ahlaki iradesini terk etmiş bireyler, kendilerini güvende hissettikleri yapıların sadık parçaları olmayı erdem sanırlar. Böylelikle kabullenilmiş sessizlik, kurumsallaşmış zulmün arka planını oluşturur.
Liyakatin gölgede kaldığı bir düzende, hak eden değil; itaat eden yükselir. Bu, sadece kurumsal işleyişin değil, adaletin de iflasıdır. Vicdanlı ve ehil olanlar sistem dışına itilirken, ahlaki sorumluluk üstlenmek yerine emir uygulamakla övünenler ön plana çıkar. Sonuç: adaletin yerini formaliteler, insan onurunun yerini prosedürler, merhametin yerini ise istatistikler alır.
Bu bağlamda, Rousseau’nun bir diğer sözü çok daha çarpıcıdır:
“İtaat etmeyi bilen köleler yaratmak için önce düşünen insanlar susturulur.”
Bugün yaşadığımız tam da budur. Düşünce susturulmuş, vicdan bastırılmış, liyakat etkisiz hale getirilmiştir. Böyle bir ortamda sadece yöneticiler değil, onların gölgesinde yetişen kadrolar da sorumludur. Çünkü kabus sadece yukarıdan gelmez; aşağıdan da kabul edilir, desteklenir, sürdürülür.
Bir toplumun sağlıklı işleyişi; sadece yönetenin değil, yönetilenin de ahlaki ve entelektüel sorumluluk almasıyla mümkündür. Liyakat, vicdan ve merhamet; yönetsel başarıdan çok daha derin bir anlam taşır: insaniyeti ayakta tutar.
İşte bu yüzden, gelecek için en büyük tehdit liyakatsizlikten çok, ahlaksız itaattir. Ve bu tehditle yüzleşmenin ilk adımı, korkmadan sormak, susmadan konuşmak ve ne pahasına olursa olsun doğru olanın yanında durmaktır.



