Oysa sevginin ne olduğunu bize onun ardından gelen insanlar öğretecekmiş.
Hastane koridorlarında, cenaze namazında, İstanbul'da, Van'da, köy yollarında, taziye evlerinde gözyaşlarına şahit olurken bir insanın ne kadar sevilebileceğini gördük. Biz onun evlatlarıydık, onu tanıyorduk, seviyorduk. Ama meğer bir insanın gerçek büyüklüğü bazen ardından yürüyen kalabalıklarda değil, o kalabalıkların gözlerindeki samimiyette saklıymış.
Babamın ardından ağlayan insanlar bize şunu öğretti:
İnsan öldüğünde geriye bıraktığı malı değil, gönlü konuşuluyor.
Herkes aynı şeyi söylüyordu.
"Çok iyi bir insandı."
"Kimseyi kırmazdı."
"Herkesin derdiyle ilgilenirdi."
"Hakkını helal etmişti."
Aslında bu son cümleyi biz ondan çok duymuştuk.
Son dönemlerinde sürekli aynı şeyi söylerdi:
"Ben ölümden korkan biri değilim. Ben inanmış bir insanım. Bugün olmazsa yarın öleceğim. Tüm sevenlerime söyleyin; Allah rızası için herkese hakkımı helal ettim. Onlar da haklarını bana helal etsinler."
Ama cenazeye gelen insanları gördüğümde anladım ki insanlar zaten çoktan haklarını helal etmişlerdi.
Çünkü helallik bazen sözle değil, gözyaşıyla verilir.
Bazen bir omuza dokunuşla...
Bazen kilometrelerce yolu göze almakla...
Bazen de insanın ardından edilen samimi bir duayla...
Babam iyi bir dosttu.
İyi bir sırdaştı.
İyi bir arkadaştı.
Ama onu farklı yapan şey sadece iyiliği değildi.
Onu farklı yapan şey insanlara karşı taşıdığı derin anlayıştı.
Bir gün birisinin onun hakkında olumsuz konuştuğuna şahit olmuştum.
"Neden bunları kabulleniyorsun?" diye sormuştum.
Yüzüme baktı ve sakin bir şekilde şöyle dedi:
"Hatırı olan insanların hatırı vardır oğlum. Bazı insanların yanlışlarını, eksiklerini ve kusurlarını bizim örtmemiz gerekir. Bize karşı yapılmış olsa bile... Çünkü kadirşinaslık budur. Gönül almak budur. Yarını görebilmektir."
O gün tam anlayamamıştım.
Bugün anlıyorum.
Çünkü bazı insanlar haklı olmayı değil, gönüllü olmayı seçer.
Bazı insanlar kazanmayı değil, insan kalmayı tercih eder.
Bir gün taziyede aile büyüklerimizden biri başka bir hatırasını anlattı.
Rahmetliyle bir konuda kırgınlık yaşamış.
"Neden bize uğramıyorsun?" diye sormuş.
Babamın cevabı ise yine kendisine yakışır olmuş:
"Hacı amcanın bende hatırı büyüktür. Size yakın olmam onu incitebilir. Sizi de seviyorum ama saygı duyduğum büyüğümü de üzmek istemiyorum. Mesafeli durduğumu düşünmeyin. Sadece durmam gereken yeri biliyorum."
İşte bazı insanlar böyledir.
Kendilerini değil, sonuçlarını düşünürler.
Bugünü değil, yarını hesap ederler.
Haklı görünmeyi değil, kimsenin kalbini kırmamayı önemserler.
Babam da böyleydi.
Hatta ölümünden sonrasını bile düşünürdü.
Kendi toprağında yatmayı çok isterdi.
Ama köye defin konuşulduğunda bazen şöyle derdi:
"İnsanlar uzun yol gelecek. Yorulacaklar. Acaba zorlanırlar mı?"
Düşünebiliyor musunuz?
Kendi ölümünü değil, cenazesine gelecek insanların yorgunluğunu düşünen bir yürek...
Kendisinden sonrasını hesap eden bir vicdan...
İşte gerçek büyüklük biraz da budur.
Ve bugün onun ardından anlatılan onlarca hikâyenin arasında beni en çok etkileyenlerden biri de köydeki su meselesiydi.
Köy büyümüştü.
Nüfus artmıştı.
Su yetersiz kalıyordu.
O ise kendi arsasına ait kullanım hakkını köyün kullanımına bırakmıştı.
Hayat veren suyu paylaşmıştı.
Çünkü o yalnızca kendi yaşamını değil, başkalarının yaşamını da düşünürdü.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:
Babam bize mal bırakmadı belki.
Ama maldan çok daha kıymetli bir şey bıraktı.
Bir ahlak bıraktı.
Bir vicdan bıraktı.
Bir insanlık mirası bıraktı.
İnsanlara değer vermeyi bıraktı.
Empatiyi bıraktı.
Saygıyı bıraktı.
Hatır bilmeyi bıraktı.
Kırmadan yaşamayı bıraktı.
Ve şimdi anlıyorum ki bazı insanlar öldüklerinde toprağa verilmezler.
Davranışlara dönüşürler.
Bir cümlenin içinde yaşarlar.
Bir duanın içinde yaşarlar.
Bir hatıranın içinde yaşarlar.
Bir evladın karakterinde yaşamaya devam ederler.
Sevgili babam...
Sen bize yalnızca bir soyadı bırakmadın.
Nasıl insan olunacağını bıraktın.
Sana söz veriyorum;
Bıraktığın bu mirası taşımaya çalışacağım.
İnsanları kırmadan...
Saygıyı ihmal etmeden...
Vicdandan uzaklaşmadan...
Senin öğrettiğin gibi...
Çünkü bugün çok iyi biliyorum ki sen ölmedin.
Bir ömür savunduğun değerlerin içinde yaşamaya devam ediyorsun.
Ve bize bıraktığın o güzel ahlak, senin bu dünyadaki en büyük eserindir.
Allah rahmet eylesin.
Mekânın cennet olsun babam.
Seninle gurur duyuyorum.