GÜNDEM

Cebimizdeki Yabancı - Mehmet Koç Yazdı...

Merhaba sevgili dostlarım. Şu an bu yazıyı okurken düşünelim: En son ne zaman birine derdimizi anlatırken gerçekten dinlendiğimizi hissettik?

Abone Ol

Geçen yazımda da belirttiğim gibi, konuşacak o kadar çok şey var ki…Ama artık bırakın konuşmayı, maruz kaldığımız olaylardan bile mücadele etmek yerine kaçmayı seçiyoruz. Çünkü kendimizi ifade etme yeteneğimizi ya kaybettik ya da karşımızdaki, manipülasyonlarıyla sözlerimizi bastırıyor. Çoğu zaman “haklısın” deyip geçiyoruz, çünkü iletişim kurmak bir savaş gibi hissettiriyor ve artık biz savaşmaktan yorulduk ve elimizdeki telefonlara gömüldük. Bu durum, sosyolog Emile Durkheim'ın "anomi" dediği normsuzluk halini andırıyor: Toplumsal normlar erozyona ve yıkıma uğradığında bireyler arasındaki bağlar kopuyor ve herkes kendi kabuğuna çekiliyor

Özellikle toplumsal iletişimin önündeki engel nedir? Veya biz ne oldu da bu hale geldik? popüler kültür diyelim mi? Yoksa teknoloji alanındaki önü alınamaz gelişim mi? Ya da biz büyük bir tüketim toplumu mu olduk? Bu duruma yüzlerce cevap üretebiliriz. Açıkçası benim okumalarım tamamen dayatılan aynı zamanda meşru kılınan popüler kültür ve bitirilmesi amaçlanan, başarılıda olunan ulusal bilincin yok edilmesi yönünde. Sosyal medya, bir paylaşım platformu olmaktan çıkıp ticari bir mecraya dönüşmüş durumda. Kimileri kendini ısmarlıyor, kimileri ise ısmarlarken para kazanıyor. İçerik üreticilerinin çoğu, popülerlik uğruna ahlaki değerleri hiçe sayan ahlaksız ve yoz temalara yöneliyor. Türkiye’de sosyal medya kullanımının 2024 itibarıyla %80’in üzerine çıktığını biliyor musunuz? Bu platformlar, artık sosyalleşme değil, yozlaşma aracı ve planı haline gelmiş durumda.

Ne acıdır ki, bu yozlaşmanın ve şölenin başını bizim halkımız çekecek duruma geldi. Son beş yılda sosyal medyanın yarattığı tahribatın haddi hesabı yok. Aile içi şiddetten tutun boşanmalara hatta gençlerimizin uyuşturucu ve ahlaksızlığa sürüklenmesine kadar.

Hepsi bu platformların gölgesinde büyüyor. Örneğin, 2023’te Türkiye’de boşanma oranlarının %40’ının sosyal medya kaynaklı anlaşmazlıklarla bağlantılı olduğu belirtiliyor. Eline telefonu alan neredeyse herkes fenomen olma sevdasına kapılıyor. Erkekler esrarengiz müzikler eşliğinde ya mafyavari söylemlerle ya da saçma sapan psikolojinin tanımlayamadığı ruh hallerine büründüler. Ve acıdır ki kadınlar kendilerini bedenlerini ruhlarını para karşılığında sunup bunu aile kurumunu hiçe sayarak bir gelir haline getirdi. Bir hediye atılacak diye göğsünü açan kadınlardan tutun bunlara para karşılığında ahlaksız teklifte bulunan erkeklere kadar arttı. Etrafımızda birdenbire fenomenler türedi saçma kullanıcı adlarıyla kendilerine toplumda yoz bir alan buldular.

Çoğumuz rastlamışızdır. Canlı yayına yansıyacak şekilde aile içi problemlere yol açtı bu furya, işten dönen koca, sıcak bir yemek beklerken, ki sosyal medya hayatlarında yokken meşru olan bir beklentiydi bu. Eşinin o sırada canlı yayında hediye atmaları için insanlara yalvardığını gördü. Ve bu durum şiddeti yarattı. Aile kurumunu, meşrulaşan ve olması gerekenmiş gibi lanse edilen popüler kültür ve yaratılan bilinen olan yoz yaşam, yok etmiş oldu. Bu durumun yol açtığı boşanmaların ana sebeplerine indiğimizde bunun altında yuvayı kuran iki bireyin birbirleriyle çelişkili, başta iletişim ardından kaybedilen biriciklik kavramlarının sebep olduğunu görüyoruz. Aslında sosyal Medya’nın böylesine hunharca ve böylesine yoz kullanılmasının sebebinin bireylerin kendilerinde baskıladığı birçok yön ve karakterinin dışa vurumu olması kuvvet ve muhtemeldir. Bu ve buna benzer çelişkileri bizim Kürt ailelerden örnek verelim. Özellikle Kürt toplumunda bu yozlaşma, feodal yapıyla birleştiğinde daha da derinleşiyor. İki evli kuzenin eşlerinin bir kahve içmesini bile kıskançlıkla engelleyen zihniyet, aynı eşlerin sosyal medyada boy boy poz verip like yapmasına göz yumabiliyor. Bu, sosyolojik bir çelişki değil de nedir? Erkek egemen toplumun “kuyruğu dik tut” anlayışı, bu çelişkileri körüklüyor. Instagram ya da TikTok’ta fenomen olma sevdası, kadim Kürt kültürünü ve aile değerlerini gölgede bırakıyor.

Bu durumun temelinde ne var dersek eğer. Ben sonuç olarak buna özel savaş politikası diyorum. Evet, kulağa ağır gelebilir, ama sosyal medya, aile kurumunu parçalamak ve sadakat esaslı ilişkileri yok etmek için bir araç gibi kullanılıyor. Komik videolarla başlayan bu mecra, nasıl oldu da fuhuşun, uyuşturucunun ve mafyanın merkezi haline geldi? Sizce de bu, tesadüf olabilir mi?

Şehrimizde, bölgemizde son 7-8 yıldır her alanda saldırılar var. Kadim Kürt kadınlarımız, erkeklerimiz, canlı yayında hediye toplayarak ekonomik bağımsızlığa ulaşma hayaliyle kültürlerinden koparılıyor. Çalışmak, meslek edinmek yerine fenomen olma furyası yaratıldı. Sosyal medya çeteleri, gençlerimizi şekilden şekle sokuyor. Henüz 8-9 yaşındaki çocuklarımız, ellerinde telefonlarla ahlaksızlığı meşrulaştıran taciz ve pornografik içeriklere maruz kalıyor. Öte yandan en acısı anne ve babasından utanan, onları “cahil” gören ‘’cahil’’bir nesil yetiştiriliyor. Yetiştiriliyor çünkü onları siz ya da okullarındaki öğretmenleri değil, sosyal medya yetiştiriyor. Örneğin bırakın komşu sohbetini, evlerde dahi sohbet bitti. Ebeveyn-çocuk iletişimi koptu. Van’da, Amed’de, Muş’ta sokağa çıktığınızda gençlerimizin halini görebiliyor musunuz? Kimisi uyuşturucu batağında, kimisi fuhuşa ve ajanlığa teşvik ediliyor. Bunları yapan veya yaptıranlar, evinize gelip çocuğunuzu zorla bu yola sürüklemiyor. Bunu yaptığı en rahat ve güvenli ortam eviniz değil, evinizde ve cebinizde olan sosyal medya. Çünkü orada senin çocuğunun gencinin ve kadınının zaafı nedir ne değildir çok açık ortada.

Siyasilerimiz, bu toplumsal çürümeye daha fazla göz yumamaz ve yummamalı. Sosyal medya okuryazarlığı eğitimleri şart. Okullarda, mahallelerde, evlerde bu platformların tehlikeleri daha samimi ve gerçekçi bir şekilde anlatılmalı. Özellikle popüler hale gelmiş benim tabirimle soytarı fenomenlere içerik kısıtı getirilmeli. Kürt kültürünü, değerlerimizi gençlerimize aktaran projeler başlatılmalı. Örneğin, Van’da yerel yönetimler, kültürel atölyeler düzenleyerek gençleri sosyal medyanın cazibesinden uzak tutabilecek eylemlere geçmeli. Aileler, çocuklarıyla iletişimi güçlendirmek için telefonları başta kendileri bir kenara bırakıp çocuklarıyla sohbet etmeli. Hepimiz bu yozlaşmaya karşı dur demeliyiz, yoksa maalesef geri dönüşü olmayan bir fatura ödeyeceğiz. Bir gün ekonomi düzelebilir, siyaset toparlanabilir; ama kaybedilen ahlak, yüzyılı aşsa da geri gelmez.

Evet, sevgili okurlarım, bu bir uyanış çağrısı. Çocuğunuzun elindeki telefonun onu nereye götürdüğünü fark ediyor musunuz? Bu yazıyı sadece okumak için okumayın; komşunuz, aileniz, geleceğimiz için harekete geçmek için okuyun. Sağlıcakla kalın. Hoşçakalın.