Bir yanda, yıpranmış defterleri, eski ayakkabıları ve minik elleriyle buruşturduğu üç beş liralık harçlığıyla okula gelen çocuklar vardır; hayalleri, toplumun servete göre biçtiği kaderin gölgesinde solmaktadır. Diğer yanda, pahalı üniformaları, özel derslerle desteklenen ve dijital kaynaklarla donatılmış öğrenciler durur; onlar için eğitim, sadece bilgi edinmenin ötesinde, sosyo-ekonomik ayrıcalığın pekiştiği bir araçtır.


Bu eşitsizlik, tesadüfi değildir; kapitalist sistemin eğitim politikalarına içkin bir yapı taşır. Eğitim, toplumda sınıfları yeniden üreten bir mekanizma hâline gelmiş, bilgi ve öğrenim, tıpkı piyasa değeri olan mallar gibi alınıp satılır olmuştur. Fakir çocuk, eğitimde geri bırakılarak ekonomik ve sosyal sınırları içinde kalmaya zorlanırken, zengin çocuk her fırsatla güçlendirilir; sistem, bu üretim ilişkisi üzerinden kendi devamlılığını sağlar.

Kapitalist düzenin eğitime biçtiği rol, sadece bireysel başarıyı değil, sosyal statüyü yeniden üretir. Okul, eşitlik ve özgürlük vaat etmesi gereken bir alan olmaktan çıkar; sınıfsal ayrımın yeniden üretildiği bir mekâna dönüşür. Bu bağlamda, eğitimde eşitsizlik, salt ekonomik bir eksiklik değil, ideolojik bir inşa sürecidir.

Gerçek bir dönüşüm, sistemin sınırlarını sorgulamakla başlar. Eğitim, ekonomik durumdan bağımsız olarak her çocuğun erişebileceği bir hak olmalıdır. Müfredat, sadece bilgi aktarımını değil, toplumsal adalet ve eşitliği de öğretmelidir. Öğrenciler, bireysel başarıya değil, kolektif özgürlüğe ve toplumsal sorumluluğa hazırlanan bir süreçle büyümelidir.

Vanlı genç inşaattan düşerek hayatını kaybetti!
Vanlı genç inşaattan düşerek hayatını kaybetti!
İçeriği Görüntüle

Kapitalist sistem, eğitim aracılığıyla sınıfsal yapıyı yeniden üretmeye devam edebilir; fakat dayanışma, eşitlik ve bilinçli toplumsal müdahale, bu döngüyü kırmanın yollarıdır. Her çocuğun hakkı olan eşit eğitim, yalnızca bir ideal değil, özgür ve adil bir toplumun temel şartıdır.