Her zamankinden erken toparlandılar.
Gün kararmadan yola çıkmalıydılar.
Zaten o gün Van'ın da tadı, tozu yoktu. lapa lapa kar yağıyordu ve hava kurşun gibi ağırdı.
Kiminin elinde 3-5 kg mandalina, portakal, kiminin poşetinde bir çift ayakkabı ya da bir kazak ...
Evlerine bir an önce varıp onların yolunu gözleyen bebeleri sevindireceklerdi.
Sonrasında odun ateşi ile harlanan sobanın kıyısına kıvranıp günün yorgunluğunu atacaklardı.
Onun için erken davrandılar.
Gün kararmadan yola çıktılar.
Ne de olsa Krapet'in ne mene zéndık olduğunu iyi bilirlerdi.
Yaş silsilesine göre dolmuştaki yerlerini aldılar.
Çünkü bu coğrafyanın törelerinde herkes adap ve usulünü bilir.
Siyah güneş gözlüklü kaptan kontağı çevirir çevirmez, elini aracın müzik çalarına dokundurdu ve rahmetli dengbej Şakiro'nun sesiyle gaza bastı.
Öyle bir kar yağıyordu ki, aracın cam silgileri durmak bilmiyordu.
Araç, içindeki 14 yolcuyla temkinli ve dikkatli yoluna devam ediyordu.
Böylesi zemheri aylarında Bahcesaray'a (müküs'e) gitmek Her babayiğidin harcı değildi.
Ama onlar pes etmedi.
Sevdiklerine bir an önce kavuşabilme umuduyla yollarına devam ettiler.
Ne var ki o Zendik Krapet'ın yamacına vardıklarında aracın mecali tükendi.
Fırtına ve tipi öylesine yoğunlaştı ki, göz gözü göremez oldu.
Tekerlekler artik zincirsiz onları zirveye taşıyamayacaktı.
Araçtaki en babayiğitlerden bir kaçı, lanet olası zincirleri takmak için araçtan indi .
O AN KIYAMET KOPTU.
Zincirler çıkarıldı daha birinci tekerlek zincirleniyordu ki sanki kıyamet koptu.
Tipi ve fırtına içinde Krapet dağında bir HAVAR sesi yankılandı.
Öyle bir HAVAR ki Roboski'de, Elazığ’da Soma'da yankılanan HAVAR misali.
Öyle bir HAVAR ki kurdu kuşu tövbeye getirten cinsten.
Öyle bir HAVAR ki Seyda Fegiyé Teyran'ı ağlatan zalimlikten.
Krapet yine yapmıştı yapacağını.
O ölüm kusan kar dağlarını, sırtından sıyırıp yoksul Bahçesaraylı köylülerin üzerine sürüklemişti.
Krapet, Azrail olup, çocukları yol gözleyen garibanların yakasına yapışmıştı.
"Vay KRAPET mala te xérabe...
Vay Krapet giya u dar jé te şın nebe."
HAVAR sesleri tez zamanda yayıldı dört bir yana.
"Ölüm haberi tez yayılır " derler ya.
14 can kar dağları altında can çekişecek de, durmak, beklemek hangi vicdana yakışır!
Haberi duyan, yönünü çevirdi Krapet cehennemine.
Çevre köylüler, askerler, kurtarma emekçileri, gönüllüler....
Herkes tek vücut tek yumruk olup koştular Krapet'e.
Nefes alıp veren bir cana nefes olabilmek için.
Parmakları üşüyen birinin ellerini tutabilmek için.
Zaten her felakette böylesi kutsal bir ruhla hareket etmemiş miydik?
Lakin nerde bilebilirlerdi ki Krapet zéndıki'nin onlara da ölüm tuzağı kurduğunu.
Korkusuzca gittiler.
Tonlarca karı parmakları ve elleriyle eşelediler.
Kar, tipi, soğuk umurlarında dahi değildi.
Hani olur da bir can kurtarırlar diye.
İşte tam da bu sırada ikinci ve daha korkunç bir HAVAR sesi daha yankılandı.
Krapet tekrar kinini kusmuştu..
İkinci bir çiğ dalgasını bu kez ilk HAVAR sesine koşanların üzerine göndermişti.
Hemi de daha barbarca
Daha zalimce.
Memleket hasreti çeken, Mehmetçiğin bir can kurtarabilme adına can havliyle kar dağlarını yumruklayan kurtarıcıların, yakınlarının ardında ağır yakan sivillerin olduğu yüzlerce kişiyi kar dağlarının altına almıştı.
Böylesi bir mezalim karşısında kuşlar, tavşanlar dahi çığlık çığlığa ağlarken Krapet ölüm kusan küstahlığı ile karşıda duruyordu.
Çığ yine 38 can aldı
Vey dawo...
Vey dawo...
Öyle bir acı ki dağları taşları dize getirten cinsten.
Öyle bir acı ki, ağıtlar kifayetsiz kalır.
Öyle bir HAWAR ki Fegiyé teyran çaresiz kalır.
Keşke bu lanet olası Krapet hep kapalı kalaydı.
Keşke Bahçesaray (Miks) 6 değil 12 ay karanlıkta kalaydı.
Felek mala te xérabe..
Felek mala te xérabe.
Felek mala te xérabe...
Wek mamoste Musa Anter goti "EY XWUDA MA EDİ NE BESE?"