banner97

Cemre İle Ahmet...

Henüz dört yaşında bir yeğenim var (erkek kardeşimin kızı) adı CEMRE…!

Cemre İle Ahmet...

Cemre; çok tatlı, az şımarık, herkes tarafından sevilen zeki bir kız…

Abımin ise Ahmet adında ve 24 yaşında bir oğlu var,

Cemre ile Ahmet oynarken bende onları pür dikkat izliyordum. Çünkü Cemre oynarken, hiç beklenmeyen hareket ve davranışlarıyla birlikte, bazen o masumane çocuk tavırlarıyla da olsa kurduğu cümleler her zaman dikkat çekicidir. Çocuklara çocuk deyip geçmemek lazım…!

Cemre Ahmet’e bağırıyor,

Ahmetttt kedi ol,

Ahmet miyav dedi.

Ahmetttt köpek ol dedi, Ahmet hav hav dedi.

Ahmetttt Robot ol dedi, Ahmet olduğu yerde durdu ve hareketsiz kaldı.

Ahmetttt insan ol dedi ve Ahmet şaşkın şaşkın baktıktan kısa bir süre sonra Cemre’ciğim işte bu çok zor demek istedi ama nasıl anlatabilirdi ki dört yaşındaki Cemreye…!

Cemre devam ediyor haydi Ahmet haydi insan ol, insan oll, insan ollll,

Ahmet mecbur kaldı konuyu değiştirdi haydi  Cemre gel Bambu’dan ev yapalım bak bunu güzel yapabiliriz diyerek, cemrenin dikkatin başka yere çekerek devam ettiler.

Ahmet, İnsan olmak, insan olmanın vasıflarının zor olduğunu anlamış ama henüz dört yaşında ki Cemre’ye nasıl anlatabilirdi o anda…!

Evet çocuklarımıza kedi, köpek, robot olabiliyor muyuz acaba?

Çocuğun bu hayallerini kendimizle süslemezsek, çocuklarımıza hedef koyamayız.

ELBETTE İNSANIZ, HEPİMİZ MÜKEMMELİZ…!

Ama kendimize göre mükemmeliz.

Hep deriz ya!

Ah şu iş arkadaşım,

Ah şu karşı komşum,

Ah şu üst komşum, alt komşum, karşı komşum.

Ah şu sokakta yürüyenler, annem, babam, kardeşim, ülkeyi yöneten, dünyaya egemen olanlar, siyah olan beyaza, beyaz olan siyaha, Irkı’ndan, İnancı’na, kadından erkeğe, Erketen kadına ah ahhahhh deyip,

Kendimiz dışında sorguladığımız herkes,

Neden benim gibi düşünmüyor, benim gördüğümü görmüyor, yaptığımı yapmıyor… diyerek uzatıyoruz ya…!

Aslında bilmemiz gereken şu ki, kimsenin kimseye benzemediği gerçeğidir ve insan siması ne kadar değişik ise, düşünce ve istekleri de o kadar değişik olduğudur.

Kendi evimizi, çocuklarımızı görmez olduk, hep dışarıya hep sokağa ve başkasına…!

İşte sorun buradan başlıyor, değerli okuyucular…

Gelişen teknolojiyle birlikte oluşturulan sosyal ağların evimizde patlamaya hazır birer bomba olduğunu unutuyoruz. Çocuklarımız ülkemizin geleceğidir, neslimizin teminatıdır. İyi yönlendiremezsek, sahip çıkamazsak büyük tehlikelerin kapımızı çaldığının farkına varamayız.

Toplum olarak yukarıdaki tehlikeleri görmezden gelerek, yapmamız gerekenin dışında, varsayımları çok severiz…

Varsayımlar hayatımızın vazgeçilmezi veya doğrumuz olmamalıdır,

Varsayım demek; iftira, dedikodu ve gerçek olmak üzere üç boyutludur.

Doğru sadece gördüğümüz ve ilk ağızdan duyduğumuzun adıdır.

Bunun dışında kalan dedikodu ve iftiradan ibaret ki, bunun adı vebal, günah ve geleceğimize ihanet olarak görmeliyiz diye düşünüyorum.

Saygıdeğer okuyucular Sürçü lisan ettiysek af ola, kimseye akıl verecek durumda değilim. Sadece nacizane düşüncelerimi  sizinle paylaştım. Selam saygılarımla...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER