Peker: İsrail'e giden malları taşıyan gemilerin kimin olduğu belli

Sedat Peker: İsrail'e giden malları taşıyan gemilerin kimin olduğu belli

Peker: İsrail'e giden malları taşıyan gemilerin kimin olduğu belli

Sedat Peker yayınladığı 8. video ile mafya-siyaset-iş dünyası ve güvenlik bürokrasisine ilişkin yeni iddialarda bulundu.

Sedat Peker 'Fırtınalarla Büyüyen Fidanlar Rüzgarlarla Yıkılmazlar' başlıklı 8. videoda, yine gündeme oturacak açıklamalar yapıyor...

Konuşmasının başında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Habertürk'teki yayında, "Peker'in son videosu 8 milyonu aşkın kişi tarafından izlendi..." denilmesi üzerine, "8 milyon kişi çocuk pornosu da izliyor" yanıtını vermesine atıf yapan Peker "Adet olduğu üzere yine yoklamak yapmak istiyorum. Ancak bu sefer Süslü Süleyman'a tek ayak cezası vereceğim. Çünkü çok ayıp şeyler söylemeye başladı. Bilinçaltında yaşadığı olayları dışa vurmaya başladı. Yoklamamızı alalım isterseniz; Düşkün Abdulkadir orda mısın? Süslü Sülüman sen zaten buradasın. Operasyon hazırlattırıyorsun ya senin elemana, çalışıyor şimdi Resul (Organize Suçlarla Mücadele Daire Resul Holoğlu'ndan bahsediyor) bütün milleti nasıl toplayacağız diye... DHKP-C'ye, FETÖ'ye bağladın ya... Geleceğiz sana ama sen cezalı olacaksın bugün. Çakma solcular için, orijinalleri baş üstünde, yoklama almaya gerek yok..." dedi.

Organize suç örgütü lideri olmaktan hakkında arama kararı olan Sedat Peker'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

'SÜLEYMAN, BEN YÜZBİN SENE DÜŞÜNSEM ÖRNEK VERİRKEN AKLIMA ÇOCUK PORNOSU GELMEZ, BİLİNÇALTININ DIŞA VURUMU BU'

"Bizim Süslü, aslan Süleyman biliyorsunuz kadın iç çamaşırları olayı, ahlaksız, makamı hariç. Ondan sonra da çocuk pornosu olayını çıkardı. Ben yüzbin sene düşünsem, örnek verirken aklıma çocuk pornosu gelmez. Freud, psikanalistin temel ilkelerinde bilinçaltının dışa vurumu diye bunu inceliyor. Maslow’un hümanist psikolojisinde anlatmış olduğu tedavi sistemi Süleyman’a uygun değil. Çünkü Süleyman’a bir an önce müdahale edilmesi lazım ve sorunun üstüne gidip bir an önce o sorunla yüzleştirmemiz lazım. Süleyman, bundan sonra sen bana, ‘Doktorum’ diyeceksin. Biz seninle artık ahiretlik olduk. Beni cennete koysalar, seni cehenneme, 'Olmaz, ben Süleyman'ın yanına gitmek istiyorum' derim. En sonki programda söylediklerinden sonra bizim seninle ayrılmamız mümkün değil  süslü Süleyman.

BU DÜNYADA DEĞİŞMEYEN BİR ÜÇLEM VARDIR

Yanlış anlamazsınız size de bir şey söylemek isterim. 40 yaşından küçük olan kardeşlerim, bence sizin bir sorununuz var. Televizyonlarda gördüğünüze inanıyorsunuz, inanmayın dedim, şimdi ben anlatıyorum bana inanıyorsunuz. Ben, ‘Bana da inanmayın’ dedim. Çünkü bu dünyada değişmeyen bir üçlem vardır. Bir insanı korku öldürür, şüphe yaşatır, cesaret de başarıya götürür.

OLAYLARA ŞÜPHEYLE YAKLAŞIN, ÇAKMA GAZETECİLERE SAKIN İNANMAYIN

Şimdi siz, özellikle benim söylediklerim de dahil olaylara şüpheyle bakarsanız daha çok incelerseniz doğruyu daha iyi yakalamış olursunuz. Ben de her insan gibi yalan söylemişimdir hayatımda, ama az ama çok. Fakat ben sizinle akit yaptım, yüzden size yalan söylemeyeceğim, söz namus. Allah’a yemin olsun sizinle olan akdimi bozmam. Söz namus, o yüzden dolayı yalan söylemeyeceğim. Özellikle çakma gazetecilere sakın inanmayın.

'BAYRAK DİREKLERİNE ASACAĞIZ' SÖZÜNÜ MUHALİFLERE DEMEDİM

Mesela bu çakma solcularla, çakma gazeteciler, çoğunuz geçmiş tarihlerde bana küfür yazdınız. Tahmin edebiliyorum. Orada size dediler ki, ‘Muhalifleri öldüreceğim' dedi, 'muhalifleri bayrak direklerine asacağım, oluk oluk kanlarını akıtacağım’ dedi... Mesala onları şunu söyleminizi isterim, bir gram namusunuz, şerefiniz varsa, Sedat Peker'in söylediği bu sözü, 'Ben muhalifleri bayrak direğine asacağım, oluk oluk kanlarını akıtacağım' sözünü getiremeyecekler çünkü öyle bir şey söylemedim. Ama o kadar sık tekrar ettiler ki herkes öyle biliyor. Ben 15 Temmuz anma etkinliği yapılırken, bir tane asker (duruşmada) üstüne ‘Hero’ tişörtü giyip, psikolojik algı yapınca, o zaman insanlarda da korku vardı, tekrar bunlar gelir diye. Üst perdeden bir giriş yapayım dedim; 'Bastille hapishanesinin basılması gibi siz de cezaevlerini basıp arkadaşlarınızı çıkaracakmışsınız, vatan evlatları da orada olacak FETÖ’cüler sizi boyunlarınızdan bayrak direklerine asacağız' dedim.. Ben muhalif demedim.

Rize’de yaptığım konuşmada da, ‘Hamile karılarının yanında şehit edilen, kocalarının, çocuklarının yanında şehit edilen babalarının intikamını sizden alacağız. Size merhamet etmeyeceğiz. Oluk oluk gerekirse kanlarınızı akıtacağız’ dedim. Bu konuya sonradan değineceğim. Bunu şundan dolayı söyledim; aynı yalanı defalarca hızlı bir şekilde tekrarlarsanız toplumun buna inanmasını sağlarsınız.

GEÇMİŞTEN İKİ TANE SKANDAL ANLATACAĞIM

Bir de kardeşlerim, sizin mesela televizyonlarda anlatılanlara inanmamanız için geçmişte yaşanılan, başka bir başbakanlık dönemi, mevcut olan değil, iki tane skandal anlatacağım. İçinde bütün herkes var. O zaman diyeceksiniz, orada da bağırıyorlardı, temiz toplum diye.
Sloganı o dönemki başbakanın temiz toplumdu. Onun da içinde olduğu, onun ailesinin de içinde olduğu, gazete patronlarının içinde olduğu, benim içinde olduğum… Ve o gazete patronunun sahibi olduğu tüm gazetelerde temiz toplum diye bağırıyordu, biz bunları yaparken... Öyle... Samimi söylüyorum. Amacım birilerine sizi düşman etmek değil. İyi yazarlar var, onları mutlaka siz biliyorsunuz. Geri kalana inanmayın. Bizim düşkün Abdulkadir bir yazı yazmış. ‘Sayın Cumhurbaşkanımız bu uluslararası komployu, savaşı kazanacak, çökertecek’ demiş. Sana 50 kere anlatmadık mı düşkün Abdulkadir? Kameraya, tripoda, zekâya yenileceksiniz. 

BU KADAR BELGE, VERİ VARKEN TAYYİP ABİ ONLARA İNANMAYI TERCİH ETTİ

Yapılan zulüm çok fazla olunca buharlaşan su gibi gökyüzüne çıkıyor sonra da azap olarak aşağıya iniyor. FETÖ’cülere ben demiştim. Mevcut olanlara da söyledim. Sülü’ye, Pelikancılara, Derin Mehmet’e söyledim. Keşke Tayyip Abi bu şekilde olaylara müdahale edip çözseydi. Bu kadar veri, belge, anlatım varken… Ancak nedense bize değil, bana değil onlara inanmayı tercih etti. Daha doğrusu bana da değil doğrulara. Ama bu evren kaçınılmaz bir hikâye var. Bir gün mutlaka gerçekleşecektir.

ONLAR DA ANLAMAYA ÇALIŞIYOR

Düşkün Abdülkadir, CIA filan hikâyelerini geç. Onlar da neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Biz arada mesafeyi alıyoruz, yol aldık gidiyoruz.

AZERBAYCAN'DA SOCAR VAR, KATAR'DA BANKALARDA PARA VAR, FİLİSTİN'DE SADECE HAMASET...

Bir de benim için yazıyorlar, ‘Filistin’de olaylar oldu, destek vermedi’ diye. Ben elimden geldiğinde destek verdim ama imgelerle bunu desteklemeye çalıştım. Kendimizi neden kandırıyoruz? Kendimizi kandırmanın ne alemi var. Azerbaycan’da olay oldu, Azerbaycan’a SİHA’ları yolladık. İyi de yaptık. Katar’da sorun oldu, Katar’a askeri birlik kurduk. Azerbaycan’da SOCAR var, SOCAR’ın alt şirketleri var. Katar’da bankalarda paralar var. Filistin’de ne var? Filistin’de hamaset. Kardeşlerimizle beraberiz, e kardeşlerimizle berabersek 10 tane de SİHA oraya yollayın. E hani beraberdik? Öyle cami çıkışında bağırmayla olmaz bu işler. Olmaz. Devletin ekonomik sıkıntısı var diyorlar, parayı biz toplayalım. 10 tane SİHA parasını toplarız. Şu anda bende o kadar yok, veremem, çünkü sıkıntılı zor bir süreç yaşıyoruz. Ama arkadaşlarla toplarız.

 İSRAİL'E GİDEN MALLARI TAŞIYAN GEMİLERİN KİMİN OLDUĞU BELLİ

İsrail’e giden malları taşıyan gemilerin kimin olduğu belli. İsrail’de kimin, o gemilerin yazıhanesinin olduğu da belli. Boykot edelim, şu bu... Boykotu bırak onların malını taşımayı bırakın o zaman. Filistin konusu apayrı bir konu. Buraya çok değinmek lazım. Ama milleti kasmak için ‘Din elden gidiyor, devlet elden gidiyor, aman beka sorunu’... Yav doğdum din, devlet elden gidiyor, temiz toplum. Hep bu konular olunca bir yerde bir film. 10 tane SİHA yollayın, parayı toplamaya ben başlatacağım. Yalandan filim çevirmenin, kendimizi kandırmanın anlamı yok.

15 TEMMUZ'UN ERTESİNDE KONUŞANLARIN HİÇBİRİ SOKAKTA YOKTU Kİ...

Buna benzer bir şey 15 Temmuz’da olmuştu. İlk sokağa çıkanlardanım. ‘Rütbelilerin hepsini vurun, onlar şakirttir’ dedim. 'Size kim vurdu?' diye sorarlarsa, Sedat Peker dersiniz dedim. Ertesi gün çocukları topladık, eşim filan İstanbul’a geliyoruz. Bir baktım ilk konuşmalar başlamış. Çıkmışlar konuşmalar yapıyor, polis kardeşlerimiz de halkın önüne barikatlar kurmuş, konuşmacıları korumak için. Konuşmacıların hiçbiri sokakta yoktu ki. Bu adamlar bir gün evvel, polis, asker herkes şok içinde, gözüne ateş tutulmuş sülün gibi herkes donmuş kalmış. Halk bir organize olmuş, darbeyi bastırmış. Bari ilk gün konuşsalardı. Eşime dedim, bırak gitmiyoruz. Ben çocukluğumdan beri böyle oyunların parçası olmayı kendime yediremedim. 

Sayın Cumhurbaşkanımız, Tayyip Abi, bir uluslararası komplo olduğunu, bu komplonun da merkezinde benim olduğumu ismimi geçirmeden anlattı. ‘Görecekler, bulup getireceğiz’ dedi. Devlet, bulup getirir orada bir sıkıntımız yok. Beni bulup getirmek gerçekleri değiştirecek mi Tayyip Abi? Madem ben uluslararası komplonun parçası ajansam o zaman bundan sonraki videoyu da Tayyip Abi oturup ben kardeş olarak ben anlatacağım. Ne zaman tanıştık, ne zaman görüştük. Ne bir eksik ne bir fazla. Onlara parmak, bilek diyet verdim. Allah’a yemin olsun sen bizim büyüğümüzsün abimizsin, silahı buraya koyacağız, iki tane müfettiş, yalan makinelerinin yüzde 1,5 yanılma payı var, o yüzden mahkemelerde kullanılmıyor. O yüzde 1,5’ta ben doğru söylesem makine ötse kafama yine sıkacağım.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER