Sahi Neydi Bedel

Tekrar tekrar hikâyenin başına dönüyorum, kendi kendime konuşuyormuşum gibi, kendi kendime yazmışım gibi yazının dili eksik kalıyor. Arada ses olanlar silinmiş ve ben neden silindiğini bilmeden büyük bir anlatıcı ustasıymışım gibi tek tek anlatıyorum. Hayatın; ağır yükünün savunuculuğunu üstlenir gibi.

Sahi Neydi Bedel

Yağmur yağsa benden bilecekti. Her şeyin nedeni benmişim gibi, beni sorguluyordu mavi iki iri gözleri, bütün sorguların hıncını benden çıkarıyordu. Neden bu öfke ve neden bu kadar hayata karşı nefret doluydu? Hiç bilmediğim, tanımadığım sözcükler bir bir bana savruluyordu. Bir şeylerin yanlışlığı ve hatalı bir zaman diliminde yanında bulunmam evet evet kabahat benim.

Coğrafyamın kayıp çocuğuydum ben; tenha bir köşede gürültüsüz, sessiz beklerken ölüme susamış insanlar gördüm, dedi. İrkildim ve korku içinde olan gözlerimi ona diktim, peki ben miyim bedel dedim? Sustu; aramızda ki mesafenin iki katına çıkan uzaklığın sessizliğini dinledi. Bir şeylerin uçuruma doğru sürüklendiğini hissettim. Keşke günahının taşıyıcısı ben olsaydım ve bütün yaraları ben giymiş olsaydım. Oysa bütün kavgaların en masumlarıydım, çünkü her şeyden kaçar adımlar ile yönümü hep güneşe dönmüş, ardımda kalan karanlığa hiçbir zaman yön çevirmemiştim.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER