Hocalar… Kitaplardan, kürsülerden, ödünç alınmış otoriteler. Yöneticiler… Kapalı kapılar ardında güç sürdürmeyi öğrendikleri koltuklar. Sizler, bilgiyi öğreten, sır tutmayı değil açıklamayı, adaleti teşvik etmeyi vaad eden mevkilerde oturuyorsunuz. Peki, o gece Rojin’in göl kıyısında bulunduğu günlerde ne yaptınız?

Bilimin, etik standarta duyulan saygının ve insan onurunun bekçileri olduğunuzu söylediniz. Ama suskunluğunuz, elinizdeki yetkinin soğuk bir silikonu gibi etrafa yayıldı; vicdanı saran, insanı utandıran bir donukluk. Bir öğrenci kaybolduğunda, bir genç kızın hayatı tehlikeye girdiğinde, ilk göreviniz kutsal değil miydi? Soruşturmanın sırtını, gecikmenin sessizliğini ve kamuoyunu oyalayan belirsizlikleri nasıl açıklayacaksınız?

Sizden beklenen; panik değil, netlik; kaos değil sorumluluk; makamın ağırlığını hissettiren adımlardır. Oysa kampüs koridorlarında, idari odalarda konuşulanlar—sessiz anlaşmalar, ertelenen açıklamalar, “içeride çözülmesi gereken meseleler” bahanesi—Rojin’in penceresinden bakan herkes için bir ihanet çığlığına dönüştü. Bir hoca, bir yönetici, bir idari yetkili; hiçbir unvan, bir insanın yaşamına dair kaygıları bastırma hakkı vermez.

DEM Parti belediye eş başkanı AK Parti’ye katıldı!
DEM Parti belediye eş başkanı AK Parti’ye katıldı!
İçeriği Görüntüle

Eğer gerçekten bilimi, eğitimi, geleceği savunuyorsanız, Rojin’in adı sizin için yalnızca istatistiki bir rakam olmamalıydı. O bir öğrenciydi; sınavları, hayalleri, akşamüstü kahkahaları vardı. Sizler ise o kahkahaların kaybolduğu yerde sessizliği seçtiniz. Suskunluk, örtbasın elbisesi olduğunda daima ağır kokar. Bir toplumun vicdanını sızlatan, ancak suskunluğun zorbalığıdır.

Gelin; iki kelime söyleyin: “Hata ettik.” Cesaret budur. İhmali itiraf etmek, örnek olmaktır. Gizlemek, dekontları yakmak, dosyaları ötelenmiş raflara kaldırmak ise suç ortağı olmaktır. Herhangi bir insan, herhangi bir öğrenci bu kadar kolay unutulmamalı. Üniversite, yöneticileriyle hocalarıyla, öğrenciyi korumak için var; yoksa sadece güçlülerin menfaatini koruyan şatafatlı bir bina haline gelir.

Ve siz hocalar; o kürsüdeki cübbeyi bir an için çıkarın. Sadece öğrenci bir anne-babanın, bir kardeşin gözyaşını düşünün. Üniformanızın altındaki insanlığınızı hatırlayın. Bir genç kızın hayatı elinizin altından kayıp giderken kalbiniz niçin sessiz kaldı? Eğer açıklama yapamıyorsanız, en azından utanın. Utanç da bir duygudur; vicdanın nabzıdır.

Bu ülkenin yöneticileri—üniversite rektörleri, fakülte dekanları, idareciler—sahnedeki rolleriniz tarih boyunca eleştirildi; şimdi ise hak edilmiş bir hesap soruluyor. Hesap, yalnızca hukuki değil, ahlaki da olmalı. Rojin’in adı kürsülerin gölgesinde ezilmek üzereyken, siz o gölgenin hiç yokmuş gibi davranamazsınız. Sessiz kalmak, bilinçli bir teslimiyettir: vicdanınızın sesini susturmanın, adaletin çarklarını yavaşlatmanın bir yoludur.

Bugün burada duruyoruz ve soruyoruz: Hangi gerekçeyle adım atmadınız? Hangi korkuyla doğruları örtbas ettiniz? Hangi ayrıcalık, bir öğrencinin canına dair şeffaflık talebini paramparça etti? Cevapsız her soru bir suç ortaklığıdır; unutmayın ki tarih suskunlukları yazmaz, suskunlukların hesabını sorar.

Rojin’in kanıtlarla konuşan sessizliği, kulaklarda bir çınlama olarak kalacak. Ve her çınlama, bir sorumluyu işaret edecek; koltuklarında rahat yaşayan, sözde bilgi dağıtan ama aslında hesap vermekten kaçanların isimlerini hafızalara kazıyacak. Bir gün gelecek, “biz bilseydik” lafı size yetmeyecek. Çünkü bilmediniz; görmek istemediniz; duymadınız. Bu toplumun vicdanı ise, o geceden sonra asla eskisi gibi olmayacak.

Adalet; yalnızca mahkemelerde değil, isimlerin açıkça konuşulduğu, sorumluların yüzlerine bakıldığı, hocaların ve yöneticilerin utançla sustuğu bir zeminde yeniden inşa edilir. Rojin’in sesi, sizin sessizliğinizin en yüksek notası olsun. Kulak verin: vicdan sızlıyor. Ve o sızı, peşinizi bırakmayacak.