Yaşama dair bütün günahların karşısına masumiyet, yaşamdan sonraya dair kaygıların karşısına da teslimiyet dizginlendi. Ve iki hattı ayıran ince, belirsiz çizgiye de ‘’kader’’ denildi. Alınlara korku ve mükafat mürekkepleriyle nakşedilmiş bir kader…
Bilmek istedi insan. Adem gibi. Cehalet masumiyetini yitirmişti çünkü. Bilginin kudreti; devredilmiş bütün günahların kefaretini sorgulayabilirdi. Ruhun ve aklın açtığı patikalardan sürükleyebilirdi Adem sonrasını. Yaratmaya devam eden yaratıcıya özenip tamamlanmaya çalışıyordu insan, Kusursuz bir tamlığın peşindeydi yani. Mükemmeliyete duyulan şehvet; yadsımayı, gücü, üstünlük arayışını ve kanı beraberinde getirdi. Ve böylece; günahkarların sürüldüğü yeryüzü kan kuyusuna daha çok dönüştü. Gecenin ve kabrin yurdu olmaya başladı.
Ve iman etmeye devam etti. İman ettiği için öldürdü, öldürdüğü için -alnına kan lekesi çalındığı için-daha çok inanmaya devam etti. Ve yok etmeye dair sıradanlaşmanın laneti doluştu her zerresine. Eksildi, eksildikçe saldırganlaştı. Kabil’in öldürürken hissettiği o korkuyu yitirdi. Kaybetti İbrahim’in İsmail’i kesecekken yaşadığı o kutsal titremeyi.
Tarih; o ilk kıyımdan, o ilk teslimiyetten bugüne yanılgılardan başka hiçbir şey taşımadı bizlere. Yanıldık. İnanırken yanıldık, karşı çıkarken yanıldık. İnsanlığın tarihi koca bir yanılgılar tarihiydi yani. Ve zamanın hükmüyle sıradanlaştı kutsanmış olana dair ne varsa. Paklanması gerekene dair ne varsa daha çok kirlettik. İbrahim oğlunu kurban verirken ellerinin titremesinde de sarsıldık, bugün nara atıp kafa kesenlerle de sarsılıyoruz. Sarsılıyoruz çünkü sıradanlaştıran bizlerdik. İman ettiği için ağlayarak oğlunu kesmeye çalışan İbrahim’den bugün kahkahalarla insanları kesenlere vardıysak bunun sorumlusu bizleriz. Biz hayvan kesenler. Paklanmak için, arınmak için kan akıtanlar.
Akmış ve akacak olan zamanın yükümlüleri olan bizlerin ‘’kurban’’ bayramı kutlu olsun!
Cejna we pîroz be!