Büyük barışı mutlaka yakalarsak her beraber, her şey güzel olacak. Hiç umutsuzluğa düşmek yok, iyi günler olacak!” sözleri bir röportaj esnasında veya bir salon etkinliğinde sarf edilen sözler değil. 2023 yılıydı, Kadir İnanır; kendisinin bir kafede izin almadan kayda alınmasına önce tepki gösterip sonra da “hadi gelin bir şeyler için” dedikten sonra magazin habercilerine söylüyordu. Birçok defa ve birçok yerde barış mesajı vermesine rağmen özellikle magazin habercilerinin mikrofonlarına da bunu söylemesi elbette daha başka. Çünkü bu; toplumsal barış arzusu ve büyük barışa olan inancının, onun hayatında ne oranda yer tuttuğunun kanıtıydı.
Kadir İnanır elbette ülke sinemasının usta aktörüydü. Canlandırdığı her karakterde bir halk, bir coğrafya, bir sınıf vardı. Kah Tatar Ramazan karakteriyle bürokratik çürümeye ve zorba düzene karşı çıkıp “Ben bu oyunu bozarım” demiştir; kah bir patron “İşçiler nankörlük ediyorlar. Ekmek verdim onlara” dediğinde “Karşılığında alın teri aldın. Sen değil, onlar sana ekmek verdiler.” sözüyle racon keserek “ezilenlerden yanayım” diyen Murat Bey olmuştur; kah dün de, bugün de herkesi “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmiyle “Sevgi neydi?” sorusunun cevabını bulmaya itmiştir; kah Dila Hanım ve Bodrum Hakimi filmlerinde aşkın sonu ölüm de olsa gerektirdiği fedakarlığı yerine getirmiştir; kah efsane diyaloglarıyla Kırık Bir Aşk Hikayesi’nde tarifsiz hüzünlü bakışıyla söylediği “Mutluluk yanımızdan gelip geçti” sözleri herkesin boğazında bir yumruya dönüşmüştür.
Nadirattan Bir Sanatçı
Şüphesiz Kadir İnanır, tüm halklar nezdinde “nadirattandır” diyebileceğimiz bir sanatçıydı. Bunun yegane sebebi rol aldığı yüzlerce film, hayat verdiği onlarca karakter değil elbette. Özellikle devlet / iktidar alanının güçle hegemonyasını kurduğu, ekonomik imkan ve şatafat vaadiyle biat / rıza üretmeye çalıştığı bir çağda “nadirattan” olmak öyle kolay olmadı, olmuyor. Dolayısıyla sadece sahnede “iyi oyunca olmak” ayırt edici bir nitelik değil; doğrusu bu pek kolay ve gayet liberal bir kıstas olurdu. İşte tam da burada “halkların kardeşi / ağabeyi / dayısı” düzenin istediği şekliyle oyunu kuralına göre oynamadı, bilakis oyunu bozan oldu daima.
İnanır bu yönüyle aydınlara / sanatçılara ayna tutan bir yerdedir. Birileri 12 Eylül cunta komutanı Kenan Evren’i ziyaret edip güzellemeler yaparken o ise “17 yaşındaki bir çocuğun yaşını büyütüp asan bir şerefsize saygı mı duyacağım?” diyerek net duruş sergilemişti. Mesele sinema setlerinde performans değil, aynı zamanda bir tutum / tavır / duruş sahibi olabilmekti. İşte İnanır hem setlerdeki başarısıyla hem de toplumsal meseleler karşısındaki duyarlılığıyla kendi camiasına örnek teşkil eden biri. Buna karşın gel gör ki ne milyonların yoksulluğu, ne emekçilerin isyanı, ne de Kürt meselesi hakkında sözü de, eylemi de olmayan bir aydın / sanatçı yığınıyla karşı karşıyayız.
Kürt’e Heval Olmak
Kadir İnanır, Karadenizliydi, Fatsalıydı. Denizin çocuklarından dağların çocuklarına selam getiren bir Kazım Koyuncu kadar içtendi. Bir gün yine Diyarbakır’a geldiğinde onun memleket selamını en güzel şekilde Barış Anneleri almıştı. Bir barış annesi ona “Hevalê Kadîr Înanir” diye seslenerek barışı simgeleyen beyaz tülbendini onun boynuna takıvermişti. Anne onu da kastederek herkesin barış için elini taşın altına koyması gerektiğini ifade etmişti. Özellikle 2013 yılı olmak üzere zaten İnanır’ın eli de, gövdesi de barış için taşın altındaydı. O da bundan sonra göçüp gitmeden önce geride bir büyük barış bırakmak istediğini anlatıp durdu zaten. Bunun için ezber bozan cümleler de kurdu sıklıkla. Bir röportajında Abdullah Öcalan’ın barıştaki rolünü doğru anlamak gerektiğini ifade ederek “o halkının önderidir” değerlendirmesinde de bulunmuştu.
Onun “Büyük barış” arzusu ve bunun için aldığı riskler, bugün de yol gösterici bir nitelikte. Bunu yaparken herhangi bir ekonomik kazanç veya politik bir çıkar elde etmeyi de düşünmedi hiçbir zaman. Hatta milletvekili teklifleri karşısında söylediği “O partinin var olması için ya da o partinin savunduğu bütün değerler için yıllarca uğraşmış, çalışmış, bedeller ödemiş bir sürü insan varken ben birdenbire onların önüne geçip milletvekili olamam.” sözleri, onun emekten yana tutumunu yansıttığı gibi ilkeli duruşunu da göstermektedir. Başarılı bir Türk sanatçının Kürt meselesine gösterdiği ilgi, çözümü için elini taşın altına sokması elbette çok kıymetli. Kürtlerin haklı taleplerini görmemek, ülkenin acıyan yanlarını duyumsamamak yurtseverlik değil, olamaz da.
“En Büyük Miras Barıştır”
Büyük barışın eşiğinde kaybettik Kadir İnanır’ı, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin en kritik kavşağında. Cenazesinde halklar buluştu, en uçtaki siyasi partiler bir araya geldi. Artık “ama’ların, fakat’ların” zamanı değil, acıları yarıştırmanın bir anlamı yok. Elimizin altından kayıp giden yıllardan geriye mutlu ve aydınlık bir şeyler bırakmalıyız. Tam da oyuncu ve hayat arkadaşı Jülide Kural’ın dediği gibi; “Kadir’in söylemek istedikleri o kadar büyüktü ki paylaşmak zorundayım. Kadir İnanır Anadolu’dur. Rum’dur, Kürt’tür, Ermeni’dir, Çerkes’dir, Boşnak’tır, Türk’tür, Arap’tır. O, bu toprakların tamamıdır. Bizlere bıraktığı en büyük miras barıştır.”
İbrahim GENÇ