Bir toplumun gerçek aynası, kadınlarına nasıl baktığında saklıdır.
Çünkü kadına yönelik kullanılan dil; yalnızca bir kadına değil, insanlığın kendisine yönelmiş bir tavrın ifadesidir.
Bir insanın kadın hakkında kurduğu cümleler, onun karakterine dair uzun analizlerden daha fazla şey söyler. Kimi zaman tek bir cümle, yıllarca saklanan bir zihniyeti ortaya çıkarabilir. Çünkü insan, bilinçaltında taşımadığı hiçbir şeyi diline taşıyamaz.
Psikolojinin temel gerçeklerinden biri budur.
Dil tesadüf değildir.
Söz, düşüncenin ses bulmuş halidir.
Bu nedenle bir kadına yönelik aşağılayıcı, küçültücü ve onur kırıcı ifadeler duyduğumuzda yalnızca söylenen söze değil, o sözü üreten zihinsel dünyaya bakmak zorundayız.
Çünkü mesele çoğu zaman birkaç kelimeden ibaret değildir.
Mesele, o kelimelerin beslendiği karanlıktır.
Bugün bazı insanlar sahip oldukları servetin, makamın, şöhretin ya da siyasal yakınlıkların kendilerine her şeyi söyleme hakkı verdiğini sanıyorlar.
Oysa para karakter üretmez.
Makam ahlak kazandırmaz.
Şöhret vicdan oluşturmaz.
İnsan bazen yükseldikçe büyümez; yalnızca içindeki boşluğu daha görünür hale getirir.
Tam da bu yüzden, bir kadını aşağılayan her söz aslında sahibini ele verir.
Çünkü saygı insanın eğitiminden önce karakterinde başlar.
Empati insanın makamında değil vicdanında yaşar.
Bir toplumun gelişmişliği de kadınlarına sunduğu yaşam kadar, kadınları hakkında kurduğu cümlelerle ölçülür.
Kadın; yalnızca bir birey değildir.
Kadın hayatın devamıdır.
Kadın toplumsal hafızadır.
Kadın emeğin, üretimin, merhametin ve direncin taşıyıcısıdır.
Anadolu'nun kadim kültürlerinde kadın toprağa benzetilir. Çünkü toprak gibi üretir, büyütür, korur ve yaşamı mümkün kılar.
Bu yüzden kadına saygı yalnızca bireysel bir erdem değil, kültürel bir mirastır.
Ne yazık ki bazı zihinler bu mirası taşıyamayacak kadar yoksullaşmıştır.
İşte tam da burada mesele bir kadının kimliği değildir.
Kürt olması değildir.
Türk olması değildir.
Arap ya da Avrupalı olması değildir.
Mesele kadının insan olmasıdır.
İnsan onurunun dokunulmazlığıdır.
Bir kadını aşağılayan kişi aslında bütün kadınları hedef alır.
Bütün kadınları hedef alan ise insanlığın ortak vicdanına saldırmış olur.
Bu nedenle kamuoyunda tepki çeken bazı söylemleri yalnızca bir gaf olarak değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü kullanılan dil, kişinin bilinçaltındaki değer dünyasının dışa vurumudur.
Bir kadını aşağılayan ifade, sahibinin düşünsel dünyasına dair çok şey anlatır.
O sözler bize yalnızca ne söylendiğini değil, o sözleri söyleyen kişinin nasıl bir dünyada yaşadığını da gösterir.
Çünkü kirli bir dil, temiz bir zihinden çıkmaz.
Aşağılayıcı bir üslup, saygıyla beslenen bir vicdandan doğmaz.
İnsanı küçümseyen bir bakış, sağlıklı bir karakterin ürünü olamaz.
Bu nedenle kadına yönelen her küçültücü söylem karşısında sessiz kalmak yalnızca kadınlara değil, insanlığın ortak değerlerine de sırt çevirmektir.
Bizler biliyoruz ki;
Kadın hakkında kurulan cümleler aslında toplumun kendisi hakkında verilmiş hükümlerdir.
Kadını değersizleştiren toplumlar zamanla kendi değerlerini de tüketirler.
Kadını aşağılayan insanlar ise önce kendi insanlıklarını küçültürler.
Bu yüzden bugün tarafımız nettir.
Kadına yönelik her türlü aşağılayıcı, onur kırıcı ve değersizleştirici dilin karşısındayız.
Kimden gelirse gelsin...
Hangi makamdan konuşursa konuşsun...
Ne kadar servete sahip olursa olsun...
Çünkü insanın büyüklüğü sahip olduklarında değil, başkalarının onuruna gösterdiği saygıda gizlidir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir kadına uzanan aşağılayıcı dil yalnızca bir kadını hedef almaz.
O dil önce sahibinin karakterini yaralar.
Sonra toplumun vicdanını...
Ve en sonunda insanlığın kendisini......
İnsan kalabilmek umuduyla.
Murat Ürgen