Kobani Davası kapsamında tutuklu bulunan Nazmi Gür’ün eşi Birgül Gür, eşinin tutukluluğunun 6’ncı yılı dolayısıyla kaleme aldığı yazıda, geçen yılların kendilerinden bilinçli olarak çalındığını belirterek, “Hiçbir demir kapı, umudun önünde sonsuza kadar kapalı kalamaz. Umut kazanacak. Özgürlük kazanacak. Barış kazanacak” ifadelerini kullandı.
“Hayatımızdan bilinçli olarak çalınmış altı yıl”
Nazmi Gür’ün eşi Birgül Gür, 25 Eylül 2026 tarihinde Ankara’da kaleme aldığı yazısında, eşinin tutukluluğunun 6’ncı yılına ilişkin duygularını paylaştı. Gür, geçen 6 yılın hayatlarından bilinçli olarak çalındığını belirterek, her bir yılın bir ömrün sessiz tanığı olduğunu ifade etti.
Birgül Gür yazısında, “ALTI YIL… Hayatımızdan bilinçli olarak çalınmış; her biri bir ömrün sessiz tanığı olan altı yıl… Yükselen soğuk duvarların, çevreleyen tel örgülerin tanıklığında demir kapılar kapandı ve zaman ağırlaştı. Sen özgürlüğünden mahrum bırakıldın; sevenlerin ise senden, senden çalınan yılların çetelesini tutarak yaşadı” ifadelerine yer verdi.
Takvimlerden tutukluluk günlerinin, aylarının ve yıllarının birer birer karalandığını belirten Gür, artık birlikte geçirilecek sabahların, yürünecek yolların, kurulacak barış sofralarının ve umutla beklenecek güzel günlerin hayalinin büyüdüğünü kaydetti.
“Bir ömrün içinden koparılıp alınan altı yıl”
Altı yılın söylemesi kolay ancak yaşaması ağır bir zaman olduğunu ifade eden Gür, “Bir ömrün içinden koparılıp alınan, yarım bırakılmış bir hayatın altı yılı” sözleriyle yaşadıkları süreci anlattı.
Gür, eşinin çocuğunun büyümesini uzaktan izlemek zorunda kaldığını belirterek, “Onun hüzünlerine, sevinçlerine paydaş olamamak… Sevdiğinin yüzündeki çizgilerin derinliğini, ona dokunamadan fark etmek… Saçlarına erken düşen aklarda, zamanın acımasızlığını sessizce görmek…” ifadelerini kullandı.
“Yaşanması gereken küçük mutluluklar yok oldu”
Tutukluluk sürecinin yalnızca büyük olaylardan değil, gündelik yaşamın küçük mutluluklarından da uzak kalmak anlamına geldiğini belirten Gür, yazısında şu ifadelere yer verdi:
“‘Bugün nasılsın?’ diye gözlerinin içine bakarak soramamak… Hastalandığında elini tutamamak… Yaşadığı bir acıda omuz olamamak… Bir sevincin ortasında ona sarılamamak… Yağmur yağarken aynı pencerenin önünde, aynı sessizliğe birlikte bakamamaktır.”
Gür, geçen 6 yıl içerisinde birlikte dinleyemedikleri stranların, karşılayamadıkları baharların ve birlikte yaşayamadıkları Newrozların zamana emanet kaldığını belirtti.
“Kaç hayat sığdı hapishanenin o dar odasına?”
Birgül Gür, eşinin tutukluluğu süresince yaşananlardan uzak kalmasının yarattığı duyguyu da yazısında dile getirdi.
Gür, “Gidenlerin ardından yakılan ağıtlara tanıklık edememek… Kaybettiğin dostlarını son yolculuklarına uğurlayamamak… Acılarını sevenlerinle paylaşamamak… Hayatın en ağır anlarında, yanında olması gereken insanların sesine yalnızca duvarların ardından ulaşabilmek…” ifadelerini kullandı.
Gür, geçen 6 yıl içerisinde eşinin cezaevinde yaşadığı zamanı sorgulayarak, “Kaç düğün, kaç ölüm, kaç güzel haber ulaştı sana duvarların ardından? Kaç gün, vefalı bir yoldaşın ziyaretiyle kapının açılmasını bekledin? Kaç kez içinden, sessizce ‘Keşke orada olsaydım,’ dedin?” diye sordu.
Yazısında cezaevinde geçen gecelere de değinen Gür, “Kaç hayat sığdı hapishanenin o dar odasına? Kaç kez bir sevincin ortasında eksik kaldın? Kaç kez bir acıyı tek başına taşıdın? Kaç geceyi, sevdiklerinin sesini yeniden duyabilme umuduyla sabaha bağladın?” ifadelerini kullandı.
“Bizden alamadığın bir şey var: Umudumuz”
Birgül Gür, yazısının en dikkat çekici bölümünde ise 6 yıllık süreçte kendilerinden alınamayan şeyin umut olduğunu vurguladı.
Gür, “Bizden alamadığın bir şey var: Umudumuz. Hiçbir demir kapı, umudun önünde sonsuza kadar kapalı kalamaz. ‘Kötülük’; insanın sevgisini, hatıralarını ve özgür bir yarına dair inancını duvarların ardına hapsedemez. Çünkü sevgi, demir kapılardan geçmesini bilir. Umut ise hiçbir mahpusluğun içine sığdırılamayacak kadar büyüktür” dedi.
“Yarım kalan hayatlar yeniden yürümeye başlayacak”
Bir gün demir kapıların açılacağına dair umudunu dile getiren Gür, yarım bırakılan hayatların yeniden başlayacağını belirtti.
Gür, “Bir gün o kapılar açıldığında, yarım bırakılmış hayatlar yeniden yürümeye başlayacak. Eksik kalan cümleler tamamlanacak. Yarım kalan sarılmalar gerçekleşecek. Özgürlüğe doğru birlikte yürünecek. Ve belki de yıllardır suskun kalan sokaklarda yeniden barışın sesi yankılanacak” ifadelerini kullandı.
Bazı yaşamların zamana yenilmediğini, aksine zaman geçtikçe daha da derine kök saldığını belirten Gür, bunu bir ağacın köklerine benzeterek, “Görünmeden, sessizce, sabırla büyürler” dedi.
“Sana ulaşan bir sevgi var”
Eşine seslenen Birgül Gür, yazısının sonunda sevginin ve umudun bütün duvarlara rağmen devam ettiğini belirtti.
Gür, “Unutma! Her daim, ‘Sevdiğim,’ diyebildiğin bir yürek var. Beklemekten yorulmuş olsa da vazgeçmeyen bir umut var. Ve bütün duvarlara, bütün mesafelere, bütün adaletsizliğe rağmen sana ulaşan bir sevgi var” ifadelerini kullandı.
Birgül Gür, eşinin tutukluluğunun sona ereceğine dair umudunu ise şu sözlerle dile getirdi:
“Bir gün… Tutsaklığın sonunda o kapılar açılacak. Güneş, yüzüne uzun zamandır dokunmadığı kadar uzun ve sıcak dokunacak. Altı yılın karanlığından geriye, dayanışmayla büyüyen bir ışık kalacak. O ışık, bizi sevdiklerimize; barışa, adalete ve özgür yarınlara taşıyacak.”
Gür, yazısını “Ve biz, umutla, inançla, sevgiyle haykıracağız: Umut kazanacak. Özgürlük kazanacak. Barış” sözleriyle tamamladı.



