Liselere Geçiş Sınavı (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) öncesi hem öğrencilere hem de velilere tavsiyelerde bulunan Psikolog Öner, stres ve kaygı yönetimine ilişkin önemli tavsiyeleri sıraladı.

“SADECE SINAVA ODAKLANMALARI GEREKLİ”

2 Haziran’da liseye geçiş sınavı ve 8-9 Haziran tarihlerinde yükseköğretim kurumları sınavına girecek öğrencilere seslenen Öner, “Sınav yaklaştıkça kaygı artıyor, bu yoğun kaygıyı kaldırmak ya da en aza indirmek için birkaç tavsiyede bulunacağım.

Öğrencilerimiz yıl boyu yaptıkları çalışmalardan ödün vermeden devam etmeliler, uyku düzeni başta olmak üzere günlük rutinde ne yapılıyorsa o şekilde devam edilmeli. Sınava az bir süre kala; sınav simülasyonu yapılmalı. Örneğin; gerçek sınav saatiyle aynı saatlerde denemeler olmalı. Öğrencilerin bu süreçte çevresel faktörlerden uzak durarak sadece sınava odaklanmaları gerekli.” şeklinde tavsiyelerde bulundu. 

Psikolog Öner, sınava girecek öğrencilerin diyafram nefesi egzersizleri, öz şefkat uygulamaları gibi çeşitli rahatlama yöntemlerinden söz ederek;

“Öğrencilerimiz sınavda bilmedikleri soru üzerinde çok beklememeli, bilmediği soruyu geçip sonra vakit kalırsa tekrar dönüp bakmalı. Sınavda soru çözümüne başlandığında ise kesinlikle en iyi olduğu alanla başlamalı, sıralamayla gitmek zorunda değil, öğrenci hangi alanda daha iyiyse o alandan başlamalı.

Öğrencilerin sınav esnasında sınav dışı farklı bir durumla ilgilenmeden sadece önlerindeki kitapçığa odaklanmaları lazım. Kaygıyı azaltmak için sınava girecekleri okulları önceden görmelerinde de fayda var. Sınava girmeden önce gül koklama tekniği ile üç defa nefes alarak da kaygıyı azaltabilirler, ferahlatıcı ya da limonlu kokular da öğrencileri rahatlatarak, stresi azaltacaktır.”

Psikolog Ayşenur Öner, “Sınav anında fazla heyecandan kaynaklanan titremeler olursa, bunu önlemek için elleriyle dizlerini tutarak kendilerini telkin edebilirler. Sınava iki üç gün gibi kısa süreler kaldığında artık öğrencinin konu çalışması değil sadece test çözmesinde fayda var, bunların yanı sıra geçmiş dönemlerde çıkmış soruları çözmeleri de yine soru kalıplarını tanımalarına yardımcı olacaktır.” ifadelerine yer verdi.

“KAYGI BULAŞICIDIR!”

Psikolog Ayşenur Öner, öğrencilerin sınavda bekledikleri sonuçları almamasına bağlı olarak ebeveynlerin verecekleri tepkilerde dikkatli olmaları gerektiği uyarısında da bulunarak şunları söyledi;

“Bu süreçte anne baba başta olmak üzere çevresel faktörlerin çocuğu fazlasıyla etkilediğini bildirmemizde fayda var, kaygı maalesef ki bulaşıcıdır. Anne baba ne kadar kaygılı olursa bu durum çocuğa da geçer. Ebeveynlere düşen ise biraz daha esnek davranmalarıdır… Sınavları çocuğumuzun değerleriyle ölçmememiz gerekiyor. İstenilen sonucun elde edilmemesi sonucunda ebeveynlerin; çocuklarına destek çıkması gerekiyor.

Van KYK yurtlarındaki hijyen sorunu meclise taşındı! Van KYK yurtlarındaki hijyen sorunu meclise taşındı!

Baskıya maruz kalan çocukların kaygıları daha da artıyor, sınava odaklanmaktan çok, ebeveynlerin tepkilerini düşünüp strese girebilirler. Bu noktada duygular çok önemli, anne ve babanın desteğini hisseden çocuklarda stres ve kaygı bozukluğu çok daha az oluyor, aynı zamanda ebeveynlerin derslerle ilgili çocuklarından çok rehber öğretmenlerden bilgi almaları daha faydalı olacaktır, buna okul-aile işbirliği diyoruz.”

“EĞİTİM SACAYAĞI GİBİDİR”

Psikolog Öner, eğitimde interaktif iletişimin önemine vurgu yaparak, okul-aile işbirliğinin başarıyı getirdiğini söyledi. Öner, “Eğitim sacayağı gibidir; okul, veli, öğretmen, gerektiğinde psikolog, gerektiğinde branş öğretmenleri, gerektiğinde rehber öğretmenleri devreye girer, hepsi bir işbirliği içinde olunca daha çok başarı elde ediliyor” diye kaydetti.

Psikolog Ayşenur Öner, “Ailelerin sınav sonucuna göre çocuklar üzerinde tehdit edici baskılar kurmamasında fayda var. Neden sorusunun sorulmaması gerekiyor, bunun yerine aile; ‘sana güveniyorum’, ‘elinden geleni yaptın’, ‘sonraki süreçte derslerine ve sınavlarına daha fazla özen göstermeni bekliyorum’ şeklinde konuşarak, çocuğun özgüvenini tazelememiz gerekiyor. En büyük rol ailelere düşüyor, maalesef bazı ebeveynler çocuklarını iyi tanımıyorlar.

Çocuk sözel alanda daha iyiyse onu matematiğe zorlamamak lazım ya da resim veya müzik gibi farklı yetenekleri var ama aile onu farklı bir mesleğe ya da tercihe yöneltiyor, durum böyle olunca çocuklardaki ders çalışma isteği de ortadan kayboluyor. İlk eğitim ailede kazanılır; özgüven, kaygı, öfke gibi tüm duygular aileden gelir, bundan dolayı da ailenin tutum ve davranışları çok önemli.” ifadelerini kullandı.

Editör: İshak Kara