Senin için nasıl bir cümle ile söze başlayacağımı bilemiyorum.
"Neden?" Diye sorma lütfen.
Her şeyden önce o gülüşün varya ya... o gülüşün...
En çok ta o Gülüşün hasret kalmanın ızdırabıyla yanıyorum.
Sonrasında o dost sohbetlerindeki esprilerinin yokluğunu yaşıyorum.
Ne güzel bir insandın öyle.
Çocuk yaşta muhtar, toy bir delikanlı iken il genel meclisi üyesi yaparlar mıydı?
Haaaa unutmadan şunu da diyeyim ki, en çok da sen severdin barışı.
Ölümlere bedenini kalkan yaptığın için öldürülmedin mi?
Başkaları ölmesin diye kendini öldürttün yoldaşım...
Yüreğimizin şah damarını patlattın.
Aşk olsun sana çocuk... aşk olsun.
Peki, barış a olan sevdan.
İşte yokluğunun beni deli divane etmesi bundandır.
Senden yakınını. ..
Senden candanını...
Vay be Yoldaş. ..
Vay be kardeşim.
Vallahi erken bıraktın bizleri.
Yanan bu yürekle iki göz iki çeşme ağlamayayım da ne halt edeyim...
Kaç yıl oldu?
Kaç yıl oldu sen gideli?
Ayları, yılları dahi unuttum.
Hani söz vermiştin?
Çukurca ya gidip "BARIŞ KÖPRÜ'sünü" kuracaktık. Bu ülkeye BARIŞ getirecektin. Artik Ceylan, ugur kaymaz solin v.b binlerce çocuk bu iğrenç savaşın kurbanı olmayacaklardır.
Sokaklarda oyun oynayacaklardı . Ya da Eylül ve Eren gibi binlerce çocuk annesiz babasız kalmayacaklardı. Ama Dünyayı yöneten efendiler bir türlü bırakmıyorlar. Bu ülkeye barış siz değerli dostların sayesinde gelecek buna inancım tamdır.



