Türkiye’de sosyalist siyasetin büyümesinde yalnızca şehirli seküler muhalefetin değil, bedel ödemiş halkların, özellikle de Kürt seçmenin demokratik desteğinin önemli bir payı olduğu gerçeği inkâr edilemez. Bu yüzden sol adına konuşan herkesin dili daha özenli, tutumu daha tutarlı olmak zorundadır. Çünkü solculuk, rüzgâra göre pozisyon almak değil; ezilenlerle dayanışmayı zor zamanda da sürdürebilmektir.
Eğer bir siyasetçi, halkların ortak mücadelesi iddiasındaysa, sözleri de bu iddiayı taşımalıdır. Sol siyaset; pragmatizmin değil, ilkenin siyasetidir. Devrimci duruş, popüler atmosferlere göre yön değiştirmek değil, bedeli olsa da tutarlı kalabilmekti
Bugün bu ülkede sosyalist siyasetin nefes alabildiği alan yalnızca büyük şehirlerin konforlu muhalefetiyle değil; yıllardır inkâr edilen, bedel ödeyen halkların dayanışmasıyla açıldı. Bu gerçeği unutmak da, görmezden gelmek de sol siyasete yakışmaz!
Devrimci siyaset rüzgâra göre saf değiştirme sanatı değildir! Solculuk; günü kurtaran cümleler kurmak değil, baskıya uğrayanın yanında tereddütsüz durmaktır. Dün halkların ortak mücadelesinden söz edip bugün buna gölge düşüren her tutum eleştiriyi hak eder!
Çünkü mesele birkaç oy değil, mücadele ahlakıdır!
Mesele koltuk değil, ilkedir!
Mesele popüler olmak değil, halkların onuruna sadık kalmaktır!
SUSAN DEĞİL, HESAP SORAN BİR SOL!
İLKE YOKSA SİYASET YOK!
HALKLARIN KARDEŞLİĞİ PAZARLIK DEĞİL, MÜCADELEDİR!”
Solculuk kürsüde değil, zor günde belli olur!
Devrimci siyaset; alkışa göre yön değiştirmek değil, ezilen halklarla omuz omuza yürümektir! Emek, eşitlik ve halkların kardeşliği diyorsan; bunun bedelini de, sorumluluğunu da taşıyacaksın!
Bunlar da ilginizi çekebilir