Üşür Ölüm Ölüm Bile...

Abone Ol

Sabah evden çıktım.

Kendi oturduğum apartman başta olmak üzere, önünde geçtiğim tüm hane ve işyerlerinin önünde birileri, kar temizler iken, birileri kahvaltı sofralarında kimileri ise masalarının başında sıcak çaylarını yudumluyordu.

Hayatın olağan akışı bunu gerektiriyor.

İtirazım yok.

"Herkes zengin olacak, makam mevkii sahibi olacak" diye bir kaide yok.

Lakin...

Kimi zaman bu hiyerarşik düzende makas öylesine orantısız açılıyor ki 'YUH' demek dahi kifayetsiz kalıyor.

Sayın Okurlar.

Bakınız..

İki üç gün öncesinde yaşadığımız bu şehirde bir kardeşimiz, sokakta donarak hayata veda etti.

Hele bak bu trajediye...

Ölüm sebebine bak!!!

"Bir milyon nüfusu olan kentte, bir vatandaş kentin orta yerinde donarak ölüyor"

Peki bundan daha utanç verici bir şey olabilir mi?

34 yaşında bir genç, çoluk çocuğunun nafakasını çıkarmak için katı atık toplarken yorgunluktan uyuya kalıyor ve o sokakta can veriyor.

Eyyy kentin muktedirleri...

Böylesi bir trajediyi kaderle ilişkilendirebilirsiniz.

Haydi buna da 'eyvallah'..

Anca Mevlüt DAYAN olayı ne ilk ne de son olacak.

Karşı karşıya olduğumuz ve gittikçe derinleşen toplumsal bir yara söz konusu...

Bu derinliği yaratan onlarca vakaa var.

Genç yaşta intiharlar.

Taciz ve şiddet bağlantılı cinayetler.

Çocuk istismarı.

Binleri ilgilendiren KHK mağduriyeti

Esnafın ekonomik sıkıntıları

Kentsel gelişim alanındaki geri kalmışlık.

Yoksullukla bağlantılı dolup taşan internet cafeler ve okey salonları.

TEDAS, VEDAŞ, AKSA ve THY gibi kurumların orantısız keyfi uygulamaları.

Vs.vs...

İşte bunların hepsi bir araya toplandığında TOPLUMSAL DEPREMİN fay hatları kırılması kaçınılmaz oluyor.

Ancak ve ancak bu kırılmaların sebep ve sonuçlarına dair bu kentte zerre kadar bir reaksiyon yok.

Başta siyasiler olmak üzere, Bürokrasi, STK'lar, sosyal bilimciler, pedagoglar ve sosyal medya müdavimlerinin böylesi bir trajedi karşısında elle tutulacak bir çalışması yok.

Kentteki yazar-çizer takımının bu trajedi karşısında kaleme aldıkları bir tek yazı yok.

Toplumsal mutabakat bu mudur?

Kent ve kentliye sahip çıkmak bu mudur?

Peki bu yaklaşım akıl tutulması değil de ne!!!

Siyasisinden tutundan da, bürokratına ve tüm kent dinamiklerine sesleniyorum.

Elinizde vicdanınıza bırakıp, şapkanızı çıkarıp önünüze koyun.

Siz, siz vicdanınıza, bu yazdıklarımdan zerre kadar bir abartı ve yalan var mı?

Yani birilerinin tabiri ile "Naif Yaşar, halkı kin ve nefret duyguları ile kışkırtıp suç mu işliyor?"

Yoksa bu acılar gittikçe derinleşir iken, sosyal medya üzerinde beğeni yarışına giren kentin muktedirleri mi suç işliyor?

Bunun kararı siz okurlara kalmış.

Yoksa üstad Ahmet Kaya’nın dediği gibi sokak ortalarında "ÜŞÜR ÖLÜM ÖLÜM BİLE" demeye devam ederiz.