VAN HABER

Van’ın Sessiz Olmayan Çığlığı - Mehmet Koç Yazdı...

Merhaba sevgili arkadaşlar, uzun zamandır yazmayı eleştirmeyi hatta çok ötesini söyleyeyim yorum yapmayı bile bırakmıştım. Fakat gelinen son zamanda...

Abone Ol

Mehmet Koç Yazdı...

Yazmadan edemeyeceğim. Naçizane okumalarımı siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. Diyeceksiniz ki bize ne anlatacaksın konular bu kadar birbirine girmişken hangi noktaya değineceksin. Sevgili arkadaşlar size Van’ın ve bölgemizin acı gerçeğini paylaşacağım.
Van’da doğup büyümüş, bu şehrin tozunu toprağını yutmuş biri olarak. Van’ı çok seviyorum, denizimizin mavisini, dağlarımızın heybetini, insanlarımızın mert, merhametli ve sıcaklığını …

Ama gelin itiraf edelim, arkadaşlar kentimizde bir şeyler yanlış gidiyor. Aşiret kültürünün yozlaşması en bariz yanlış, düğünlerdeki servet yarışı, gençlerimizin madde bağımlılığına sürüklenmesi, ailelerin parçalanması, Kürt kadınlarına yönelik sistematik saldırılar… Bunlar bir zincirin halkaları gibi, birbirine sıkı sıkıya bağlı ve toplumumuzu bir uçuruma sürüklüyor. Artık toplumsal sorunlarda adaletin tecellisi kimin aşireti güçlüyse ile sonuçlanıyor. Bunun yanında Tiktok gibi mecralarda saçma span mafya müzikleriyle hayatında kötülük ve nefretten başka hiçbir şey başaramamış çirkin adamların ya birilerine tehdit ya da birilerine üstünlük sağlamak amacıyla yayınlanan videolarla kaynıyor. Bunu gören gençler özenmeyi bıraka durun aynı yolda emin adımlarla ilerliyorlar.
Kürt aileleri ve Kürt kadınları üzerindeki saldırılar, bu yozlaşmanın en acı sonucu. Bugün bunları samimi bir şekilde konuşalım, Kim bilir belki bu yazıyı okuyup vicdan azabı çeken bir ağa veya bir milletvekili buluruz, bir uyanışa vesile oluruz, ne dersiniz?
Önce şu düğün meselesinden başlayalım. Van’da bazı aşiret düğünleri, adeta bir servet yarışı. Hatırlayalım tamda düğün sezonundayken,’’ AŞİRET’’ düğünlerinde geline kilolarca altın takılıyor, damada milyonlarca lira nakit adeta o gece hayatı boyunca yapacakları en büyük hatayı yapıyorlar.
Ertesi gün ne oluyor biliyor musunuz? Çoğunlukla o altınlar geri bozdurulup kapanmayacak borçların bir kısmı kapatılıyor, ve sistem şöyle ilerliyor. Örneğin benim düğünüme 10 bin Tl atan birinin düğününe mutlaka 10 binin üstünde atman gerekiyor. Ve bu yüzden adeta bir borsa gibi sürekli artan ölçüde ekonomistlerin yatırım tavsiyesi haline geliyor.
Peki ya düğün yuva kuracak iki gence karşılıksız destek değil miydi? Cevap: HAYIR
Ve günün sonunda genç çiftimizi, erkeği evini yuvasını bırakıp gurbete gönderecek kadar büyük bir borç batağına dönüşüyor. Kadını ise derin bir üzüntü ve kriz. Tabi ki gencimiz bir inşaat iskelesinden düşüp ölmeyene kadar.
Neden mi böyle? Çünkü bu, aşiretlerimizin AĞALARIMIZIN ve avanelerinin yarattığı bir rekabet kültürü. Ağalarımız demişken ağalığın maaşı varmı derseniz, evet var çözümsüzlüğe itip çözdükleri her olay başına komisyon ya da hediye alıyorlar. Olaylar (kız kaçırma, adam vurma, yaralama vb.) bu arada şerefli, beyefendi, abi statüsünü taşıyan ağalar elbette var. Onları bu makaleye katmıyorum onlar kendilerini biliyorlar.

Normal kendi yağında kavrulan ailelerimiz ve gençlerimiz bunları gördükçe eziliyor çocuklarına günümüz ekonomisinde bir ayakkabı bile almakta zorlanırlarken, komşu düğünde lüks arabaların konvoylarda yarışlarına ve dron çekimleriyle popüler budala ajansların paylaşımlarına şahit oluyor.
Bu gösteriş, toplumsal eşitsizliği derinleştiriyor; gençler aynı şartlara ulaşmak için çalışıp kazanmak yerine kısa yoldan zengin olma hayaline kapılıyor. Halbuki çevrelerinde bu yoz ve kötü örnekler olmazsa sadece talip olukları sevdikleri kadınla mutlu huzurlu bir yuva kurma hayali var. Bu yozlaşı ve popüler kültür saldırısına maruz kalan en minimalist aileler bile damat adayına ağır ekonomik şartlar koyuyor. Damat adayına evin var mı? diye soran babaları anneleri türetiyor. Sorması gereken ahlaki değer soruları yerine ekonomik şartların sorulması acı bir sonuç.
Bu yozlaşma, Osmanlı’dan kalma aşiret sistemlerinin modern hali. Siyasal baskılar ve özel savaş politikaları altında, aşiretler çoğu zaman aparat haline geldi. Rant, ihale ve büyüklerinin omuz dokunuşları onlara daha fazla özgüven ve cesaret verdi.
Sonuç? Bir toplum ki, mutluluk yerine kıskançlık, dayanışma yerine rekabet hakim.

Bu rekabet, mafyalaşmayla iç içe geçiyor. Van’da son zamanlarda işlenenen cinayetler, alacak-verecek kavgaları önü alınamaz şekilde artıyor. Van ve çevresinde son iki yılda aşiret çatışmalarında resmi olmayan rakamlara göre en az 30 kişi hayatını kaybetti, ocaklar söndü. Bu çatışmalar sadece kan davası değil, arkasında ihale, siyaset ve mafya bağlantılarıyla dolu ama bunlar sadece görünen yüz. Arkasında özel savaş politikalarının taslağı var; bölgede kaos ve endişe, kimsenin kendini güvende hissetmediği bir kent, adaleti bulamayan birey, birde üstüne güçlü bir ağası olmayan her birey kendi adaletini ya şiddete ya da Yaradana bırakıyor.
Örneğin köy koruculuğu gibi kısmi aşiretlerin gölgesindeki yapılar bile paramiliter örgütlere evrildi, uyuşturucu ve silah ticaretiyle zenginlik hayali yayıldı. Bu hikayede yanan gençlerimiz ve kadınlarımız oldu. Kimileri zerafeti ve popülerliği kamuflajlarda ararken kimileri ise hayatlarını yakacak kararlar aldı. İyi bir eğitim yerine, “Kısa yoldan para kazanayım, kendimi ispat edeyim” düşüncesi aldı başını gidiyor.
Neden? Çünkü yoksulluk, işsizlik ve eğitimsizlik onları buna müsait kılıyor. Hepimizin bildiği bir şey Van’da madde bağımlılığı korkunç boyutlarda. Ve bunun sebebi yine paramiliter örgütler.
Üstelik uyuşturucuyu sağlayanlar (torbacılar) bunu alenen kamuya açık alanlarda rahat bir şekilde yapıyor? Dur diyen yok çünkü sorgulama yetisi elinden alınmış, aptallaşmış gençlik, istenilen bu. En az 15 bin uyuşturucu bağımlısı gencimiz var kentimizde, çoğu 13-15 yaş arası çocuklar ve bu gençler çetelere sürükleniyor. Çetelerin ya taşımacısı ya tetikçisi ya da fuhuş malzemesi oluyor. Uyuşturucu ticaretiyle “zengin olma” algısı, aileleri parçalıyor babalar ilgisiz, anneler çaresiz, çocuklar sokaklarda.
Bu tamda, özel savaş politikalarının mirasıdır. Güç toplumu bölsün, gençler geleceksiz kalsın ve yasak işlere yönelsin amaç bu, birinin ya da birilerinin. Fuhuş, tefecilik derken, aile kurumu bitiyor ve boşanmalar artıyor ve sonucunda çocuklar sahipsiz.
Şimdi en yürek yakan kısma gelelim, Kürt aileleri ve kadınları üzerindeki saldırıları konuşalım. Bölgemizde, özellikle Van ve çevresinde, genç kızlar müthiş bir yozlaşı ve popüler kültür baskısı altında. Bu kültür aile kurumunda aile içi şiddete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yol açıyor, üstüne bir de dış saldırılar…
Bakın, Rojin Kabaiş olayına 21 yaşındaki üniversite öğrencisi, kaybolduktan 18 gün sonra ölü bulundu. Aileye intihar deniyor ama aile reddediyor bunu üzerine cesette iki erkeğe ait DNA izleri bulunuyor. Ölüm saati belirsiz, ihmaller diz boyu. Failler hala bulunamadı, yurttan çıkarken giydiği sarı terlik bile kayıp. Bu, sadece bir ölüm değil; sistematik ihmallerin sonucu. Özel savaş politikaları altında, kadınlar hedef alındı cinsel şiddet, intiharlar arttı. Benzer şekilde, Batman’da Musa Orhan olayını hatırlayalım 18 yaşındaki İpek Er, uzman çavuşun cinsel saldırısına uğradı, mektup bırakıp intihar etti. Orhan 10 yıl hapis aldı ama tahliye edildi, dava hala sürüyor. Bu olaylar, Kürt kadınlarının nasıl korunmasız ve hedef gösterildiğini gösteriyor sizce de ağır yaptırım yerine sonuçsuz kalması bu tür suçlara teşvik değil mi? Aileler korku içinde, kadınlar eğitimden uzaklaştırılmak zorunda bırakılıyor. Sizce Rojin’in babası bunların olacağını bilse çocuğunu eğitim için Diyarbakır’dan vana gönderir miydi? Peki ya Rojinler, Asminler, jiyanlar nasıl sağlıklı ve güvenli bir eğitim alacak?
Sevgili dostlar, bu yazı acı bir sohbet oldu, çünkü dertlerimiz ortak. Aşiretler farkında olarak ya da olmayarak yozlaşması ve rekabeti şu haliyle doğuruyor, düğünler haliyle borç batağına sürüklüyor ve sonucunda gençler maddeye ve şiddete yöneliyor, kadınlar hedef oluyor ve aileler dağılıyor. Ama umut var, çünkü bu çığlığı duyuyoruz. Van’ı kurtaralım, gençlerimizi koruyalım! Aşiretlerimi dağıtmak yerine dayanışmaya çağıralım ve düğünlerimizi birilerinin güç kavgasına değil, yuva kurulan alanlara çevirelim, Yerel yönetimler, kanaat önderleri, STK’lar ve bizler, hep birlikte barış projeleri başlatalım. Şehrimizi beraber kurtaralım…