Van Gölü havzasında artan askeri ve kamu tesisleri, kıyıları erişime kapatırken gölün hassas ekosistemini tehdit ediyor.

Türkiye’nin en büyük gölü olan, çok sayıda koyu bulunan ve yüzölçümü 3.713 km² olan Van Gölü, hem tatlı su hem de sodalı deniz ekosistemlerinden farklı, kendine özgü bir sucul ekosisteme sahip. Ancak göl, yıllardır göz göre göre yok ediliyor. Kirlilik, kuraklık ve denetimsiz yapılaşmanın yanı sıra, göl çevresinde artan askeri ve kamu kurumlarına ait tesisler Van Gölü’nü halktan koparırken ekolojik yıkımı da derinleştiriyor.

Göl kıyıları tel örgülerle çevriliyor, göl “güvenlik” gerekçesiyle fiilen yasaklı alanlara dönüştürülüyor. Edremit'ten Gevaş'a, Erciş'ten Tatvan'a kadar uzanan Van Gölü havzasında çok sayıda askeri birim ve kamu tesisi göl kıyılarına yakın noktalarda konumlanıyor. Bu tesislerin önemli bir bölümü, Kıyı Kanunu’na rağmen yurttaşların erişimini engelliyor.

Sahil şeritlerinde güvenlik noktaları, bariyerler ve “girilmez” levhaları artık olağan hale gelmiş durumda. Devlet kurumlarının dışında kalan kıyı sahilleri de özel sektörün denetiminde bulunuyor ve ücretli kullanılabiliyor.

KIYILAR DEVLETİN DEĞİL HALKIN

Anayasa’ya göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altında olsa da herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olması gerekiyor. Ancak Van Gölü çevresinde bu ilkenin sistematik biçimde ihlal edildiği görülüyor. Kamu kurumları ve askeri yapılar eliyle yaratılan yasaklı alanlar, gölü kamusal bir varlık olmaktan çıkarıp kurumsal bir mülke dönüştürüyor. Yurttaşlar, özellikle yaz aylarında göle ulaşmanın neredeyse imkânsız hale geldiğini belirtirken, bölge halkı kıyıların adım adım gasp edildiğini ifade ediyor.

BALIK TÜRLERİ TEHLİKEDE

İçinde yüzlerce canlı türü bulunan gölde bilinen 103 tür fitoplankton, 36 tür zooplankton ve iki tür balık yer alıyor. Kıyı yapılaşması, yoğun insan faaliyeti, gürültü, atık ve ışık kirliliği bu yaşam alanlarını ciddi biçimde tehdit ediyor.

Askeri ve kamu tesislerinin yarattığı baskı yalnızca betonlaşmayla sınırlı kalmıyor, balıkların yaşam alanları parçalanıyor. Arıtma sistemleri, atık yönetimi ve çevresel etki raporlarının kamuoyuna açıklanmaması ise eleştirilerin merkezinde yer alıyor.

'GÜVENLİK' KALKANIYLA DENETİMSİZLİK

Askeri ve güvenlik gerekçeleri, Van Gölü çevresindeki yapılaşmanın en temel savunusu olarak öne sürülüyor. Ancak hukukçular, güvenlik bahanesinin çevre hukukunu askıya alamayacağını vurguluyor.

Askeri alanlar dâhil olmak üzere tüm kamu tesislerinin çevre mevzuatına, kıyı kanununa ve uluslararası sözleşmelere tabi olduğu hatırlatılıyor. Buna rağmen Van Gölü çevresinde kaç askeri ve kamu tesisinin bulunduğu, bu yapıların göle olan etkileri ve hangi izinlerle inşa edildiği belirsizliğini koruyor.

Çevre örgütleri ve yerel inisiyatifler, Van Gölü havzasında bulunan tüm askeri ve kamu tesislerine dair açık, denetlenebilir ve kamuoyuna açık bir envanter açıklanmasını talep ediyor. Yeni yapılaşmaların durdurulması, mevcut tesislerin ise bağımsız çevresel denetimden geçirilmesi isteniyor.

Van İMO: “Kentimizin Yeşiline ve Geleceğine Sahip Çıkıyoruz”
Van İMO: “Kentimizin Yeşiline ve Geleceğine Sahip Çıkıyoruz”
İçeriği Görüntüle

Aksi halde gölün yalnızca kirlilikle değil, devlet eliyle yaratılan kapalı alanlar ve ekolojik tahribatla yok olacağı uyarısı yapılıyor.