Van–Hakkâri yolu da maalesef böyle bir yol!
Her virajında bir nefes, her rampasında bir kader yolu çizilidir.
Bu yolun sessizliği yüksektir; çünkü çok şey görmüş, çok şey saklamıştır. Simsiyah asfalt boyunca uzun ince beyaz çizgiler kimilerini varacağı yere ulaştırdı.
Kimilerine en mutlu günlerinde beyaz gelinlik ve damatlık elbiselerine kefen oldu.
Kimine akşam evine varacağı vaktin kapı zili düğmesinin sağır sesizliği oldu.
Devletin istatistiklerinde bu yolun kaç can aldığını söyleyen tek bir sayıya ulaşamadım.
Ama bölge insanının yüreğinde, hiç silinmeyen bir defter vardır:
“Bu yolda kimi kaybettik?”
O defterde isimler vardır…
Yarıda kalan yolculuklar, yerine ulaşamayan yolcular, bir telefonla dağılan aileler.
Resmi bir toplam yok, ama gerçek, insanların hafızasında ağır ağır taşınır.
Dağların Gölgesindeki Son Yolculuklar
Bu yolun bir tarafında uçurum, bir tarafında baraj gölü, bir tarafında rüzgârın dili var.
Güzeldere Tüneli’nin loş ışıklarında kaç son nefes verildi bilmiyoruz.
Zernek Barajı’nın kıyıları, kaç aracın sulara gömüldüğünü hiç anlatmadı. Aspeşin (Çavuştepe) Ovası kaç aracın çarpışma anında, gökyüzüne uçuşan kuşlara tanık oldu bilinmez.
Her yıl, her mevsim, aynı haberler düşer bölgenin evlerine:
“Van–Hakkâri yolunda feci kaza, ölü sayısı…”
Sadece 2025 yılında yerel ve ulusal haber kaynaklarından malum güzergahta gerçekleşen ve ulaştığım trafik kazasında hayatını kaybedenlerin sayısı 23!
Az mı?
Sayı gibi görünür, ama her birinin arkasında bir çocuğun sessizce ağladığı bir oda, bir annenin donup kalmış bakışı, bir babanın içten içe çöken omuzları vardır.
Bu Yolun Suçu Ne?
Belki de bu yol suçlu değil.
Belki onu suçlu yapan, dağların arasına sıkışmış çaresizliktir.
Ağır yük taşıyan kamyonlar, koridor gibi daralan virajlar, her kış kapanan geçitler, keskin virajlar, buz tutan geceler, ardı sıra uçurumlar.
Kim bilir?
Belki de bu yol, insanların mecburiyetinden yorulmuştur.
Her gün birileri yine bu yoldan geçer; çünkü gidecek başka yer yoktur.
Ekmeğine, akrabasına, hastasına, okuluna ulaşmak isteyen herkes için bu yol bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Basına düşen kazalar yalnızca görünenlerdir.
Ya görünmeyenler?
Bir gece yarısı ambulans bile yetişmeden sessizce kapanan gözler…
Yalnızca birkaç kişinin bildiği, hiç yazılmamış kaderler…
Bu yolda hayatını kaybedenler canların istatistik verilerine ulaşamamak, yitirilen canlar yok mu sayılıyor?
Belki bu yolun da bir dili olsaydı, şöyle derdi:
“Ben kimseyi almak istemedim.
Beni genişletin, beni ışıklandırın, beni güvenli kılın, Ben de insanları taşıyayım, kaybetmeyeyim.”
Daha dün Zernek Barajı’nın keskin virajlarından kontrolü kaybederek bariyer yol güvenliğinin olmadığı uçurumdan barajın durgun sularında can veren Rojhat Durğun, Cihat Durna ile Furkan Berat Özdemir’in gencecik ömür yolunda son bulması.
Sebep ortada…
Sonuç: Görmezden Gelinen Bir Sessiz Çığlık
Van–Hakkâri yolu bize basit bir şey söylüyor aslında:
“Ben hâlâ tehlikeliyim.
Hâlâ hayatlar eksiliyor.
Hâlâ kimse benim gerçek sayımı bilmiyor.”
Ve biz hâlâ, “Kaç kişi hayatını kaybetti?” sorusunun cevabını öğrenemiyoruz.
Çünkü bu yolun ölümleri bir sayı değil; yarım kalan hayatların acısıdır.
O yüzden hiçbir zaman tam hesaplanamaz.
Bu yolun sessiz çığlığını duyan her insan bilir ki, mesele rakam değil; her bir can, bir dünyadır.
Soruyorum:
Bu yolun hesabını kim verecek?
Kim çıkıp da “Artık bu yol güvenli” diyebilecek?
Kim “Bir kişinin daha ölmesine izin vermeyeceğiz” diyecek?
Ben Muhsin, sıradan bir yuttaşım, mühendis değilim, siyasetçi değilim, karar merci değilim.
Ama bu yolun sessizliğine alışmış bir toplumun içinden gelen dertli bir sesim sadece.
Van - Hakkari yolunda yitirdiğimiz tüm canlara rahmet diliyorum.

