Bu gerçek bile Van’ın yüz yıl önce dahi küresel hesapların odağında olduğunu gösterir.
1915 olaylarından bir yıl önce bu konsoloslukların Van’ı terk etmesi ise tarihsel bir ayrıntı değil, ciddi bir işarettir.
1915 yıllarında Kürtler, Türkler ve Ermeniler arasında yaşanan büyük felaketlerin merkezinde Tuşpa vardı.
Kim yaptı?
Bugün Van mahallelerine adları verilen kimi paşalar başta olmak üzere; Kürtler, Türkler ve Ermeniler.
Hepsi dönemin karanlık sistemine, büyük oyunlarına alet edildi. Dün kapı komşusu olanlar, aynı tarlada çalışanlar birbirini vurdu, yaktı, yıktı.
Bugün Van Kalesi’nin arkasındaki tümsekli o alan hâlâ sessizdir.
Çünkü orası aslında binlerce yıllık bir şehir hafızası mezarlığıdır.
Bu trajedide herkes suçludur.
Zira kimlerin fetva verdiği, kimlerin siyaset ürettiği, kimlerin kışkırttığı artık akıl ve us ayırt edebiliyor.
Yakılan Tuşpa’nın yerine Cumhuriyet’le birlikte şimdiki kent merkezine yeni bir Van kuruldu.
Şerefiye Mahallesi, Ordu Evi Caddesinde Japon Pasajının bulunduğu cadde sağlı sollu devlet kurumlarıyla şekillenen bir kent merkezi oldu.
O günden bugüne Van, belediyeler eliyle değil, esas olarak merkezi idarenin temsilcisi olan Vali eliyle yönetildi.
Belediyeler halkçı ve yerel bir anlayış üretmeye çalışsa da, son imza her zaman Valinin oldu.
Aradan yüz yıl geçti.
Bugün neredeyse üçüncü kez yeni bir Van inşa ediliyor.
Ama değişmeyen bir şey var.
Kentsel süreklilik hâlâ yok.
Son dönemde yapılan iki büyük kamu yatırımı bu açıdan ciddi bir sorgulamayı hak ediyor;
Yeni otogar ve sebze hali.
Bir şehri şehir yapan en temel unsur ulaşımdır.
Karayolu, bir kentin omurgasıdır.
Van’ın en yoğun giriş-çıkış hattı ise tartışmasız biçimde Gevaş istikametidir.
“Bu yol Van’ın eli ve ayağıdır.”
Peki bu gerçek bu kadar açıkken, bu iki büyük yatırım neden bu yolun ters yönüne yapıldı?
Bir atasözünde:
“Öküz bıçağın yanına götürülmez, bıçak öküzün yanına götürülür.”
Sayın; Vali farz edelim siz ogün şehirlerarası bir otobüs şoförüsünüz.
Edremit’ten çevreyolu üzerinden yeni otogara gidiyorsunuz. İçinizden de habire söyleniyorsunuz “bu otogarı hangi Vali buraya yaptı?”
Ben de aynı otobüste yolcuyum.
İkametim İpekyolu, Edremit ya da Tuşba.
Ama bu üç ilçeyi de pas geçiyorsunuz.
“Yolda inebilir miyim?”
İnemezsiniz. Çünkü herkes benim gibi gideceği yere yakın inmek ister.
Otogara kadar giderim,
Sonra 20-30 kilometre geri dönerim.
Sebze hali de aynı kaderi paylaşıyor.
Ürünler güneyden Mersin ve Adanalardan geliyor, yük yine güney aksını kullanıyor.
Sonuç ne olacak?
Çevreyolumuz, o tarihi Roma Yolu trafiğe boğulacak.
Aynı yoldan git, tekrar aynı yoldan dön mantıksızlığı olacak.
Halk ulaşım eziyeti çekecek.
Lojistik maliyet artacak.
En azından Edremit ya da Çiçekli de yapılsaydı çevreyolu rahatlayacaktı.
Kurubaş ya da Kevenli’de yapılsaydı kent merkezine yakın olacaktı.
“Van gelişmesin mi?”
Elbette gelişsin.
Ama gelişme, yanlış yer seçimiyle olmaz.
Taktik doğru, tespit yanlış.
Şehir Hastanesi de benzer bir örnek. Yetki dışı denebilir ama madem konuşuyoruz. Şuan tartışma konusu olan otogar ve sebzehali yerine şehir hastanesi yapılsaydı.
YYÜ Tıp Fakültesi’ne yakın olması daha doğru olmaz mıydı?
Özetle şunu söylemek gerekiyor.
Bu yatırımlar hiç yapılmasaydı, bu yanlış lokasyonlarla yapılmasından daha az zarar verirdi.
Ama sorun değil.
Yarın yine iki müteahhit arasında, slim fit kıyafetlerle yatırım videoları paylaşılır.
Alkışlayan çok olur.
Biz ise doğruyu söylediğimiz için birazdan taşlanırız.
Îja Vali beeyy!
Ne diyelim.
Herkes gider Mersin’e, Van gider tersine.
Muhsin Furat
26.12.2025




