(ANKARA) Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Meclis Genel Kurul’da görüşülen Mekke Paktı'na dair yaptığı konuşmada, küresel kapitalist sistemin bölgesel savaşları derinleştirip tedarik zincirlerini kırarak bedelini tüm halkların ödediği yeni bir hegemonya inşa ettiğini belirtti. “Kültürel ve ekonomik iş birlikleri giderek savunma ve silahlanma ortaklıklarına dönüşüyor” diyen Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, ABD’nin dış ticareti ulusal güvenlik meselesi haline getirerek küresel ticaret savaşlarını körüklediğini, bölgesel düzeyde yeni enerji ve savunma bloklaşmalarının ortaya çıktığını söyledi.
Mevcut tablonun üçüncü dünya savaşı tartışmalarının sıklıkla gündeme gelmesine yol açıtığını belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Kafkasya’daki savaş, Güneydoğu Asya’daki sınır gerginlikleri, ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahaleleri, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü saldırılar, Ukrayna-Rusya savaşı, Suudi Arabistan-Husi çatışması ve ABD-İsrail-İran geriliminin aynı anda yaşandığını hatırlattı. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Kapitalist sistem ve ulus-devlet aklı için savaş dışı bir seçenek giderek daralıyor. Bu koşullarda silah tüccarlarının memnun olmaması için bir neden yok” dedi
'SAVUNMA BÜTÇELERİNİN ARTIŞI’
NATO’nun Haziran 2025 Lahey Zirvesi’nde alınan kararla üye ülkelere 2035’e kadar savunma harcamalarının GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarılması hedefinin konduğunu belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Bu talebe en hızlı tepkiyi AKP iktidarı verdi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin NATO askeri bütçesine katkısında 8’inci sıradan 7’nci sıraya yükseldiğini övünçle anlatırken, yüzde 5 hedefine ulaşılacağını da ilan etti. İktidar temsilcileri ise 2027 bütçesinde savunma harcamalarının yüzde 229 oranında artırılacağını açıkça belirtiyor” dedi.
'TEMEL İHTİYAÇLAR BİLE SİLAHA FEDA EDİLECEK'
Savunma harcamalarındaki olağanüstü artışa dikkat çeken Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Savaş bütçesinin eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinden yapılacak kesintilerle finanse edilecek; böylece halkın temel ihtiyaçları bile silahlanma uğruna feda edilecektir. Tarihte savaş sanayisine yapılan yatırımların arttığı her dönemde ülkeler arasındaki güvenlik risklerinin de yükseldiğini görüyoruz. Daha önemlisi, güvenlik adına kurulan kamplaşmalar, ittifaklar ve bloklaşmalar oluştuğunda savaşın kaçınılmaz hâle geldiğini defalarca kanıtlamıştır” diye konuştu.
'HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYALI DÜZEN HEDEF ALINMAKTA'
2026 Davos Zirvesi’nde “kopuş dönemi”nden söz edildiğini, Münih Güvenlik Konferansı’nda ise “eski dünya gitti” mesajının net biçimde verildiğini hatırlatan Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Önceki düzende de demokrasi ve insan hakları kapitalist güçlerin gerçek gündemi olmamıştı; ancak en azından görünürde önemseniyormuş gibi yapılıyordu. Bugün ise kurallara ve hukukun üstünlüğüne dayalı düzen açıkça hedef alınmaktadır” dedi.
‘HEDEFİ BELİRSİZ BİR ANLAŞMA’
Mekke Anlaşması’nın belirsizliklerine dikkat çeken Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Meclis’in ve kamuoyunun haberi olmadan gerçekleşen bu anlaşma, Suudi Arabistan-Husi savaşının derinleştiği günlerde herkes için sürpriz oldu. Kimileri ‘İslam NATO’su’, kimileri ‘Sünni ittifak’ olarak adlandırdı. Ancak anlaşmanın içeriği o kadar belirsiz ki hedefinin İran mı, İsrail mi, yoksa Pakistan’ın hasmı Hindistan mı olduğu açık değildir. Karşımızda, siyasi iktidarın imza attığı ve Meclis’in de peşinden sürüklendiği belirsiz bir tablo var” diye konuştu.
'İRAN İLE SERT BİR ÇATIŞMA OLURSA NE OLUR?'
Anlaşmanın özünde “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” yaklaşımının yattığını belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “İlk bakışta Suudi Arabistan’a destek için Yemen’e asker gönderilebileceğine dair işaretler de mevcuttur. Pakistan-Hindistan arasında Keşmir gerilimi patlak verir ve Pakistan yardım isterse, ya da Suudi Arabistan ile İran daha sert bir çatışmaya girerse ne olacak? Taraflar daha derin biçimde müdahil mi olacak, yoksa ittifak mı çökecek? Bu soruları soruyoruz; çünkü bir tarafın başka bir devlet veya silahlı grupla yaşadığı çatışmanın hangi aşamada anlaşma kapsamına gireceği ve saldırının niteliğinin kim tarafından değerlendirileceği açık değildir. Yardımın kapsamı ve niteliğinin daha sonra taraflarca belirlenmesi, taahhüdün somut içeriğini uygulama aşamasındaki kararlara bırakılması, anlaşmanın ucunun açık olduğunu göstermektedir” dedi.
‘KÜRESEL PAYLAŞIM SAVAŞLARINA TARAF EDİLMEMESİNE KARŞIYIZ’
DEM Parti olarak, Türkiye'nin ve Türkiyeli gençlerin küresel paylaşım savaşlarına ve mezhebi kamplaşmalara taraf edilmesine karşı olduklarını belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Sınırlarımızın çok ötesinde, Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmeyen savaşların halklarımıza dayatılmasını kabul etmiyoruz. Cumhuriyet’in 103 yıllık tarihinde günübirlik denge politikaları ve mezhebi kamplaşmalar hiçbir zaman kalıcı güvenlik ve refah getirmedi. Siyasi iktidarın görevi, ülkeyi çatışma girdabından uzak tutmak, diyalog ve barış diplomasisiyle yumuşak güç olmaktır. Bunun için de Barış ve Demokratik Toplum sürecinin sahiplenilmesi şarttır” diye konuştu.
'TÜM HALKLARA YÖNELİK CİDDİ PARADİGMA'
Öcalan’ın ortaya koyduğu perspektifin yalnızca Kürt meselesinin çözümüyle sınırlı olmadığını vurgulayan Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Ortadoğu’nun binlerce yıllık savaş tarihinin nasıl son bulabileceğine dair tüm halklara yönelik ciddi bir paradigma sunmaktadır. Mezhebi çatışmalarla yorulmuş bölge halkları, bugün hegemonik güçlerin ulus-devletleri yeniden biçimlendirme hamlelerinin tehdidi altındadır. Barış ve Demokratik Toplum sürecine rağmen Suriye, İran ve Irak’taki Kürtler üzerinde ciddi güvenlik riskleri sürmektedir. Geçmişte Sadabat ve Bağdat Paktı gibi oluşumların hedefi Kürtlerin özgürlüğü ve statüsüydü. Kürtler artık ülkelerin sınırlarıyla uğraşmadan, özgür bir halk olarak yaşamak; ulusal birliklerini kurmak ve tüm halklarla dayanışma içinde olmak istiyor” diye konuştu.
'İHTİYACIMIZ OLAN SAVAŞ ANLAŞMALARI DEĞİL'
AKP iktidarının ülkenin en temel ihtiyacı olan kalıcı barışı sağlamak için üzerine düşeni yapması gerektiğini belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "İktidar, Barış ve Demokratik Toplum sürecine odaklanmalıdır. Kürt meselesinde demokratik bir çözüme yaklaştığımız bir dönemde neredeyse tek gündemin savaş olması kabul edilebilir bir durum değildir. Gerçek güvenlik, silah biriktirmekten değil; halkların eşit ve özgür iradesine dayalı demokratik bir toplumsal sözleşmeden doğar. DEM Parti olarak halkların geleceğini belirsiz askerî taahhütlere bağlayan bu yaklaşımın dün de karşısındaydık, bugün de karşısındayız, yarın da karşısında olacağız. Demokratik iradeyi, toplumsal dayanışmayı ve sorunların müzakereyle çözümünü esas alan bölgesel iş birliğini savunan bir geleneğin temsilcileriyiz. İhtiyacımız olan, ucu açık savaş anlaşmaları değil Barış ve Demokratik Toplumdur” dedi.



