Çünkü bir bebeğin hayatta kalması yalnızca bir hastanenin başarısına bağlı değildir. Annenin gebelik boyunca aldığı bakımdan doğumun güvenli koşullarda gerçekleşmesine, yenidoğan yoğun bakım yatağından uzman hekime, ambulanstan ilaca, temiz sudan eğitime kadar bütün bir sistem o bebeğin yaşamında sınanır. Bu nedenle bebek ölüm hızı, toplumun yalnızca sağlık düzeyini değil; eşitliğini, refahını ve vicdanını da gösteren en acı aynalardan biridir.

Bu oran düşükse sistem büyük ölçüde işliyor demektir. Yüksekse, hele ülke ortalamasının ve gelişmiş ülkelerin çok üzerindeyse, artık ortada görmezden gelinebilecek küçük bir aksaklık değil, açıkça çalan bir alarm vardır.

Van’da ve çevre illerde uzun zamandır çalan alarm tam da budur.

İlk bir yaşını göremeden kaybettiğimiz her çocuk, yalnızca bir ölüm istatistiği değildir. O çocuk; zamanında ulaşılamayan bir hastanenin, bulunamayan bir yoğun bakım yatağının, yetersiz kalan kuvöz sayısının, atanamayan uzman hekimin, geciken sevkin ve yoksulluk nedeniyle çıkılamayan uzun bir yolun sessiz tanığıdır.

Sorular ortadadır, cevapları da ne yazık ki bellidir:

Kamu hastanelerinin yatak kapasitesi yeterli midir? Hayır.
Özel hastanelerin kapasitesi nüfusun ihtiyacını karşılıyor mu? Hayır.
Van ve çevre illerde yenidoğanlar için yeterli sayıda kuvöz var mı? Hayır.
Nüfusa ve bölgenin taşıdığı ağır hasta yüküne göre yeterli uzman hekim bulunuyor mu? Hayır.
İnsanlar nitelikli sağlık hizmetine zamanında ve eşit biçimde ulaşabiliyor mu? Ne yazık ki hayır.

Üstelik bunların hiçbiri yeni değildir. Yıllardır bilinen, konuşulan fakat çözülmeyen sorunlardır.

Ülke genelinde son yıllarda bebek ölüm hızının azalmasından, ortalama yaşam süresinin uzamasından söz ediliyor. Elbette bunlar önemli gelişmelerdir. Ancak bir ülkenin sağlık başarısı yalnızca ortalama rakamlarla ölçülemez. Ortalama yükselirken bazı şehirler geride kalıyorsa, orada gerçek bir başarıdan değil, büyüyen bir eşitsizlikten söz etmek gerekir.

Van’da doğan bir çocuk ile imkânları gelişmiş bir şehirde doğan çocuk hayata aynı yerden başlamıyor. Hastalık aynı hastalık olsa da tedaviye ulaşma şansları aynı değil. Varlıklı olan ailesini alıp büyük şehirlere gidebiliyor; doğru hekimi, uygun hastaneyi ve ileri tedaviyi arayabiliyor. Yoksul olan ise çoğu zaman sevk sırası, yatak haberi, yol parası ve çaresizlik arasında bekliyor. Kimi yıllarca hastalığıyla sürünüyor, kimi de daha yolun başında hayattan kopuyor.

Oysa sağlık hizmeti insanın gelirine, çevresine ya da yaşadığı şehrin coğrafi talihine bırakılamaz. Şifa, parası olanın satın aldığı bir ayrıcalık değil; herkesin eşit biçimde ulaşması gereken temel bir haktır.

Van yalnızca kendi nüfusuna hizmet eden sıradan bir il değildir. Çevre illerden gelen kritik ve komplike hastaların da yöneldiği geniş bir bölgenin sağlık merkezidir. Buna rağmen mevcut kapasite, bölgenin nüfusuna, coğrafi büyüklüğüne ve taşıdığı ağır hasta yüküne denk değildir. Kritik hastaların önemli bir kısmının başka illere gönderilmek zorunda kalması, sağlık sisteminin ne kadar kırılgan olduğunun açık göstergesidir. Çünkü bazen sevk, çözüm değil; yalnızca gecikmenin başka adıdır.

Peki bu sorun neden yıllardır çözülemiyor?

Belki de asıl mesele yalnızca kaynak yetersizliği değildir. Asıl mesele, Van’ın sağlık sorununu gerçek bir memleket meselesi hâline getirecek güçlü ve sürekli bir iradenin bulunmayışıdır. Halkın nitelikli sağlık hizmetine erişim talebi örgütlü ve güçlü biçimde yükselmiyor. Şehrin muktedirleri, ileri gelenleri ve siyasi temsilcileri ise çoğu zaman sağlık sisteminin yapısal sorunlarını çözmek yerine bir yakını bir kuruma yerleştirmenin, bir kişiye makam bulmanın veya günü kurtaracak ilişkiler kurmanın peşine düşüyor.

Oysa bir yakını işe yerleştirmek bir ailenin sorununu çözebilir; güçlü bir sağlık sistemi kurmak ise milyonların hayatını değiştirir.

Bir şehrin gerçek itibarı, protokol sıralarında kaç kişinin oturduğuyla değil; kaç bebeğin hayata tutunduğuyla ölçülür. Bir yöneticinin başarısı, kaç açılış yaptığıyla değil; insanların tedavi için başka şehirlere gitmek zorunda kalıp kalmadığıyla anlaşılır. Bir milletvekilinin değeri, kaç kişiye ayrıcalık sağladığıyla değil; bütün bir şehrin hakkını ne kadar savunduğuyla belirlenir.

Van’ın daha fazla hastaneye, daha çok yoğun bakım yatağına, daha fazla kuvöze ihtiyacı vardır. Daha çok uzman hekime, hemşireye, ebeye, teknisyene ve destek personeline ihtiyacı vardır. Mevcut sağlık çalışanlarını bölgede tutacak adil çalışma koşullarına, bilimsel yönetime ve liyakate dayalı görevlendirmelere ihtiyacı vardır. İlçelerden merkeze, merkezden ileri tedavi merkezlerine kadar hızlı ve güvenli işleyen bir sevk zinciri kurulmalıdır.

Fakat her şeyden önce Van’ın sağlık sorununu gerçekten dert edinen insanlara ihtiyacı vardır.

Bu şehrin yöneticileri, milletvekilleri ve ileri gelenleri; makam isteyenlerden değil, sorumluluk üstlenenlerden seçilmelidir. “Kimi nereye yerleştirebiliriz?” diye düşünenlerden değil, “Bir bebeği daha nasıl yaşatabiliriz?” diye geceleri uykusu kaçanlardan oluşmalıdır.

Sahi, daha kaç imza atılacak?
Sahi, daha kaç imza atılacak?
İçeriği Görüntüle

Çünkü kaybedilen her bebekle birlikte yalnızca bir aile yıkılmıyor; bir şehrin geleceğinden de bir parça eksiliyor.

Artık bu mesele ertelenemez, geçiştirilemez ve birkaç teselli cümlesiyle üzeri örtülemez. Van’ın sağlık sistemi bütün yönleriyle ele alınmalı; sorunlar bilimsel verilerle ortaya konulmalı, ihtiyaçlar açıkça belirlenmeli ve kalıcı çözümler hızla hayata geçirilmelidir.

Bebeklerin doğduğu şehre göre yaşama şansının değiştiği bir düzen ne adildir ne de kabul edilebilir.

Van’ın bebekleri daha az yaşamayı hak etmiyor.

Onların ihtiyacı bir ayrıcalık değil; zamanında gelen ambulans, boş bir yoğun bakım yatağı, yeterli bir kuvöz, ulaşılabilir bir uzman hekim ve görevini gerçekten dert edinen bir yönetimdir.

Kısacası onların istediği yalnızca şudur:

Yaşamak için eşit bir şans.

İshak Kara - VANEKSPRES.COM.TR