Ben aşk kadınıyım. Bugün klavyenin başına geçtiğimde içimden yine aşkı ve koşulsuz sevgiyi yazmak geliyordu. Fakat son bir aydır katıldığım düğünlerde gözlemlediğim bir olay var ki beni bu satırları yazmaya mecbur bıraktı.
Gözlemlediğim sorunun, kaynağını öğrenmek amacıyla kadınlarla konuşunca karşıma ‘AYIP’ kelimesi çıktı. Peki, neydi AYIP? TDK’ye göre ilk anlamı toplumun ahlak kurallarına aykırı olan, utanılacak durum veya davranış olarak verilmiştir. AYIP kelimesinin ikinci anlamı kusur ve eksikliktir.
Ayıp kelimesinin toplumdaki algısını öğrenmek için; siz değerli kadın okuyucularıma instagram hesabımdan, çevrenizdeki insanlardan AYIP adı altında duyduğunuz saçma kuralları yazmanızı istedim. Verilen trajikomik cevaplar hem gülmeme hem de sinirimin bozulmasına sebep oldu. Bir arkadaşıma ‘Sen kızsın bisiklete binmen ayıp.’ demişler. ‘Boşanıp tek başına yaşayamazsın ayıp.’ diye söyleyenler mi desek, ‘Sen kadınsın çalışamazsın ayıp, biz sana bakarız.’ diyerek kadını para dilenmeye mecbur bırakanları mı söylesek. Ya da ‘Sen kadınsın dışarıda dondurma yiyemezsin, sakız çiğneyemezsin ayıp.’ diyenler mi?
Gelen cevapların içinde öyle bir şey vardı ki on beş kişi aynı şeyi söylemişti. O cevabı okuyunca dayanamadım bir kahkaha patlattım. Sevgili dostlar, siz de okuduğunuzda dayanamayıp gülersiniz. Evet, on beş kişiden aldığım cevap ‘Sen kadınsın sesli ve dişlerin gözükecek şekilde gülemezsin AYIP.’ cevabıydı.
Neden kadınların gülmesi AYIPMIŞ, onu anlamıyoruz! Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Bir gün çok sevdiğim ve fikirlerine önem verdiğim bir din âliminin yanındaydım. Büyük kızım âlime ‘Canımız sıkılırsa ne yapmalıyız?’ diye sordu. Âlim ‘Canınız sıkılırsa, önce yeşile sonra maviye sonra da gülen bir yüze bakın. Yeşil ağaçlarda, mavi denizde veya gökyüzünde’ o sırada ben de sesli olarak başka bir olaya gülüyordum ve herkes dönüp birden bana bakınca âlimin ‘gülen bir yüz annende var.’ dediğini duydum. Kimse bana dönüp ‘Ayıp sen neden gülüyorsun?’ demedi. Ortamda bulunan herkesin yüzünü tebessüm kapladı. İşte bu yüzden dostlar gülmek iyidir, hep gülelim.
Şimdi gelelim asıl meselemize yazımın başında sizlere katılmış olduğum düğünlerden bahsetmiştim. Batman, Mardin ve Diyarbakır da katıldığım düğünlerde kadınlarımızın ışıltılı abiye ve yöresel kıyafetler içinde ne kadar güzel olduklarını bir kez daha fark ettim. Yaşadığımız coğrafyadan mı yoksa genlerimizden mi bilemem ama gerçekten kadınlarımız çok güzeller.
Lakin bu güzelliklerini bozan bir unsur var: Kadınlarımızın hepsinin başı bir suçlu gibi öne eğik. Sırt dekolteli abiyelerin içinde yaşlarından ağır kamburlarının altında ezilen genç kadınlarımız var. Düğünde hangi kadını görsem ‘Dik dur!’ diye uyarmadan duramadım. Fakat aldığım cevap hepsinde aynıydı. Hepsi göğüslerini işaret ederek ‘Hep bunlar yüzünden. Ergenlikte büyümeye başladıklarında ‘AYIP’ dediler utandık saklamaya çalıştık.’ Kadınlar göğüs adını bile kullanmaktan utanıyorlardı. Omuriliklerinin eğrilmesine sebep olan organa ‘bunlar’ diyerek artık dik durmalarının zor olduğunu anlatıyorlardı.
Evet, Allah’ın vermiş olduğu bedenimizle neden barışamadık diye düşünmeden duramadım. Ayıp, ergenliğe girdiğimizde göğüslerimizin dolgunlaşması mıydı? Neydi ayıp ve neden başımızı yere eğip omuzlarımızı içe döndürdük? Telafi edilmeyen dik duruş bozuklukları ilerde kadınlarda boyun ve bel fıtığına sebep oluyor. Ergenlikte başlayan kamburluktan biz kadınlar, dik durarak kurtulmalıyız.
Çok acı olan, kadınların ‘AYIP’ uyarısını yine kadınlardan duyuyor olması. O zaman geleceğimize şekil verecek olan biz kadınlarsak, hadi gelin bu yanlışı hep birlikte düzeltelim. Kadınlığımızla gurur duyalım. Daha sonra ergenliğe girecek olan çocuklarımıza bedenlerini tanıtıp sevdirelim. Onlara Allah’ın neden bize göğüs verdiğini uygun bir dille anlatalım. Göğüslere cinsel bir obje gözüyle bakmadan utanıp saklayacak bir organmış gibi davranmadan yaradılışımızın nimetleri olarak kabul edip bedenimizle barışalım. Ancak ondan sonra gururlu bir dik duruş sergileyebiliriz.