Aynı yerdeyiz hiç döşemesi değişmeyen sedir, açılan camın kenarında kocaman boşluğun seyri. Perdelerin rengi bile değişmişken sokak aynı, baktığım boşluk aynı. Sokakların ışıkları bir bir kapanırken kaç defa saymışımdır kim eksildi diye, kaç iç geçirmişimdir? Kaç özlem giymiştir kış ve kaç hüzne eşlik etmiştir son bahar? Bir yerde okumuştum ‘kaç kapıdan geçer insan’ kaç kapıdan geçtiğimi bilmiyorum, ama ardımda kaç kapı kapattığımı ezberledim. Kaçıncı yaşında yorulur insan?

Hayatımın kursağına atılan düğüm gibi bedenimde ağır bir yük. Hiç geçmeyecekmiş gibi ilerleyen zaman kendini diğer güne teslim ederken arkama dönüp bıraktığım ömrüme sesleniyorum; bir yerlere yürüyecek telaşın yok, bırak zaman akıp gitsin!

Ne tuhaf bir tılsım güneş; gökyüzünü aleve, aydınlığa bularken derin bir iç geçişin hezeyanı gibi kendini karanlığa mahkûm ediyor. Gözümde iki damla yaş aksa geçer mi yüreğimin sancılı ağrısı? Güneşin vedası desem adına; içime oturdu desem gidişi, belki bir avuntu gelir akşamüstü konuğum olur. Tarifini bilmediğim kurabiyeler olur sohbetimiz. Mavi değil de yeşil olsa deniz yüzümüze vursak buz gibi suyu ilginç tespitlerimiz olurdu belki, sonra vaz geçiyorum yine yağmurun ıslattığı duvarların o mistik yalnızlığına dem vuruyorum yine. Yangınlar arasında serinleten birkaç damla gözyaşının adıdır, masallarla büyür, hikâyelerle çoğalır, öykülerle kaybolur.

Anlamsızca izlediğim sokağın başında gelip geçenin adımlarını sayıyorum, kaç adımda yokuşu çıkma telaşına kapılan bedenin yorgunluğunu veya karşımda duran ağacın kaç dalı olduğunu izliyorum. Yaprak dökmüş sonbahar gibi sinirli duruşum. Bir bilinmezliğe doğru yol alıp gittiğini hissediyorum ve en çokta hislerimin nasılda hissizliğe doğru sarardığını. Yıldızlar ile ölmek zamanıydı, yangınlar ile solumayı seçtim. Yüreğinde kaç oğul taşır insan? Kucağında kaç kilo evlat taşır insan? Yorulmaz mı insan bu kadar ölmekten? Susuyorum; yüreğime oturan acının kök salıp içimde salkım saçak yer yapmasını izliyorum. Körlüğümün ilk günahı değildi bu, ukala geçmişime büyümeyi öğretemedim. Not defterime günlükler kazırken, ruhun şehrimin alın yazısına bir buse kondurarak veda etmek ile yetiniyor…