Van’da tarih, acı ve umut aynı gökyüzünün altında yaşamaya devam ediyor.

Urartu’nun taşlarına sinmiş binlerce yıllık ses ve koku, bugün şehrin sokaklarında yankılanan derin bir nefes gibi… Fakat bu kadim kentin güzelliğine zaman zaman karanlık gölgeler de düşüyor. Cinayet haberleri, aile içi dramlar, gençleri tuzağa çeken uyuşturucu… Her biri Van’ın yüreğine dokunan sessiz bir çığlık gibi yükseliyor.

Oysa bu şehir sadece acıyla anılmayı hak etmiyor.
Akdamar’ın mavisi, Muradiye Şelalesi’nin serinliği, Van kedisinin masum bakışı, Hoşap Kalesi’nin ihtişamı, inci kefalinin üremesi, flamingoların dansı hâlâ insanlara yaşamın güzel yüzünü hatırlatıyor. Turistler göl kıyısında gün batımını izlerken, Van’ın aslında umutla dolu bir şehir olduğunu görüyor.

Ancak gerçek şu ki Van, hem güzelliğini hem yarasını aynı anda taşıyor.
Uyuşturucuya yenik düşen gençler, faili belirsiz olaylarla sarsılan aileler, çözülmemiş faili meçhul cinayetler, bir hiç uğruna öldürülen baba ve oğullar, kadın ve çocuk cinayetleri ve sokaklardaki çaresiz uyuşturucu bağımlısı gençlerin görüntüleri… Bütün bunlar bir şehrin yok olması için temeline konulan dinamitler gibi. Ve her biri toplumun içini yakan hikâyeler. Bu nedenle Van, hem güvenliğe hem de sevgiyle kurulacak yeni, kuvvetli bağlara ihtiyaç duyuyor.

Yine de Van’ın kalbi atmaya devam ediyor. Ne entübe olmak ne de yoğun bakıma terk edilen bir şehir olmak istiyor.

Ben kendi memleketime gitmeye korkarken başka insanların Van’a gelebileceğini düşünüyor musunuz?

Unutmayın ki, bir tane şehrimiz olduğunu düşünerek…

Karanlığı yarıp çıkan her umut ışığı, bu şehri daha yaşanır kılmak için yanan bir kandil gibi. İnsanlar biliyor ki Van, sadece acının değil; iyileşmenin, direnişin ve yeniden doğuşun da adıdır.

Van’ın kıymetini bilelim…