Şehrimizin yatırımlarını, iktisadi kaynaklarını, siyasal ve bürokratik alanın uzun yıllardır devam eden beceriksizliği/plansızlığı/aymazlığı yüzünden tek tek yitirdik. Bugün Türkiye’nin en yoksul şehriyiz…

Eskiden kendi çapınca üreten, fabrikaları, üretim tesisleri olan, tarım hayvancılık, sınır ticareti yapan bir şehirdik. Bugün maalesef sadece tüketen, işsiz, fakir, düzensiz, bankalara borçlanıp otomobil satın alan, trafikten boğulmuş bir şehre dönmüş durumdayız.

Bunun vebali kısmen STK’larda, kısmen memleketine sahip çıkmayan vatandaşın bilinç yetmezliğindedir de…

*****

Bugün dikkatinizi; süratle kaybetmeye devam eden şehrimizin, yitirmek üzere olduğu başka zenginliklerine çekmek istiyorum:

Evrensel ölçekte, bir şehrin sahip olduğu tarihi yapılar, kültürel miras, üretim alanına girmemekle beraber, iktisaden “bacasız sanayi” dediğimiz turizm alanının büyük gelir getirici kaynağıdır. Bu değerlere fazlasıyla sahip olan şehrimiz; her şeyini kaybettiği gibi, bu değerlerini de maalesef tek tek kaybediyor.

3 YERE UĞRADIK İÇİMİZ YANDI

İlimizdeki tarihi yapıların ve doğanın korunması için yıllardır çırpınan sivil bir hareket var. Farklı dünya görüşlerine, farklı mesleklere, çoğunlukla akademik kariyere sahip olanları Van için bir araya getiren Doğa Kültür Sanat Merkezi Derneği ile Van Gölü Aktivistleri. Gönüllü ve aralıksız çalışıyorlar...

Van’ın neresinde tarihi bir değer var, onları orada görüyoruz. Doğa yürüyüşleri, çöp toplama etkinlikleri, dağ tırmanışları yapıyor, tarihi yapıların içler acısı hallerine dikkat çekiyorlar. Korumaya alınmaları için, ses yükseltiyorlar…

Bu gönüllülere özellikle okumuş etmiş kesimden yoğun katılım var. Herkesin ortak amacı, Van’a, Kültürel mirasa sahip çıkmak. Açıkçası bu yoklukta insana umut oluyorlar desem yeridir.

Geçen haftaki etkinliklerine ben de katıldım. Sabah 08:00’da yola koyulduk. Konvoy halinde Gürpınar’a hareket ettik. Gördüklerimden sonra, maalesef bu şehir adına, bu ülke adına gurur duyamadım, utandım…

Anlatayım: Yurt içinde, yurt dışında hangi tarihi yapıya giderseniz, özenle korunduğunu görür, hayranlıkla izler, tarihe yolculuk yaparsınız. Bizde ise yıkık, perişan hallerine şahitlik eder, üzülür, vicdan azabı çekersiniz…

İlk durağımız Gürpınar Değimendüzü Köyündeki tarihi Kırk Değirmenler oldu. Bu değirmenler ismi gibi tam 40 adet. Eminim Vanlıların büyük çoğunluğu adını bile duymamıştır.

Gürpınar Başbulak’tan gelen su, bu köyde insan eliyle kırk ayrı kola ayrılmış. Her bir derenin üzerine yan yana dizilen 40 tane değirmen kurulmuş. Dünyanın başka bir yerinde eşi benzeri yok. Ama bugün 39’u yıkık dökük. 1 tanesi ayakta. Yakın zamana kadar çalışan ve doğal un üreten bu değirmen, su azaldığı için artık çalışamıyor. Su niye azalmış diye soracak olursanız, o da Başbulak’taki kaynak suyunun tamamen Van içme suyu için çekiliyor olması ve son yıllardaki kuraklık.

Anlayacağınız Van şehri içme suyunun ana kaynağı Başbulak suyu, namı diğer Bejingir, giderek azalmış, değirmeni çevirecek ilaç niyetine su salınmıyor. Yakın zamanda Van olarak içme suyu bulmakta zorlanabiliriz.

Acilen tedbir alınması lazım. Belki Gürpınar’ın yüksek kesimlerinden, belki Bahçesaray’dan, belki Zernek taraflarındaki su kaynaklarından buranın acilen beslenmesi gerekiyor!

Galiba yetkililer hemen her konuda olduğu gibi, bu konuda da “Hele o gün gelsin, bakarız” modundalar!!! Tedbir almayı akıl edemiyorlar.

Evvela Başbulak’taki azalan su rezervine çözüm bulunması, tarihi Kırk Değirmenlere su verilmesi ve bu değirmenlerin restore edilerek tüm dünyaya tanıtılması gerekiyor.

Olur mu? Akıl olursa olur… Mesela sayın yetkililer isterlerse; hayatını bu mücadeleye vakfetmiş, hemen her gün feryat eden, Kırkdeğirmenler ve Tarihi Şamran Kanalı Koruma Derneği Başkanı değerli Erdem Göngör’den, lazım olan akılı alabilirler…

*****

Grup halinde ikinci durağımız Çavuştepe Kalesi oldu. Bizi burada YYÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Profesör Dr. Rafet Çavuşoğlu karşıladı. Hoca bu tarihi ve birçok yönden dünyada eşi benzeri olmayan kaleyi anlattıkça, ağzımız açıkta kaldı.

2800 yıl önce Urartu Kralı II. Sarduri inşa ettirmiş Kaleyi. 1 km uzunluğunda ve duvarları 20 metre yüksekliğindeki kalede, tahminen 5000 kişi yaşamış. İç kısımda saray bölümü, atölyeler, tapınaklar, koridorlar, iki ayı mutfak, kiler, sarnıçlar, depo, çeşme, atık su kanalları, tuvaletler, kanalizasyon var. Kaleyi inşa etmeden önce alt yapısını inşa etmişler. Bugün bizim beceremediğimizi! Depo bölümünde her biri 1 ton kapasiteli zahire depolanabilen 120 küp (pitos) var. İç Kale duvarları pasta keser gibi kesilen, tonluk kayalarla örülmüş. Dedim ya, ağzımız açıkta dinledik.

*****

Üçüncü durağımız Zernek Kalesi oldu. Burası Urartu döneminde ticaret ve göç yollarını kontrol etmek için yüksekçe bir yere inşa edilmiş. beş katlı bir yapı. Günümüzde yarısı yıkık, iki katı ayakta kalabilmış. Zernek Köyü, doğal güzelliği ve mistik havasıyla büyüleyici, tarihte psikolojik rahatsızlığı olanların tedavi için, yurt içinden yurt dışından akın ettiği, kadim bir merkez. Hem büyülendik, hem bu günkü haline üzüldük, o kadar söyleyeyim.

Gezimiz Hoşap Kalesi ve karşısındaki tarihi medreselerle son buldu…

Sevgili okurlar, bu kısa gezi; gerek Ulusal, gerek yerel basında, çokça yer aldı, sosyal medya paylaşımlarına konu oldu. Aktivistler kıymeti bilinmeyen ve bugün yok olmaya yüz tutmuş, bu tarihi zenginliklerimizin korunması için sesini yükseltti.

Sonuç? Koca bir hiç. Sağır sultan duydu. Bizimkiler duymadı…

Sadece bu 3 mekan değil, yüz ölçümü yaklaşık 21 Bin Kilometrekare olan Van’ın, hangi ilçesinin hangi köyünün hangi metrekaresine elinizi uzatsanız, binlerce yıllık tarihe dokunursunuz.

Amma velakin bu zengin hazinenin değerini bilen bir akıl bulamazsınız. Miras zengini, akıl fukarasıyız biz…

Lütfen aklınıza mukayyet olun…