Hafta içi Erciş’te kelimenin tam anlamıyla, içinden geçtiğimiz dönemin fotoğrafını çeken bir vaka yaşandı.
Binlerce ailenin kış kıyamet oruç ağız aylardır beklediği kömür yardımının ilk partisi geldi. Tırlar kömür torbalarını çamur deryası bir alana boşalttı.
Fakir fukara organizasyon beceriksizliği yüzünden, günlerce sırada bekledi, nihayet sırası gelenler torbaları sırtlayıp evlerine götürdü. Ama torbaların içinden ısı vermeyen kalitesiz kömür ve taş çıktı…
Yazık bu ülkenin ve vatandaşının içine düştüğü bu duruma! Çok yazık…
İnsanımızın yoksulluğa, kömüre muhtaç hale gelmiş olmasına mı yanalım, yardımların böyle onur kırıcı şekilde yapılmasına mı, içinden kömür değil taş çıkmasına mı?
Bu rezaletin hesabını kim verecek? Hangi yetkili?
*****
“Türkiye’yi, liyakat sistemi olan demokratik, sosyal, bir hukuk devleti olmaktan çıkardılar” desek yeridir.
Mesele kömür yardımından çok daha büyük bir mesele…
Açayım: Halkı korumak Devletin, Devleti yüceltmek halkın işidir. Birbirine bağlı bu iki güçten birinin doğru çalışmaması, o ülkeyi iyi bir yere götürmez. Bir ülkede halk ne kadar eğitimli, bilinçli, üreten, iş güç sahibi, kendi ayakları üzerinde durabilen, beyin göçü vermeyen, akademik özgürlüğe sahip üniversitelerde bilim teknoloji üreten kuşaklar yetiştirebiliyorsa, devletine bağlı ama yardıma muhtaç değilse, o halk, o devleti, o derece yüceltebilir, o Devlet o derece güçlü ve sarsılmaz olur. Uluslararası arenada güç-söz sahibi olur.
Bugün ülkemizde maalesef ne Devlet halkı bu manada koruyabilecek durumdadır, ne halk devleti yüceltecek fırsat eşitliğine sahiptir!
Bunların olabilmesi: Devleti yöneten erkin kamu kaynaklarını halk yararına doğru kullanmasına, demokrasi ve Adalet mekanizmasının doğru çalışmasına bağlıdır.
Günümüzde Türkiye’yi 23 yıldır tek başına yöneten bir siyasal iktidar var.
Ve yıllardır televizyon ekranlarından, “Gabar’da Petrol, Karadeniz’de, Mavi Vatanda doğalgaz bulduk, açın pencereleri, uçuyoruz, kaçıyoruz, uzaya çıkıyoruz, Almanya bizi kıskanıyor, Ver yetkiyi gör etkiyi” gibi ‘müjdeler’ duyuyoruz.
Hatta 15 yıl önce Cumhuriyet’in 100. Yılı olan 2023’te kişi başı gelirin 25.000 Dolar’a ulaşacağı müjdesi bile verilmişti!
Peki geldiğimiz yer böyle bir yer mi? Maalesef değil. Tam tersine küçük bir azınlığın dışında, TÜİK verilerini referans kabul etsek bile, vatandaşın yüzde sekseni yoksulluk, yüzde ellisi açlık sınırının altında yaşam savaşı veriyor. Nüfusun neredeyse beşte biri sosyal yardım alıyor ve bu yardımlarla yaşamaya çalışıyor.
*****
Şimdi de fakir fukaraya dağıtılan yardımların içinden taş çıkmaya başladı! Meseleyi kısaca anlatayım: Erciş’te ihtiyaç sahibi binlerce aile, aylardır kömür yardımı bekliyordu. Çetin ve zor bir kış geçirdiler, direndiler. Gecikmeli yardım nihayet geçen hafta geldi. Vatandaş, kömür sahasına akın etti. Günlerce dondurucu soğukta sıra bekledi. Çamur deryasının içindeki kömür torbalarını sırtlayıp, nakliye araçlarıyla evine götürdü.
Sanırsınız Türkiye’de savaş ve kıtlık var. Manzara iç acıtıcı. Neyse diyeceğim ama, çile bununla bitmedi. Isınma umuduyla sobaya konulan düşük kalorili kömürler bırakın evi, sobayı bile ısıtmadı. Üstelik içinden yoğun bir şekilde taş çıktı. Vatandaş isyan etti. Hem ısınamadı, hem boşu boşuna bu yoklukta ödediği nakliye parasına hayıflandı.
Soluğu yardım alanında alanlar, yetkililere isyan etti, inceleme istedi, kömür dağıtan Vakıf yetkilileri ile tartıştı.
Anlaşılan denetlenmeyen bazı uyanıklar, süte su karıştırma hikayesinden esinlenerek getirdikleri binlerce ton kalitesiz kömüre bir de taş karıştırıp, kısa yoldan köşeyi dönme planları yapmış.
*****
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki; bu halkın bunca yılın ardından hâlâ muhtaç halde olması, ülkem adına keder verici bir durumdur.
Sonra da çoluk çocuk ısınsın diye her tür eziyete katlanan Ercişliye en hafif ifadeyle “çok ayıp” edilmiştir. Mağduriyet derhal giderilmeli, bu işin müsebbipleri bulunmalı ve hesabı sorulmalıdır.
*****
Şimdi bu hükümet bu halkı nasıl ayakta tutacak, bu halk bu devleti nasıl yüceltecek?
Malumunuz güney ve doğu sınırlarımız alev alev. 1. Dünya Savaşı’nda buralara arzuladıkları ölçüde çökemeyen Emperyalistler, Siyonist ortaklarıyla birlikte 100 yıl sonra geri geldiler. Önce Irak, sonra Arap baharı, Libya, Suriye derken parçalama sırası İran’a geldi. Gayri insani planlar, adım adım ilerliyor.
İran’dan sonra hedefin Türkiye olduğu çok açık. Emperyalistlerin sınır tanımayacağı, kendini üstün ırk zanneden İsrailoğulları’nın (engellenemezlerse) çok daha büyük katliamlar yapacağı günün birinde herkese saldıracağı besbelli.
Şimdi coğrafyamızda bizi bekleyen tehlikeler kapımızdayken, yanlış politikalarla yoksulluğa itilmiş, muhtaç hale getirilmiş vatandaş nasıl yaşayacak, bu hükümet bu halkı nasıl ayakta tutacak, bu halk bu devleti nasıl koruyacak, yüceltecek, diye sormak isterim!
(Bu arada İran’daki molla rejiminin sona ermesini ve demokratik bir Cumhuriyet kurulmasını isteyenlerdenim, ama bunun sağlıklı olabilmesi için İran halkı ve halkçı yetkililer eliyle olması gerekirdi. “En son hedefleri İran’ın iyiliği olan” Emperyalistler ve Siyonistler eliyle tepelerine inen füzelerle değil!)
Lütfen aklınıza mukayyet olun!