Van sokaklarında, caddelerinde yürürken; gözlerinde o eski, tanıdık parıltıyı ve efendiliği hemen fark edeceğiniz, ‘utanma duygusu ellerinden alınmamış hürmetkâr gençler’ görmek artık mazide mi kaldı?
Eminim her biriniz bir veya birkaç kez şahit olmuşsunuzdur:
Kaldırımda yürüyen birkaç genç. İçlerinden biri etraftakilere aldırış etmeden bağıra çağıra: “anasini, bacisini s…..” Bir diğeri kahkahalar eşliğinde daha uç küfürler…
Gencecik, üstelik üstü başı, eli yüzü düzgün çocuklar. Yanlarından geçen, önlerinde ya da arkalarında yürüyen çocuklu aile mi, kadın mı, yaşlı mı, zerrece umurlarında değil. Karşı kaldırımdan bile duyulabilecek yüksek sesle, havayı kirleten, mide bulandırıcı, ağır küfürlü cümleleri hiç utanmadan savurabiliyorlar.
Hemen her alandaki çarpıklığın pençesinde kıvranan Van’ımızda, son zamanlarda böylesi bir ahlaki "dip noktayı" da tecrübe eder olduk. Yeni nesil (artık kimin, neyin etkisiyle ise!) o eski zamanlardaki nezaketi, saygı ve sevgiyi öğrenememiş, ortadan kaldırmış durumda!
30 yaş üstü hemen her birimiz, yer yarılsa da içine girsem demeden Van’da dolaşamaz olduk?
Nerede o eski edep, o hayâ? Bırakın kadını, çocuğu, yaşlıyı, yolda yürürken kendisinden bir-iki yaş büyük biriyle karşılaşınca bile hemen toparlanan o eski gençler!
Bu şehir buralara nasıl geldi?
*
Bilirsiniz; ekseriyetle bu köşede Van’ın iktisadi çıkmazlarına, yapısal ve çevresel sorunlarına yönelik yazılar yazmaya gayret ediyorum. “Böyle bir yazı yazmak nereden çıktı?” diye soranlar olabilir, haklı olarak!
Sormak isterim; eğitimli, donanımlı, sağlıklı olsunlar diye mücadele ettiğimiz, geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın ve gençlerimizin veya arkadaşlık ettiklerinin-edeceklerinin ruhlarının çürüdüğü yerde, sürdürülebilir ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma mümkün olabilir mi?
Yolda yürürken bağıra çağıra ağza alınmayacak küfürler etmekte beis görmeyen, belki de bunun yanlış olduğunu ailesinden öğrenememiş olan gençler çoğaldıkça, iyi bir gelecekten bahsedebilir miyiz?
Bu gençlerin yarın iyi bir öğretmen, iyi bir mühendis, canımızı emanet edeceğimiz iyi bir doktor, iyi bir güvenlik görevlisi ya da iyi bir temizlik işçisi olmasını bekleyebilir miyiz? İşçisinin hakkını gözeten vicdanlı iş insanları çıkabilir mi bu hamurdan?
Bence çıkmaz… Ahlaksız insandan çıksa çıksa ailesinin ve toplumun başına bela çıkar!
Sadi Şirazi, birçok ülkede yüzyıllarca ders ve ahlak kitabı olarak okutulan "Gülistan" isimli eserinde der ki: “Kurak çöllerde nergisler yetişmez!”
*
Bu noktadan sonra sözüm ailelere…
İstisnaların kaideyi bozmaması şartıyla, her çocuk, her genç, aşağı yukarı ailesinden aldıklarını dışarıya yansıtan bir ayna değil midir?…
Hiç kimse kendisine kondurmak istemeyebilir. Ama bu: Yanlış davranışların mutlaka bir anne babanın eseri olduğu gerçeğini değiştirmez. Ya da boşvermişliklerinin!
Çünkü çocuk yetiştirmek öyle vitrine oynayan bir rezidans projesi değildir. Çocuğu doğru yetiştirmek, üstüne en marka kıyafetleri giydirmek, cebine para koymak değildir. Karakterine ahlak harcı dökülmeden büyütülen çocuk, temeline harç dökmeden dikilen binaya benzer.
Belli ki Van’da yaşadığımız durum buna benziyor. Küfürbaz gençlerin eli yüzü ve kıyafetleri düzgün, belli ki ailelerinin parasal durumu fena değil, en azından çoğu en yoksul kesimin çocukları değiller, ama ağızlar ve ahlaklar bozuk!
*
Meseleye daha geniş bir perspektiften yaklaşacak olursak: Van’daki kalkınamamışlık ve hemen her alandaki geri kalmışlığın, sosyal-kültürel dejenerasyonla birlikte yeni nesli zehirlediğini görüyoruz.
Şöyle ki; Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir nesil, ana babalarından ekonomik ve kültürel anlamda daha kötü durumda. Siyasal iktidarların son yıllarda yarattığı tahribatlar ve mevcut eğitim sisteminin saçmalıklarının bize bir hediyesi oldu bu. Dijital dünyanın yarattığı kişilik erozyonunun katkılarını da unutmamak lazım!
Kuşkusuz bu durumun, ülkenin içinden geçtiği derin krizlerle doğrudan bağı var. Milli gelirde ve kalkınmışlık endekslerinde son sıralara demir atmış şehrimizin kendine has handikapları da cabası. Bunları görmezden gelemeyiz…
Fakat soruyorum size: Aşmamız gereken bu kadar çok sorunumuz varken, bir de gençliğimizin farkında olmadan derin bir yozlaşmanın içinde kıvranması bizi nereye götürür hiç düşündünüz mü? Sizce bu halde yarınlara güvenle bakabilir miyiz?
Gençlerin elinden alınan sadece ahlak mı; hem kendilerinin hem bu şehrin geleceği değil mi? Sizce bu, bu duruma sessiz kalan veya önemsemeyen her ebeveynin, her eğitimcinin, her yöneticinin ayıbı değil mi?
Bir düşünün derim! Ve henüz vakit varken;
Lütfen çocuklarınıza ve aklınıza mukayyet olun!
Not: Bu yazdıklarım pırlanta gibi yetişmiş-yetiştirilmiş gençlerimizle alakalı değildir…