Kent, sadece fiziki bir barınak değil; aynı zamanda kültürel üretimin ve kolektif beleğin mekânıdır. Öyle ki içinde yaşadığı insanı hem biyolojik olarak doyurur, hem de zihinsel olarak besler.
Dağlar, nehirler, otlar, sokaklar, gece ve gündüz… Her şey mekânsal bir varlığın eseri olur. Kişinin kentle ilişkisi, kente özgü efsane ve hikayelerin de ortaya çıkmasını sağlar. Van Gölü Canavarı da, Van’ın özgün koşullarında ortaya çıkarak dünya kültür literatürüne geçen esrarengiz bir hikayedir.

Buna rağmen ortadan kaybolan / kaybettirilen bir canavar realitesiyle karşı karşıyayız. Oysaki kültür öğesi olarak yaşatılıp hakkında sözlü / yazılı bir külliyatın oluşması gerekiyordu. Çünkü Van Gölü’nün birçok efsaneyi, söylenceyi ve gerçek yaşam öyküsünü barındırmaması mümkün değil. Zaten Kürt kültür tarihi de sulak alanlarda yaşandığı belirtilen gizemli olaylarla dolu… Ki çocukken yaşlılardan “Pîrhebok”ların hikayelerini çokça dinlemişimdir. Rivayet o dur ki bu gizemli canlılar, güzellikleriyle suya doğru çağırdıkları kişileri suyun altına çekerek boğarlarmış. Fakat bir kişi, demir bir şeyi veya iğneyi onun vücuduna batırdığı anda bu sefer “pîrhebok”ların hizmet eder hale geldikleri, hatta ellerinin değdiği her şeyin bereketlendiği aktarılırdı.
137 yıl önce, Saadet gazetesinin bir haberinde de; Van Gölü’nün kenarında abdest almak isteyen bir kişiyi, büyükçe bir yaratığın ayağından kavrayıp suyun derinliklerine çektiği bir olaydan bahsedilir. Daha da ilginç olanı, İskoçya’daki Loch Ness Canavarıyla ilgili hikayenin de ortaya çıkışında da bir paralellik görüyoruz. Bu hikayede de bin 461 yıl önce Loch Ness Gölü’nde bir kişinin su canavarının saldırısı sonucu hayatını kaybettiği rivayet edilir. Elbette hikayeler benzer; fakat sonuçlar farklı. İskoçya’da kültürel mirasın bir parçasına dönüşen hikaye, Van’da hızlıca “bilimsel” olarak bitiriliyor. Böylece bizim canavar, sözlü ve yazılı kültürün renkli / gizemli bir karakteri olma şansını kaybediyor.
Canavarların Kardeşliği
Yıllar önce İskoçyalı arkadaşım Stephen’la sohbetimizin teması, “Canavarların kardeşliği” olmuştu. Söz Van’dan açılır açılmaz Stephen “Bizim de bir canavarımız var” diyerek uzun uzun “Nessie” denilen Loch Ness Canavarından bahsetmişti. Stephen “Nessie, bizim ulusal canavarımız. Onunla gurur duyuyoruz” dedikten sonra Noel Baba gibi ona da inanmayı sevdiklerini, onun kültürlerinin bir parçası olduğunu ve bunun çocuklar ile turistler için harika bir gizemli hikaye olduğunu belirtmişti.
Bu sebeple yazıyı yazdığım sırada da Stephen’a mesaj atarak Nessie’yi sordum. Gönderdiği mesajda, “Loch Ness'i ziyaret eden tüm İskoçlar mutlaka Nessie'yi aramıştır. Göl kenarında otururken veya kıyıları boyunca yolda araba sürerken, canavarı görmeyi umarak sulara bakarak dakikalarca veya saatlerce zaman geçirmişlerdir.” diyordu. Doğrusu üzerinden yüzlerce asır geçmesine rağmen duydukları heyecanın halen diri olması ilham verici!
Bunun sebebi de Stephen’ın “Yıllar geçtikçe, bu hikâyeleri özümsedik ve Nessie'yi hikâyemizin, gizemimizin ve biraz da mizahla kimliğimizin bir parçası olarak benimsedik.” şeklindeki sözlerinde saklı olsa gerek. Meselenin bir de Britanya Krallığı boyutu olunca bir İskoç olarak Stephen “İngiltere'nin sahip olmadığı bir canavara sahip olduğumuzu belirtmekten de mutluluk duyuyoruz!” sözleriyle politik bir mesaj vermekten de geri durmuyor.

Japonlar Canavarın Peşinde
Van Gölü Canavarı da dünyada nam salmıştı aslında. Hikayesini duyanlar, ta Amerika ve Japonya’dan kalkıp soluğu gölün kenarında almıştı. Ama hikaye (bilimsel olarak) kaybedilince canavar da kaybedildi haliyle! Buna rağmen birkaç hafta önce Japonya’dan önemli bir yazarı misafir ettiğimde de yine gündemimiz Van’dı, Van Gölü Canavarıydı. Çünkü Japon yazar arkadaşım Takano Hideyuki de 2000’li yılların başında Van’a giderek günlerce gölde canavarın izini sürmüşlerden… Hatta 20 yıl önce Van Gölü Canavarı üzerine ilgi çeken bir kitap da yazmış. Bu kez de Urfa’da yeni bir kitap projesi için yine gizem peşinde.
Takano’yla gezerken Van, Van Gölü ve canavar hakkında mini bir röportaj da yaptım. İlk sorum, Van Gölü Canavarını aramaya nasıl karar verdiğiyle ilgiliydi. Takano, kütüphanede denk geldiği bir kitapta “Van Gölü Canavarı” başlığının ilgisini çektiğini belirttikten sonra “Kitapta canavarı gören 48 kişinin isimleri, adresleri ve vesikalık fotoğrafları yer alıyordu. Bunun çok etkileyici olduğunu düşünerek Türkiye’de bir araştırma yapmaya karar verdim.” dedi. Tabii kitap Japonya’da büyük ilgi görüyor, “özgün” olarak değerlendiriliyor. Birçok kez basımı yapılan kitap toplamda 30 bin adet satıyor. Tabii bununla da bitmiyor; çünkü Takano’nun verdiği bilgiye göre kitap, bu sefer “Türkiye’nin Canavarı” adıyla 2023 yılında farklı bir yayınevi tarafından yayınlanıyor.
Takano’ya Van Gölü Canavarının var olup olmadığına yönelik görüşlerini sorduğumda şunları söyledi: “Van Gölü oldukça alkali bir göldür ve içinde sadece bir tür balık, yani İncikefali yaşar. Çok büyük canlıların yaşayabileceğini sanmıyorum. Ancak, yerel rehber ve şoförlerle birlikte devasa siyah bir nesneye şahit oldum. Su yüzeyinde tekrar tekrar yüzerken ve batarken, vücudunun yüzeyinde çok sayıda diken varmış gibi görünüyordu. Ne olduğu bilinmiyor. O anda bir hayvan gibi göründü ama sonradan düşündüğümde fiziksel bir fenomen gibi geliyor. Japonya'daki göl ve bataklık uzmanlarına danıştığımda, ‘Van Gölü gibi kapalı göllerin dibinde metan gibi gazlar birikmeye meyillidir. Gazlar çamurla birlikte su yüzeyine yükseldiğinde, sanki siyah ve büyük bir nesne yüzer gibi görünmüyor mu?’ dediler. Ben de şu anda bunun olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorum.”
Gölün özgünlüklerini belirten Takano, araştırmaların yapılmasının yararlı olacağını ifade ettikten sonra şunu soruyor: “Son derece özel bir göl olduğundan, uzmanlar tarafından araştırılırsa bilime yeni bilgiler katacak birçok gerçek ortaya çıkmayacak mı?” Son olarak Vanlılarla ilgili duygularını, Van’a bakışığını sorduğumda biraz bir iç çekişle “Van benim için özel bir yer” dedikten sonra Takano şöyle konuştu: “2004 yılının Ağustos ayında Van’ı ilk kez ziyaret ettiğimde, Van'ın kuzeyindeki dağlardan arabayla geçerken, yaz ortasında olmasına rağmen aniden kar yağmaya başladı ve çevre bembeyaz oldu. 2018 yılında bir arkadaşımla birlikte Dicle-Fırat nehirlerinde yaklaşık bir ay boyunca kano ile seyahat ettim. O zaman da başlangıç noktamız Van'dı. O seyahatin kayıtlarını bir kitapta derleyip önümüzdeki ay (Haziran 2026) yayınlamayı planlıyorum. Bu kitabın son taslağını da tesadüfen geçen yıl Van'da kaldığım sırada tamamladım. Van, benim için gizemli bir ilham veren bir kent.”
Gel de Nessie’yi Kıskanma
Kültür ve turizm, tanıtım ve reklam değilse nedir? Ülkeler ve kentler, yaratıcı tanıtımlarla ilgi çeker, insan çeker. Okanagan Gölü’nün kenarına gidenler bugün de Ogopogo Canavarının kendilerine görünmesini heyecanla beklerler. İskoçlar bıkmadan usanmadan Nessie’yi arar dururlar. Hatta profesyonel canavar avcıları da turistik gezilerin bir parçası olarak sunulur. Yine İskoçlar, Nessie’nin varlığı üzerine İngiliz ve Amerikalı turistlerle tartışmaktan da keyif alırlar. Öyle ki bugün Nessie’yi savunmak, bir İskoç için bir nevi inkara karşı ulusal bir vazifedir.
Gerçekten de İskoçlar, kendi canavarları konusunda çok hassaslar. Bugün Nessie’nin kendisi hakkında bilgiler içeren ve güncel gelişmelerin sürekli eklendiği resmi bir web sitesi bile var. Nessie’nin her şeyi tartışılmış, cinsiyeti bile belirlenmiş durumda. Eğer bir gün Loch Ness’e gitmeye karar verirseniz turizm / tur şirketlerinin sizi “Loch Ness, ister canavar avlamak isteyin ister önceden hazırlanmış İskoçya turlarımızdan birinde Nessie'yi görmeyi ummak isteyin, ziyaret etmek için harika bir yerdir.” sözleriyle cezbetmeye çalıştıklarını da göreceksiniz.
Canavar bir efsane mi?
Van Gölü’nün eşsiz bir doğa harikası olduğu, Van’ın da bunun bir armağanı olduğu apaçık ortada. Derinliğin 170 ila 500 metre arasında değiştiği bir deniz var elimizde. Bu havzanın birçok ilginç canlıya ev sahipliği yapması neden doğal olmasın ki? Bilimin en temel ölçüsü, sürekli bir gelişme halinde olmasıdır, hiçbir konuda “Buraya kadarmış” demez. Öyle olsaydı, Newton’un hareket yasalarından sonra Einstein bir şey yapma gereği duymayabilirdi elbette. Bu sebeple Van Gölü bugün de sırf gizemlerini açık etmek amacıyla meraklıları bekler durumda.
Van Gölü canavarı elbette bir efsane olabilir. Hatta üretilmiş bir unsur da olabilir. Açıkçası Ankara’da yazar Mehmet Çetingüleç’le otururken “Van Gölü Canavarı yazısı yazacağım” dediğimde kakıla kakıla gülerek “Onu ben yarattım” dediğinde bir hayli şaşırmıştım. Çetingüleç’in anlatımına göre 90’lı yıllarda parlamento muhabiri olduğu sırada, Van Gölü’nde su seviyesinin anormal bir şekilde yükselişini araştırmak üzere TBMM’de bir komisyon kuruluyor. Çetingüleç de kıvrak zekasıyla haberi “Van Gölü Canavarı araştırılacak” şeklinde geçince olan oluyor haliyle. Yine de bu, 17’nci yüzyıldan 19’uncu yüzyıla uzanan ama 90’lı yıllara kadar sessizliğe gömülen bir gizemin ifşası da sayılmaz.
Canavar mı efsane, Çevre Yolu mu?
Van Gölü hakkında yeniden düşünmeye, onun doğal güzelliği karşısında yeniden büyülenmeye ihtiyaç var. Ancak o zaman sahip olduğumuz değerleri yeniden keşfedebilir, onu korumanın yollarını arayabiliriz. Van Gölü’nün içinde bir şey olmadığı yaklaşımı, dolayısıyla bildiğimiz / bilmediğimiz canlıların da yuvası olduğunu ıskalayan düşünceyle birlikte tek taraflı bir tahakküm gelişmiştir. Havzanın etrafında kontrolsüz ve ilgili kanunlara aykırı bir şekilde artan yapılaşma, gölü besleyen akarsuların kâr amaçlı projelerle zayıflatılması ve gölün içinde / çevresinde artan bir kirlilik söz konusu.
İlginçtir ki son yıllarda kuraklık ve suyun azalmasından bahsedilirken 1995 yılında gündem, göl suyunun yükselmesiydi. Öyle ki bazı milletvekilleri akarsuların Van Gölü’ne boşaldığı yerlerde sulama tesisleri ile su depolama göletlerinin oluşturulmasını teklif ediyorlar. Çünkü göl, akarsularla o kadar çok besleniyor ki bunun azaltılması amaçlanıyor. Bunun yanında 1997 yılında “Van Gölü Havza Koruma Planı Projesi” azımsanmayacak bir bütçeyle başlatılıyor. Buna karşın bugün, gölü besleyen su miktarının (HES’lerin etkisiyle) azalması sadece su seviyesini etkilemiyor; endemik türlerin yaşamasını da tehdit ediyor.
Yaşlı bir çiftçinin ölmeden önce “tarlada altın gömülü” demesi üzerine çocuklarının tarlayı kazma kürekle delik deşik etikleri hikayeyi bilirsiniz. İlkokula başladığımız yıllarda okumuştuk. Tabii yaşlı çiftçinin çocukları tarlada altın maltın bulamıyor. Ama asıl mesajın, tarlanın kıymetinin bilinerek emekle ekilip biçilmesinin “altın değerinde” olduğu sonradan anlaşılıyor. Dolayısıyla Van Gölü’nde bir canavar bulamayabiliriz; ama gözlerin dikkatle Van’a çevrilmesini sağlayacak asıl şeyin; gölün korunması ve tanıtılması, hikayesinin ilginç bir şekilde yazılması olduğu aşikar değil mi?
Son sözümüz de yine Van Gölü Canavarı hakkında olsun. İskoçlar; dişil gizemin daha güvenli ve pazarlanabilir olmasından dolayı Nessie’nin dişi olduğunu belirtirler. Çünkü tehlikeli su ruhlarının trajik güzellere veya nazik yoldaşlara dönüştürüldüğü uzun bir gelenekten besleniyorlar. Bir diğer sebep de eril rasyonellik aramaya meyillidir, dişil gizem ise her zaman bulunmayı bekler. Ben de bundan esinlenerek, Kürtçe izafiyet ekiyle “Wanê” demeyi tercih ederdim doğrusu. Dolayısıyla bu hikaye bitmiş değil, efsane tüketilmiş değil. Neden mi? Çünkü bir Vanlının da sosyal medyada yazdığı gibi; Van Gölü Canavarı, bugün çevre yolundan daha az efsanedir.
İbrahim GENÇ

(Takano Hideyuki’nin “Van Gölü Canavarı” kitabı)