Hastaneler… Bir şehrin kalbi gibidir. Oradaki her aksama, her sorumsuzluk önce hastalara, ardından bütün topluma yansır.

Van’da son yıllarda yaşananlar ise sadece sağlık hizmetinin değil; liyakatin, vicdanın ve adaletin de ağır bir sınavdan geçtiğini gösteriyor.

Genetik Testlerde Bitmeyen Bekleyiş: Tanısı Konmadan Ölen Hastalar

Ciddi birçok hastalığın tanısı artık modern tıbbın en önemli araçlarından biri olan genetik analizlere dayanıyor. Hematolojik hastalıklardan romatolojik tablolara, doğuştan gelen metabolik bozukluklardan kemik hastalıklarına kadar birçok alanda kesin tanı genetik test ile koyuluyor; tedavi buna göre şekilleniyor.

Bu testlerin sonuçlanma süresi 3–5 ayı bulabiliyor. Fakat sorun şu ki:

Hastalar aylar sonra sonuçlarını almaya gittiklerinde, “Henüz çıkmadı, bekleyin” cevabı ile karşılaşıyor.

Üsteleyip sorduklarında ise “Laboratuvarla anlaşma bitmiş, isterseniz yeniden kan verip tekrar çalışalım” deniyor.

Peki bunun adı nedir? Eksiklik mi? İhmalkârlık mı? Yoksa ağır bir sorumsuzluk mu?

Bu durum sadece bürokratik bir gecikme değildir.
Bu, hastaların tanısının gecikmesi, tedavilerin aksaması, hatta tanı alamadan ölen insanların varlığı demektir.

Bir insanı aynı test için tekrar tekrar kan vermek zorunda bırakmak, sağlık hizmetinin değil, umursamazlığın göstergesidir. Hiç kimsenin, hiçbir kurumun, hiçbir makamın insanlara bunu reva görmeye hakkı yoktur.

***

Klinikler Kuruluyor… Ama Sonra Ne Oluyor?

Van’da yeni kliniklerin kurulması, şehir için büyük bir gelişmeydi. Asistanların eğitim alacağı, özellikli hastaların şehir dışına gitmek zorunda kalmayacağı bir dönem başladı. Tam her şey umut vericiyken başka bir tablo ortaya çıktı:

Mobbing.

Bu kliniklerin başına getirilen değerli doçent ve profesörler, bir süre sonra baskılarla, yıldırmalarla, üstü kapalı tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Sonuç? İstifa edip gidiyorlar.

Ardından:
• Özellikli işlemler yapılamaz hale geliyor,
• Asistan eğitimi aksıyor,
• Klinikler kapanma noktasına geliyor.

Üroloji ve kadın doğum klinikleri bunun en somut örnekleri.
Bir şehirde bir kliniğin kapanması demek, o bölgedeki yüz binlerce insanın sağlık hakkının daralması demektir.

***

Bir Zamanlar Doktorların Kalmak İstediği Şehir: Van

Van, yıllarca mecburi hizmetle gelen hekimlerin keyifle kaldığı şehirlerden biriydi. Çünkü:
• Çalışma ortamı huzurluydu,
• Şehrin doğası insana nefes veriyordu,
• Mesleki saygı ve dayanışma vardı.

Bugün ise tablo tamamen değişmiş durumda.

Liyakatsiz yönetim anlayışı nedeniyle mecburi hizmetini tamamlayan hekimler, sanki şehirden “kaçarcasına” ayrılıyor. Çünkü baskı, huzursuzluk ve belirsizlik içinde kimse mesleğini icra etmek istemez.

Unutmayalım:
Bir sağlık sistemi ancak liyakatle, şeffaflıkla ve adaletle yönetilirse ayakta kalır.

***

Adaletin Terazisi Bozulursa…

Bilimsel anlamda çok özellikli işler yapan bir hekim ile bir hasta yakını arasında yaşanan bir tartışma… Tıpta bu tür gerginlikler olabilir. Olay soruşturmaya gidiyor. Dosyaya bakılıyor. Hekimin haklı olduğu açıkça ortada.

Ama sonuç?

Ceza alan yine hekim oluyor.

Neden?
Çünkü tartışma yaşanan kişi, il sağlık müdürünün çocuğunun öğretmeni.

Şimdi soralım: Bu hekim bu şartlarda neden çalışsın?
Aynı unvana sahip hiçbir hekim, o doktorun yaptığı özellikli işi yapamayacakken; şehrin insanları bundan mahrum bırakılmıyor mu?

Bu, bu şehrin hastalarına yapılmış açık bir ihanet değil midir?

Sırf “okeye ancak dördüncü olacak bir şahsın” çocuğu rahat etsin diye mi bilim insanları harcanıyor?

Eğer bir yerde hekimlerin kaderi, karşı tarafın hangi makamla bağlantılı olduğuna göre belirleniyorsa; orada sadece sağlık sistemi değil, adalet duygusu da çürümeye başlamış demektir.

Ve adaletin olmadığı yerde:
• Nitelikli hekim durmaz.
• Bilimsel üretim durur.
• Sağlık hizmeti çöker.

***

Son Söz: Bu Sadece Doktorların Değil, Bir Şehrin Meselesi

Van’da yaşananlar sadece hekimlerin sorunları değildir.
Bu şehirde yaşayan herkesin geleceğini ilgilendirir.
• Tanısı geciken hastalar,
• Kapanan klinikler,
• Tükenen hekimler,
• Liyakat yerine torpilin konuşulduğu bir yönetim anlayışı…

Bütün bunların bedelini toplum öder.

Sağlık, bir şehrin omurgasıdır.
Bu omurga eğrilirse, hiçbirimiz dimdik duramayız.

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey;
doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen bir yönetim anlayışıdır