Van’da üç kadın öğretmenin sekiz kişiyle başlattığı kitap buluşmaları, iki yılda 200’ü aşkın kadını üç ayrı grupta buluşturan örnek bir kültür hareketine dönüştü.
Dün Şehrivan Haber muhabiri Üstat Necmettin Dursun’un “Van’da bir kitapla başlayan büyük hikâye!” başlığıyla ustaca kaleme aldığı haberi okuyunca çok etkilendim. İlk bakışta bir kitap buluşmasını anlatıyor gibi görünse de satır aralarında çok daha büyük bir gerçeği işaret ediyor: Giderek yüzeyselleşen, düşünmekten ve birbirini dinlemekten uzaklaşan bir toplumda, yeniden düşünmenin, konuşmanın ve paylaşmanın yollarını arayan kadınların sessiz ama güçlü yürüyüşünü…
Her şey, Türkçe öğretmeni Bahar Cangüleç’in, Ayfer Ataman ve Aysel Yıldız öğretmenlerle birlikte ortaya koyduğu oldukça sade ama bir o kadar da anlamlı bir cümleyle başlamış:

(Foto: Şehrivan Haber)
“Kitap okumak bize yetmiyordu, kitabı konuşacak birileri olmalıydı!”
İşte bazen büyük değişimler tam da böyle küçük görünen cümlelerin içinden doğar.
İki yıl önce yalnızca 1-2-3 öğretmen ve 8 kadınla başlayan bu yolculuk, bugün 200’ün üzerinde kadını üç ayrı grupta kitap ve edebiyat çevresinde buluşturan önemli bir kültür hareketine dönüşmüş durumda. Üstelik bu oluşum herhangi bir ticari beklenti taşımıyor. Gönüllülük, kitap sevgisi, sohbet ve paylaşım üzerine öğretmenlerin omuzunda yükseliyor.
Van’ın farklı noktalarında aynı gün ve aynı saatte kurulan üç ayrı masa, aslında üç ayrı toplantıdan çok daha fazlasını ifade ediyor.
Bahar Öğretmen’in koordinasyonundaki grup Çikolata Evim’de, Ayfer Ataman’ın koordinasyonundaki grup Münchies Cafe’de, tarih öğretmeni Aysel Yıldız’ın koordinasyonundaki grup ise Luuq Cafe’de bir araya geliyor.
Saat 14.00’te başlayan bu buluşmalarda yalnızca kitapların konusu, karakterleri ya da olay örgüleri konuşulmuyor. İnsan ilişkilerinden toplumsal yaşama, bireysel özgürlüklerden kadınların toplumdaki konumuna kadar hayatın kendisi masaya yatırılıyor.
Bir başka ifadeyle kadınlar, kitabın sayfalarından hayatın kendisine uzanan bir köprüyü kuruyor.
Bahar Öğretmen’in grubunda “Çürüme” değerlendirilirken, Ayfer Ataman ve Aysel Yıldız’ın koordinasyonundaki gruplarda Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” eseri ele alınıyor.
Burada özellikle “Kadının Adı Yok” kitabının seçilmesi ayrıca anlamlıdır. Çünkü kadınların toplumsal hayatta karşılaştıkları eşitsizlikleri, kendilerini gerçekleştirme mücadelelerini ve özgürlük arayışlarını anlatan bir eserin, yüzlerce kadının oluşturduğu böylesi bir kültür ortamında yeniden konuşulması, kitabın sayfalarıyla hayatın gerçekleri arasında güçlü bir bağ kuruyor.

(Foto: Şehrivan Haber)
Kitap yalnızca okunmaz, insanı da değiştirir
Bugün sosyal medya hayatımızın neredeyse her alanını kuşatmış durumda.
Cep telefonlarıyla birlikte hayatımıza giren dijital dünya, elbette insanlığa büyük kolaylıklar da sundu. Bilgiye ulaşmak, haberleşmek, eğitim kaynaklarına erişmek ve dünyanın farklı noktalarındaki gelişmeleri takip etmek artık saniyeler içerisinde mümkün.
Fakat mesele teknolojinin kendisi değil; teknolojinin insanı yönetmeye başladığı noktadır.
Bugün cep telefonları, özellikle çocukların ve gençlerin hayatında yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkmış, zaman zaman hayatın merkezine yerleşmiştir. Saatler boyunca ekrana bakmak, sürekli bildirim beklemek, sosyal medya akışından kopamamak ve birkaç saniyelik içeriklerle zihni sürekli meşgul etmek, insanın düşünme biçimini de değiştirmeye başlamıştır.
Daha da düşündürücü olan ise bu durumun yalnızca eğitim hayatını değil; ahlakı, inancı, kültürü, aile yapısını ve toplumların kendi öz değerleriyle kurduğu bağı da aşındırabilmesidir.
Çünkü kendi kültürünü, ailesini, geçmişini, değerlerini ve inanç dünyasını kitaplardan, büyüklerinden ve gerçek hayattaki sohbetlerden öğrenmek yerine bütün zamanını sanal dünyanın hızına teslim eden bir neslin, zaman içerisinde kendi köklerinden uzaklaşması kaçınılmaz bir tehlikeye dönüşebilir.
İşte tam da bu nedenle sağlıklı kitap okuma alışkanlığının yeniden topluma kazandırılması artık yalnızca bir eğitim meselesi değildir.
Bu, aynı zamanda bir ahlak, kültür, aile ve toplum meselesidir.
Bugün çocuklarımızın elinden cep telefonunu tamamen almak belki gerçekçi değildir. Ancak cep telefonunun hayatımızdaki yerini yeniden sorgulamak, ekran ile kitap arasında sağlıklı bir denge kurmak ve özellikle çocuklarımıza kitabın değerini yeniden anlatmak zorundayız.
Çünkü bir kitabın karşısında insan yalnızca okumaz; durur, düşünür, sorgular, hayal eder ve kendisiyle konuşur.
Oysa sosyal medya çoğu zaman insana düşünmek için değil, tüketmek için içerik sunar.
Bir görüntü biter, diğeri başlar.
Bir paylaşım kaybolur, başka bir paylaşım gelir.
İnsan farkına varmadan saatlerini tüketir.
İşte bu nedenle mide bulandırıcı boyutlara ulaşabilen sosyal medya tiryakiliğine karşı kitabın yeniden hayatımızın merkezine alınması gerektiğine inanıyorum.
Kitap, zihnin hızını düşürür.
İnsana sabretmeyi öğretir.
Bir cümle üzerinde düşünmeyi, farklı bir fikri dinlemeyi ve kendi düşüncesini sorgulamayı sağlar.
Daha önemlisi, insanın kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına imkân verir.
Bu nedenle kitap yalnızca eğitim için değil; ahlakın, kültürün, aile bağlarının ve toplumsal hafızanın korunması açısından da güçlü bir araçtır.
Benzer bir hikâyenin başlangıcını biz de yaşadık
Bu tabloya bakarken benim için ayrı bir anlam taşıyan başka bir hikâye de aklıma geliyor.
2007-2011 yılları arasında Ankara’da geliştirdiğimiz sosyal sorumluluk projesiyle Van’ın Özalp ilçesinde başlattığımız ve o dönem birçok kişinin kolay kolay mümkün görmediği bir çalışmaydı bu.
Kız çocuklarını tarihte ilk kez 6. Sınıfla buluşturan projemiz, daha 6. sınıftan itibaren eğitimle, kitapla ve gelecekle buluşturulmasını hedefleyen bu proje ilk ortaya çıktığında bizi ciddiye almayanlar da oldu, başarılı olamayacağımızı söyleyenler de…
Fakat biz vazgeçmedik.
Büyük bir emek, sabır ve inançla yürütülen çalışmada milyonun üzerinde kitap kaynağı vb yardımların aktarılmasını sağlayarak projemizi hayata geçirdik.
Bugün o günlerin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, sağlık, teknik, edebiyat ve hukuk gibi farklı alanlarda eğitimlerini tamamlayarak iş hayatına atılan kız çocuklarımızı görmek, o emeğin ne kadar kıymetli ve gurur verici olduğunu bizlere gösteriyor.
İşte bugün Van’da 1-2-3 kadın öğretmenin başlattığı kitap hareketine bakarken, geçmişte yaşadığımız o süreci hatırlamamın nedeni de budur.
Çünkü eğitim ve kültür alanında atılan hiçbir adım küçük değildir.
Bir çocuğa verilen bir kitap, bir kadının kurduğu bir okuma grubu veya bir öğretmenin birkaç öğrencisiyle başlattığı bir sohbet, yıllar sonra hiç umulmadık sonuçlar doğurabilir.
Bugün dijital dünyanın çocuklarımızı ve gençlerimizi kuşattığı bir dönemde, geçmişte yaptığımız o çalışmanın anlamı belki de daha da büyüktür.
Çünkü teknoloji değişti, cep telefonları hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu, sosyal medya günlük yaşamımızın içine yerleşti.
Fakat değişmeyen bir gerçek var:
Bir çocuğun zihnini geliştiren, karakterini besleyen ve geleceğini şekillendiren en güçlü araçlardan biri hâlâ kitaptır.

(Foto: Şehrivan Haber)
Bu hikâyenin merkezinde kadınlar var
Van’da bugün ortaya çıkan tablonun bir başka önemli tarafı ise kadınların öncülüğüdür.
Toplumun aynası olan kadınların kitap etrafında buluşması, yalnızca kadınların kendi dünyalarını geliştirmeleri anlamına gelmez.
Kadınların bilinçlenmesi, düşünce dünyasının gelişmesi ve kültürel hayata daha fazla katılması, doğrudan doğruya toplumun geleceğine dokunur.
Çünkü insanı doğuran, büyüten, besleyen, eğiten ve öğreten kadınlardır.
Belki de bu nedenle toplumun yarınını şekillendiren en güçlü aktörlerden birinin kadınlar olması şaşırtıcı değildir.
Kadının duyarlılığı, merhameti ve hayatı farklı yönleriyle değerlendirme yeteneği kitapla, eğitimle ve düşünceyle birleştiğinde ortaya çıkan sonuç, toplum açısından büyük bir kazanımdır.
Bugün o fotoğraf karelerine baktığımızda da bunu görüyoruz.
Aynı gün, aynı saatte farklı mekânlarda bir araya gelen kadınların önemli bölümünün genç nesilden oluşması, bana göre bu hareketin en kıymetli taraflarından biridir.
Çünkü genç kadınların kitap etrafında buluşması, Van’ın geleceği açısından umut verici bir tablodur.
Ve belki de bugün yapılması gereken en önemli şeylerden biri, bu genç kuşağa cep telefonunun ekranından daha büyük bir dünyanın bulunduğunu gösterebilmektir.
O dünya kitapların dünyasıdır.
O dünya düşüncenin, hayalin, kültürün, vicdanın ve insan olmanın dünyasıdır.
Bu ışık söndürülmemeli, büyütülmeli
Ancak burada küçük ama önemli bir önerimi de paylaşmak istiyorum.
Böylesi bir çalışmanın büyürken uçlara savrulmaması, siyasetin gölgesinde kalmaması ve toplumun tamamına hitap eden eserler üzerinden ilerlemesi son derece önemlidir.
Kitabın birleştirici gücünü korumak gerekir.
Çünkü kitap, insanları ayrıştırmak için değil; farklılıkları anlamak, birbirini dinlemek ve ortak bir düşünce zemini oluşturmak için en güçlü araçlardan biridir.
Bu nedenle Van’da üç kadın öğretmenin yaktığı bu ışığın daha da büyütülmesi gerektiğine inanıyorum.
Her ay farklı mekânlarda yapılan bu buluşmaların sürdürülebilmesi için işletmelerin sponsorluk ya da en azından maliyet desteği sağlaması, kentteki gazete ve haber sitelerinin ise bu kültür hareketini görünür kılması büyük önem taşıyor.
Çünkü bazı toplumsal çalışmaların desteğe değil, önce fark edilmeye ihtiyacı vardır.
Bugün 1-3-8 kadınla başlayan bir hareketin 200’ün üzerine çıkması, zaten kendi başına bunun ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor.
Dahası, bu hareketin büyümesi yalnızca daha fazla kadının kitap okuması anlamına gelmeyecektir.
Belki bir anne evine döndüğünde çocuğuyla kitap konuşacak.
Belki bir öğretmen öğrencisine yeni bir kitap önerecek.
Belki bir genç, saatlerce sosyal medya akışında kaybolmak yerine bir kitabın sayfalarını çevirecek.
Belki bir aile, akşamları herkesin elinde telefon bulunan sessiz bir ev yerine birlikte kitap konuşulan bir sofraya dönüşecek.
İşte asıl toplumsal değişim tam da burada başlayacaktır.
Bir kitabın açtığı kapı
Van’da üç kadın öğretmenin attığı bu adım bana göre yalnızca bir kitap grubunun hikâyesi değildir.
Bu; düşünmenin, sorgulamanın, yüz yüze konuşmanın ve birbirini anlamanın yeniden hatırlanmasıdır.
Bugün yüzlerce kadın kitapların etrafında buluşuyor.
Yarın belki binlercesi…
Ve belki bu masalarda konuşulan kitaplar, bir gün başka çocukların eline ulaşacak; başka kadınların hayatına dokunacak; başka sosyal sorumluluk projelerinin doğmasına vesile olacak.
Çünkü kültürün ve eğitimin en güzel tarafı budur:
Bir kitap hiçbir zaman yalnızca bir kişide kalmaz.
Bir insandan diğerine, bir evden başka bir eve, bir nesilden başka bir nesile yürür.
Üstelik bugün cep telefonlarının ve sosyal medyanın insanı kendi kültüründen, ailesinden, geleneklerinden ve gerçek hayattaki ilişkilerinden uzaklaştırabildiği bir dönemde, kitapların yeniden hayatımıza girmesi çok daha büyük bir anlam taşıyor.
Çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlamak için değil; iyi insan olmaları, doğruyu yanlıştan ayırabilmeleri, ailelerinin ve toplumlarının değerlerini tanıyabilmeleri, farklı düşüncelere saygı duyabilmeleri ve kendi kimliklerini kaybetmeden dünyaya açılabilmeleri için de okumaya yönlendirmeliyiz.
Çünkü eğitim yalnızca bilgi değildir.
Ahlak da eğitimdir.
Kültür de eğitimdir.
İnanç da insanın dünyasını şekillendiren bir değerdir.
Aile de bir eğitim yuvasıdır.
Ve bütün bunların ortak zemini, düşünebilen, okuyabilen ve sorgulayabilen insan yetiştirmektir.
Ben de bu nedenle, “Kitap okumak bize yetmiyordu, kitabı konuşacak birileri olmalıydı!” diyerek yola çıkan Bahar Cangüleç, Ayfer Ataman ve Aysel Yıldız öğretmenlerimizin öncülüğündeki bu anlamlı çalışmayı yürekten selamlıyorum.
Kendi adıma, bu kutsal çalışmaya karınca kararınca, içtenlikle ve gururla destek vermek amacıyla bu satırları kamuoyuyla paylaşmak istedim.
Çünkü Van’ın ihtiyacı olan şey yalnızca yeni binalar, yeni yollar ve yeni yatırımlar değildir.
Van’ın düşünceye, kültüre, kitaba ve birbirini dinleyen insanlara da ihtiyacı vardır.
Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin elindeki cep telefonlarını tamamen hayatımızdan çıkaramayız.
Ama o ekranların karşısında kaybolan zamanı yeniden kazanabiliriz.
Kitabı yeniden sevdirerek…
Okumayı yeniden alışkanlık hâline getirerek…
Aile içinde kitap konuşarak…
Çocuklarımızı yalnızca sosyal medyanın tüketicisi değil, düşüncenin üreticisi hâline getirerek…
Ve belki de en önemlisi, kendi öz değerlerimizi, kültürümüzü, aile bağlarımızı ve toplumsal hafızamızı yeni nesillere kitapların güçlü diliyle aktararak…
Bazen bir şehrin kaderini değiştiren şey, büyük salonlarda atılan büyük nutuklar değil; bir masanın etrafında sessizce açılan bir kitaptır.
Van’da bugün o kitap açılmış durumda.
Şimdi mesele, o kitabın sayfalarını birlikte çevirebilmek ve bu ışığı daha da büyütebilmektir.
Kaynak:
https://www.sehrivangazetesi.com/vanda-bir-kitapla-baslayan-buyuk-bir-hikaye