Bazı şehirlerde insanlar yaşar. Bazı şehirlerde ise insanlar sadece dayanır.
Van’da son yıllarda büyüyen en görünmez kriz tam da budur:
Hayat kurma psikolojisinden, hayatta kalma psikolojisine geçiş.
Çünkü sürekli ekonomik kriz yaşayan toplumlarda insanlar bir süre sonra yaşamayı değil, ayakta kalmayı öğrenir.
Bu çok ağır bir ruh halidir.
Sabah uyandığında geleceğini düşünen değil;
bugünü nasıl çıkaracağını düşünen insanlar oluşmaya başlar.
İşte tam bu noktada toplumun ruh sağlığı sessizce bozulur.
Van’da bugün birçok insanın ortak duygusu yorgunluk.
Ama bu fiziksel bir yorgunluk değil.
Bu, sürekli belirsizlik içinde yaşamanın ruhsal yorgunluğu.
Kirayı düşünmek,
işsizliği düşünmek,
çocuğun geleceğini düşünmek,
artan fiyatları düşünmek,
yarını düşünmek…
İnsan zihni sürekli alarm halinde yaşayamaz.
Sürekli kriz ortamında yaşayan toplumlarda zamanla üç şey ortaya çıkar:
İlki; umutsuzluk.
İnsan artık çabalamanın sonucu değiştireceğine inanmaz.
“Ne yaparsam yapayım değişmeyecek” düşüncesi yayılır.
İkincisi; duygusal uyuşma.
Toplum zamanla acıya alışır.
İşsizlik normalleşir.
Göç normalleşir.
Gençlerin umutsuzluğu normalleşir.
İnsanlar artık kötü haberlere şaşırmamaya başlar.
İşte bu çok tehlikelidir.
Çünkü bir toplumun çöküşü bazen bağırarak değil, hissizleşerek başlar.
Üçüncüsü ise sessiz öfke.
Bastırılmış öfke toplumun içine yayılır.
İnsanlar daha tahammülsüz olur.
Aile içi çatışmalar artar.
Gençler yalnızlaşır.
Bağımlılıklar büyür.
Şiddet sıradanlaşır.
Çünkü uzun süre baskı altında yaşayan psikoloji, bir yerden sonra kırılmaya başlar.
Van’da bugün görünmeyen en büyük sorunlardan biri tam olarak budur:
Toplumsal tükenmişlik.
Birçok insan artık yaşamıyor; sadece idare ediyor.
Oysa insan sadece nefes alarak yaşayamaz.
İnsanın umut hissetmeye de ihtiyacı vardır.
Bir şehirde gençler sürekli gitmek istiyorsa, aileler sürekli kaygı içindeyse ve insanlar geleceği konuşmayı bırakmışsa; orada sadece ekonomik değil psikolojik bir kriz vardır.
Toplumların ruh sağlığı da en az ekonomileri kadar önemlidir.
Çünkü umudunu kaybeden şehirler, önce sessizleşir…
Sonra yavaş yavaş içten çöker.
Belki de artık Van için sadece yolları, binaları ve yatırımları değil; insanların ruhsal dayanıklılığını da konuşmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü bazen bir şehri ayakta tutan şey beton değil, insanların geleceğe olan inancıdır.
Murat ÜRGEN
Aile Danışmanı