Bir belediye seçimi yalnızca sandıktan çıkan rakamların toplamı değildir. Her seçim, farklı umutların, farklı kimliklerin ve farklı siyasi geleneklerin ortaklaşa kurduğu bir toplumsal sözleşmedir.
Bu nedenle demokratik siyasette asıl tartışılması gereken konu, bir makamın kime ait olduğu değil; o makamın hangi toplumsal iradeyi temsil ettiğidir.
Tuzla'da yaşanan tartışmalar tam da bu açıdan değerlendirilmelidir.
Bu belediye yalnızca bir partinin oylarıyla kazanılmış bir belediye değildir. Farklı siyasal çevrelerin, kent uzlaşısını önemseyen seçmenlerin, demokrasiye inanan insanların ve değişim talebini ortaklaştıran geniş bir toplumsal mutabakatın sonucunda ortaya çıkan bir başarıdır. Bu başarı, tek bir siyasi yapının değil; ortak iradenin başarısıdır.
İşte bu nedenle, böyle bir ortak iradeyle kazanılmış bir belediyede yaşanabilecek olası siyasi yön değişiklikleri yalnızca hukuki bir tercih olarak değerlendirilemez. Çünkü demokrasi, yalnızca "yasal olanı" değil, aynı zamanda "meşru ve etik olanı" da tartışmayı gerektirir.
Siyasette temsil yetkisi, kişisel bir mülkiyet değildir. Halkın belirli bir siyasi zemin ve ortak program üzerinden verdiği bir emanettir. Emanetin değeri ise, onu taşıyan kişinin hukuki haklarından önce, vicdani sorumluluğunda saklıdır.
Son yıllarda Türkiye siyasetinde seçmenlerin en çok yıprandığı alanlardan biri de budur. İnsanlar yalnızca partilere değil, ilkeler bütününe oy verdiklerini düşünürken; seçim sonrasında ortaya çıkan farklı siyasi tablolar, temsil duygusunu zedelemektedir. Bu durum yalnızca partilere olan güveni azaltmaz; demokratik katılımın anlamını da sorgulatır.
Elbette siyaset durağan değildir. Görüş ayrılıkları yaşanabilir. Parti yönetimleriyle sorunlar çıkabilir. Merkezi idareyle ilişkilerde farklı yöntemler benimsenebilir. Bunların tamamı demokratik siyasetin doğal parçalarıdır.
Ancak güçlü siyaset, ilkesini değiştirmeden çözüm üretebilen siyasettir.
Bir belediye başkanı, kentin sorunlarını çözmek için Ankara ile görüşebilir, ilgili bakanlıklarla ortak çalışma yürütebilir, yatırım talep edebilir. Bunlar görevidir. Fakat bu temasların, seçmenin sandıkta kurduğu siyasi dengeyi değiştirecek bir sonuca dönüşmesi halinde ortaya çıkacak tartışma, yalnızca siyasi değil; aynı zamanda ahlaki bir tartışmadır.
Çünkü kent uzlaşısı yalnızca seçim kazanmak için kurulmuş teknik bir formül değildir. Kent uzlaşısı; "birlikte yönetebiliriz" iddiasının toplumsal ifadesidir. Bu iddiaya sadakat göstermek, sadece siyasi partilerin değil, bu uzlaşının temsilcisi olan herkesin ortak sorumluluğudur.
Bazen siyaset, en büyük gücünü makam değiştirerek değil; ilkesine sadık kalarak gösterir.
Eğer bir siyasetçi, içinde bulunduğu yapıyla artık yürüyemediğine inanıyorsa, bunun da demokratik ve onurlu yolları vardır. Halkın iradesine saygıyı önceleyen, kendisini o makama taşıyan toplumsal mutabakatı dikkate alan bir tutum, uzun vadede hem siyasetçiye hem de kente daha fazla itibar kazandırır.
Çünkü seçmen, sadece bugünü değil, karakteri de oylamaktadır.
Toplumların hafızası sanıldığından daha güçlüdür. İnsanlar yıllar sonra belediyenin hangi projeyi ne zaman yaptığını unutabilir; ancak zor bir dönemde kimin ilkesini koruduğunu, kimin siyasi emanete sahip çıktığını kolay kolay unutmaz.
Bugün Tuzla'da tartışılan konu da tam olarak budur.
Mesele bir partinin kazanması ya da kaybetmesi değildir.
Mesele, ortak iradenin ne kadar değerli görüldüğüdür.
Çünkü demokrasiler yalnızca sandıkla ayakta kalmaz.
Demokrasiler, verilen sözün ağırlığıyla, siyasi ahlakın gücüyle ve halkın emanetine gösterilen sadakatle ayakta kalır.
Ve bazen bir siyasetçinin vereceği tek bir karar, yalnızca kendi siyasi geleceğini değil, toplumun demokrasiye duyduğu güveni de şekillendirir.
İşte bu yüzden, Tuzla'da asıl korunması gereken makam değil; halkın ortak iradesidir.
Çünkü makamlar geçicidir.
Siyasi partiler değişebilir.
Fakat onurla taşınmış bir emanet, siyasetin en kalıcı mirasıdır.
Ve bazen o emaneti korumanın en doğru yolu, başka bir siyasi limana sığınmak değil; gerekirse tek başına kalmayı göze alabilmektir. Çünkü gerçek siyasal karakter, iktidarın rüzgârına göre yön değiştirmekle değil, halkın emanetine sadakat gösterebilmekle ölçülür. Eğer ortak iradeyle kazanılmış bir temsil korunacaksa, bunun yolu yeni bir siyasi adres aramak değil; gerektiğinde bağımsız durabilen, hiçbir pazarlığın gölgesine sığınmayan ve yalnızca halkın vicdanına yaslanan bir duruş sergileyebilmektir.
İşte siyasetin gerçek mirası budur.
Çünkü tarih, güçlülerin hangi partiye geçtiğini değil; zor zamanda hangi ilkeye sadık kaldığını yazar.
Ve unutulmamalıdır ki; bir belediye başkanını siyaset büyütmez, makam büyütmez, parti büyütmez.
Onu büyüten tek şey, halkın emanetini kendi siyasi geleceğinden daha değerli görebilecek kadar onurlu davranabilmesidir.
Murat Ürgen - Aile Danışmanı ve Köşe Yazarı