Dünya Barış Günü’nde yine meydanlardaydık. Barışı, kardeşliği, eşitliği ve birlikte yaşamı haykırmak için…
DEM Parti’nin çağrılarıyla gerçekleştirilen etkinliklerde güzel sözler söylendi, güçlü mesajlar verildi. Fakat sahaya bir toplum bilimci gözüyle baktığımda, meydandakiler kadar meydanda olmayanları da düşündüm.
Ve şu soru zihnimden çıkmadı:
Barış meydanında neden bu kadar yalnızdık?
Barış yalnızca DEM Parti’nin mi meselesi?
Yalnızca Kürtlerin mi talebi?
Kendisini sağcı, solcu, sosyal demokrat, muhafazakâr, demokrat, özgürlükçü olarak tanımlayanlar neredeydi?
Birileri barışı yüksek sesle savunuyor diye diğerleri susmak zorunda mı?
DEM Parti “barış” dediğinde başkaları aynı kelimeyi söylemekten neden çekiniyor?
Oysa barışın partisi olmaz.
Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir.
Barış; hukukta adalettir.
Eğitimde fırsat eşitliğidir.
Ekonomide adil bölüşümdür.
Kadının korkmadan yaşayabilmesi, gencin geleceğini kendi ülkesinde kurabilmesidir.
İnsanların kendi diliyle, kültürüyle ve kimliğiyle var olabilmesidir.
Barış, farklılıkları ortadan kaldırmak değil; farklılıklarımızla aynı ülkede eşit ve özgür yaşayabilmektir.
Ama bu yıl başka bir gerçek de vardı: Önceki yıllara göre daha düşük bir katılım, daha az temsiliyet ve daha cılız bir toplumsal ses…
O nedenle yalnızca başkalarını eleştirmek yetmez.
Biraz da kendimize sormalıyız:
Ne oldu bize?
Yorulduk mu?
Umudumuzu mu kaybettik?
Yoksa birbirimizin acısını, talebini ve mücadelesini “onların meselesi” diye diye sonunda hepimiz kendi yalnızlığımıza mı çekildik?
Belki de en ağır soru budur:
Kendimizle barışmadık ki kiminle barışacağız?
Barışı bir partiye, bir halka ya da bir ideolojiye bırakamayız.
Sağcı da istemeli, solcu da…
Türk de, Kürt de…
Alevi de, Sünni de…
İnanan da, inanmayan da…
Çünkü barış bir tarafın diğerine vereceği taviz değil, birlikte yaşamanın ortak vicdanıdır.
Bu kez meydanlarda belki daha azdık.
Ama umudu kalabalıkların sayısıyla ölçmeyeceğiz.
Yeniden kardeşliği konuşacağız.
Yeniden birbirimizi dinleyeceğiz.
Yeniden yan yana geleceğiz.
Ve barışı hiç kimseye bırakmayacağız.
Çünkü barış kazanırsa bir parti kazanmayacak.
Bir halk diğerine üstün gelmeyecek.
Hepimiz kazanacağız.
Ve belki o gün, “Barış meydanında neden yalnızdık?” diye sormak zorunda kalmayacağız.
Çünkü o meydan artık hepimizin olacak.
Murat Ürgen
Aile Danışmanı ve Köşe Yazarı