Unutulan Acıların Tekrar Yaşanmaması için; Sivas-Madımak'ı Hatırlamak ve 2 Temmuz'un Toplumsal Hafızadaki Yeri

2 Temmuz, yalnızca takvim yapraklarında yer alan bir tarih değildir. Bugün, Sivas Katliamı'nda yaşamını yitiren insanların acısını, toplumun vicdanında açılan derin yarayı ve birlikte yaşama kültürünün ne kadar kırılgan olabileceğini yeniden hatırladığımız gündür.

Bir toplumun geleceğini yalnızca ekonomik gücü ya da siyasal yapısı belirlemez. Geçmişiyle kurduğu ilişki de en az bunlar kadar önemlidir. Acıları inkâr etmek, görmezden gelmek ya da unutturmak; o acıları ortadan kaldırmaz. Aksine, kuşaktan kuşağa aktarılan görünmez travmaların oluşmasına neden olur.

Psikoloji bize gösteriyor ki, travmalar yalnızca onları doğrudan yaşayan bireylerde kalmaz. Yas tutulamayan, adalet duygusu onarılamayan ve toplumsal olarak konuşulamayan olaylar, kolektif belleğin derinliklerinde yaşamaya devam eder. Böyle zamanlarda insanlar yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamaz; aynı zamanda geleceğe dair güven duygularını da sorgulamaya başlar. Çünkü güven, ancak adalet ve yüzleşme ile yeniden inşa edilebilir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında ise toplumsal kutuplaşmaların en büyük besin kaynağı, birbirini anlamaktan uzaklaşmaktır. Farklı inançların, kimliklerin, kültürlerin ve düşüncelerin tehdit olarak görülmesi; toplumun ortak yaşam zeminini zayıflatır. Oysa güçlü toplumlar, farklılıklarını bastıran değil, onları birlikte yaşamanın zenginliği olarak görebilen toplumlardır.

Bugün yapılması gereken, geçmişin acılarını siyasi tartışmaların konusu hâline getirmek değil; insan hayatının kutsallığını ortak bir vicdan etrafında yeniden hatırlamaktır. Çünkü acının kimliği olmaz. Gözyaşı; dili, mezhebi, inancı ya da etnik kökeni sormaz. Acı, insana aittir.

Toplum olarak en büyük sorumluluğumuz; çocuklarımıza öfkeyi değil empatiyi, nefreti değil birlikte yaşam kültürünü, intikamı değil adalet duygusunu miras bırakabilmektir. Ancak o zaman geçmişin karanlığı geleceğin umudunu gölgeleyemez.

Bugün, yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anarken, onların hatırasını yalnızca anma törenlerinde değil; gündelik hayatımızda birbirimize gösterdiğimiz saygıda, kullandığımız dilde ve kurduğumuz ilişkilerde yaşatabilmeliyiz.

Çünkü toplumsal iyileşme, geçmişi unutmakla değil; geçmişten ders çıkararak birbirimizi yeniden dinleyebilmekle mümkündür.

Unutulmamalıdır ki, bir toplumun gerçek gücü; acıları karşısında sessiz kalmayan vicdanında saklıdır. Hafızasını koruyan toplumlar, geleceğini daha sağlam temeller üzerine kurabilir. 2 Temmuz'un bize bıraktığı en önemli sorumluluk da budur: İnsan onurunu, farklılıklarla birlikte yaşama iradesini ve ortak vicdanı her koşulda savunabilmek.

Murat Ürgen
Aile Danışmanı ve Köşe Yazarı