Sessizlik bazen bir cevap değildir. Bir sonuç da değildir. Bazen sadece… bir alışkanlıktır.
Sessizlik bazen bir cevap değildir.
Bir sonuç da değildir.
Bazen sadece… bir alışkanlıktır.
Bir toplumun en tehlikeli dönüşümü bağırarak değil,
sessizleşerek olur.
Önce küçük şeyler susar.
Sonra büyük şeyler.
En sonunda insanlar bile…
Bugün mesele sadece bireyler değil.
Mesele, toplumun kendisi.
Çünkü bazı hikâyeler vardır, konuşulmaz.
Konuşulmadığı için de bitmez.
Sadece şekil değiştirir.
Görünmez olur.
Psikoloji bize şunu söyler:
İnsan, tehdit algıladığı yerde iki şey yapar:
Savaşır ya da kaçar.
Ama üçüncü bir yol daha vardır:
Susmak.
Ve susmak, çoğu zaman en görünmez savunmadır.
Ama aynı zamanda en ağır bedeldir.
Çünkü konuşulmayan her şey… içeride kalır.
Büyür.
Birikir.
Toplumsal düzlemde ise sessizlik daha karmaşık bir şeydir.
Çünkü her sessizlik bireysel değildir.
Bazıları öğretilir.
Bazıları öğretilmiş korkudur.
Bazı toplumlarda insanlar şunu öğrenir:
“Konuşma.”
“Görmezden gel.”
“Başına iş alma.”
Ve zamanla bu öğrenme bir refleks olur.
Rojin Kabaiş ve
Gülistan Doku gibi olaylar sadece bireysel hikâyeler değildir.
Onlar aynı zamanda şunu da gösterir:
Bir şeyler konuşuldukça görünür olur.
Ama konuşulmadıkça… yok olmaz.
Sadece derine iner.
Sosyoloji burada daha sert bir şey söyler:
Sessizlik, sadece yokluk değildir.
Bazen bir düzendir.
Ve bu düzen içinde bazı şeyler görünmez kalır.
Bazı sorular sorulmaz.
Bazı hikâyeler yarım bırakılır.
En tehlikeli nokta ise şudur:
İnsanlar bir süre sonra sessizliğe alışır.
Önce rahatsız eder.
Sonra normalleşir.
En sonunda fark edilmez olur.
Ama bir toplumun çöküşü çoğu zaman gürültüyle değil,
alışılmış sessizlikle başlar.
Çünkü ses çıkmaması, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.
Bazen sadece kimsenin artık sormadığı anlamına gelir.
Peki biz ne zaman susarız?
Korktuğumuzda mı?
Yorulduğumuzda mı?
Yoksa artık bir şey değişmeyeceğine inandığımızda mı?
Sessizlik her zaman masum değildir.
Bazen bir koruma kalkanı,
bazen bir çaresizlik,
bazen de bir teslimiyettir.
Ve belki de en zor soru şudur:
Biz gerçekten mi susuyoruz…
yoksa konuşmamayı mı öğreniyoruz?
Çünkü konuşulmayan her şey büyür.
Ve büyüyen her şey… bir gün bir yerden taşar.
Son soru:
Sessizlik kimi korur?
Ve en önemlisi…
kimi geride bırakır?