Yaklaşık elli yıl süren (yani tamı tamına yarım yüzyıl — dile kolay) çatışmalı bir ortama tanıklık ettik.

Bu süreç zarfında herkes kendince bir bedel ödedi.
Kimisi canıyla, bedeniyle; kimisi evladıyla; kimisi de malı mülküyle…

Elli yıllık ağır travmalardan sonra bugün yeniden bir hayattan söz ediyoruz.
Toplumsal barışı ve kardeşliği esas alan bir barışı konuşuyoruz.
Dikkat edin, “toplumsal barış” diyoruz: bireyin, aşiretin, kabilenin barışı.

Hal böyleyken, insanı ve insan yaşamını esas alan kişinin, siyasetin, yöneticinin daha da dikkatli olması lazım.
Her türlü provokasyonun ve sabotajın olası olduğu bu süreçte, özellikle bu sürece taraf olan siyasi hatiplerin konuşmalarına çok ama çok dikkat etmeleri gerekir.

Ama maalesef hâlâ toplumda kırılmalara yol açan sözler sarf edildiğine şahit oluyoruz.
Birkaç gün öncesinde DEM Milletvekili Keskin Bayındır’ın Hakkari’de aşiret ağalarına yönelik incitici konuşması ve ardından Bayındır’a cevaben Ertesi-Şerefan aşireti reisi İskender Ertoş’un yaptığı açıklama çok ama çok düşündürücü!
Hatta ve hatta daha öncesinde DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın koruculara yönelik manidar söylemi ve Jirki aşiretinden gelen ağır cevap da çok üzücü.

Ya Allah aşkına, buna ne gerek var?
Her gün Kürtlere “terörist” diyen, hakaret eden Ümit Özdağ, Müsavat Dervişoğlu ve cenahına hak ettikleri cevabı veremeyenlerin; kendi kavminden, kendi kanından insanlara laf sokmaları da neyin nesi?

Bu genç siyasetçiler ne zaman olgunlaşacak?
Ya Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş, Leyla Zana, Gültan Kışanak, Bekir Kaya, Selim Sadak, Orhan Doğan, Remzi Kartal gibi Kürt siyasetçilerin siyaset pratiğinden hiç mi nasiplenmediler?

Vallahi de billahi de, kabul etsek de etmesek de “aşiret”, Kürt halkının bir gerçekliğidir ve her aşiretin bir ağası, bir lideri olmuştur.
Geçmişin hükümetlerini bugün yeniden alevlendirmenin kimseye faydası yoktur.

Hatta ve hatta gönül isterdi ki DEM’den bir heyet tüm bölgeyi gezip, öncelikle aşiret ağalarının bir çayını içip helalleşselerdi.
Ve yarın, hayırlısıyla Sayın Demirtaş tahliye olunca, bu aşiret ağaları da toplanıp Demirtaş’ın ziyaretine gelirlerdi.

Kürtlerde kadim bir kültür var: selam veren eli havada bırakmaz…