Bugünkü yazımızın konusu, Van’da bir kadın esnafın, kendini bilirkişi olarak tanıtan bir müşteri eliyle maruz kaldığı, 2 yıldır bitmeyen, sonunda işletmesini devretme kararı almasına sebep olan, üzücü olaylar silsilesi.
Belki yasal, ama gayriahlaki…
Okuyunca eminim çok üzüleceğiniz, “Bu kadarı da fazla” diyeceğiniz hadise, Gölbaşı Caddesinde yaklaşık 2 yıl önce başlamış.
Öncelikle şunu ifade edeyim: Sözüm asla Bilirkişilik icra eden kıymetli insanlara değil. Lütfen yanlış anlaşılma olmasın!
Bilirkişilik mefhumu, kısaca; “mahkemeler veya idari makamların, uzmanlık gerektiren konularda, teknik veya bilimsel görüşüne başvurduğu kişi” olarak tarif edilir. Her meslekten, en az 5 yıllık tecrübesi olanlar, çeşitli aşamalardan geçerek, devlet makamlarına bedeli mukabilinde Bilirkişilik hizmeti verirler. Mevzuata göre, bu kişilerde öncelikli olarak “ahlaki ve teknik yeterlilik” aranır!
Bizim Bilirkişi; 2 yıl önce Ramazan Bayramına 2 gün kala, yanında eşi ve çocuğuyla Gölbaşı Caddesindeki bir kadın işletmecinin giyim mağazasına gelir. Çocuğuna kıyafet bakar. Yayılır koltuğa sorular sormaya başlar. Sorduğu her sorunun içine “Ben Bilirkişiyim” vurgusunu sıkıştırmayı ihmal etmez.
“Ben bilirkişiyim” bu eşofman takımı kaç lira? “Bu pantolon kaç lira olur, Ben bilirkişiyim haa”, “Ben bilirkişiyim en son ne olur”, diye diye uzunca bir süre müşteri kisvesinde kibir, ego konuşur. Nihayet bir kıyafet beğenilir. Ödeme için kasaya geçilir. Kadın ve çocuk hiç konuşmaz, gözleri yerdedir. Bilirkişi kıyafetin etiket fiyatı üzerinden çok çok büyük indirim talep eder.
Güler yüzlülüğünü koruyan kadın işletmeci, saatlerdir süren bu eziyetten kurtulmak için kıyafeti maliyet fiyatına kadar indirir, ama Ben Bilirkişiyim yine beğenmez. O ara gözünü duvarda dolaştırır. “Ben Bilirkişiyim, hani senin vergi levhan” diye sorar. “Kesin pos cihazı da senin adına değildir, Ben Bilirkişiyim diye ilave eder.” Kadın girişimci pos cihazının eşinin adına kayıtlı olduğunu, şube açılış işlemlerinin en yakın zamanda tamamlanacağını anlatır. Devam eden tehditlere boyun eğip, kıyafeti neredeyse bedava vermeyi kabul etmez.”
“Ben Bilirkişiyim” kartını uzatır, ödemeyi yapar, fişi cebine koyar söylene söylene dükkanı terk eder. Kadın 0,25 TL poşet parası da kesmiştir. Evde fişi tekrar inceleyen “Ben Bilirkişiyim”, poşet ücretini fark edince soluğu yine dükkanda alır. “Sen Defacto musun, LCW’misin ki poşet parası kesiyorsun ile başlayıp, bir erkeğin bir kadınla konuşurken yakışmayacak yüksek ses tonu ile cümleler kurar”, “sana gününü göstereceğim, Ben Bilirkişiyim” diye hızla kapıyı çarpıp çıkar.
Bayram biter, işyerleri açılır, 2 gün sonra ihbar üzerine işletmeye maliyeciler gelir…
İşin bu kısmı çok uzun ve mevzuata uygun. Dolayısıyla kısaca anlatıp sadede geleyim:
O gün, zar zor bir işletme kurup kendi ayakları üstünde durmaya çalışan kadın girişimciye ceza kesilir. Eksiklerin tamamlanması için süre verilir. Kadın, hızla resmi işlemleri tamamlar, vergi levhasını duvara asar, pos cihazını mevzuata uygun hale getirir.
Ancak beladan kurtulmak mümkün olmaz. Şikayet üstüne şikayet alan Maliyeciler, koskoca Gölbaşı Caddesindeki yüzlerce işletme dururken, sık aralıklarla aynı yeri denetlemek zorunda kalır.
Bir süre sonra denetlemeye başka kurumlar da katılır. Ticaret Bakanlığı yetkilileri, sosyal güvenlik kurumu yetkilileri, iş sağlığı güvenliği denetçileri. Hatta dükkanda satılan çantaların derilerinin, sağlığa zararlı olup olmadığına dair analiz için gelenler bile olur. Anlayacağınız dükkana müşteriden çok denetçi gelir. Ardı arkası kesilmez.
Ben Bilirkişiyim’in sıfatını bir daha gören eden olmaz, ama kadın işletmeci canından bezer. İlk zamanlar direnen bu hanımefendi, sonunda pes eder. İşletmesini devretmeye karar verir. Bir emlakçı ile anlaşır dükkanını ilana koyar…
Ben bu olayı; dükkanın satış işlemlerini üstelen Emlakçıyı tanımam hasebiyle, tesadüfen öğrendim. Gidip kadınla görüştüm ve pes etmemesini rica ettim. Ancak sanırım iş işten geçmiş… Üzüldüm…
Başta da ifade ettiğim gibi, hiçbir kıymetli Bilirkişi’ye veya denetleme görevi ifa eden hiçbir kurum yetkilisine sözüm yok. Mevzuat neyi gerektiriyorsa eminim onu yapıyorlar.
Ancak kadıncağız zaten resmi belgelerini tamamlamış ve cezasını ödemişken, kendini bilmezin bitmeyen kinine maruz kalması içler acısı bir durum. Van’da yada Türkiye’de kaç bin vergi levhası olmayan işletme var diye düşününce insan gerçekten üzülüyor.
Her şey bir yana, evrensel ölçekte üretmesine izin verilen kadının, toplumlar üzerindeki olumlu etkisi ortadayken ve ilimizde sayısı çok az olan kadın işletmecilerin desteklenmesi, el üstünde tutulması gerekirken, ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadına bu yapılanların ahlaki, vicdani ve kabul edilebilir yanı yok.
Bu olay üzerine Ben Bilirkişiyim’lerin veya muadillerinin hayasızlığına, belki tacizine maruz kalan başka kadın esnafların olabileceği düşüncesi, insanın tüylerini diken diken oluyor, maalesef.
Çok eski bir kıssadan hisse vardır. Tevatüre göre Adam oğluna; ‘Sen adam olamazsın’ dermiş. Oğul okumuş, İl’e vali olmuş. İhtiyar babasını apar topar aldırıp makamında getirtmiş. Baba bakmış bakmış: "Evladım, ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim, adam!” demiş. Bizimkinin de tarifi bu…
Lütfen aklınıza mukayyet olun…