Ekim 2024'te başlatılan söylem ve davranışlar, nihayet 11 temmuz 2025 de özgün olarak bölgede, özel olarak Türkiye'de ve genel olarak Dünyada aşağıdaki fotoğrafla kendini tartışmaya getirdi.

Spor müsabakalarının, sanatsal-kültürel etkinliklerinin yada yapılacak bir konferans haraketliliğinin izleyicisi olmuşuzdur. Başarılı olan aktörlere bunu siz nasıl başarıyorsunuz ?diye bir soru sorulsa '..
İlk elde alacağınız cevap; muazzam tecrübe, deneyim ve öngörüler çerçevesinde yaptığımız antrenmanlar sayesinde başardık diyeceklerdir.
Biraz ironik gibi duruyor ama 11 Temmuz 2025 silahların yakılma gösterisini de böyle yorumlamak gerekiyor diye düşünüyorum. Demek bir antrenman hareketi vardı. Bu tarihsel gelişim süreci içinde 1-şahsen yer alan 2-ayrıca süreci kendi pencerelerinde bakıp yorumlayan ve 3- bir şey yapamamış pısırıklığı içinde kusurunu gizlemeye çalışan kesimler oldu ve olmaya devam ediyor. Bunlara 4-Dünyayı yeniden istekleri doğrultusunda yeni düzeneklere hazırlayan küresel güçlerin beklentilerini de eklemek lazım. Çünkü bunlardan azade süreci yorumlamak mümkün değil. Hele ki mesele Kürtler olunca -söz mecliste öte- bunların her tarafı oynuyor.
İşte gelinen son noktada bütüncül bir Kürt ulusal anlayışı yükseltilmeli ve güven verici bir evreye yönlendirilmeli. Silahların bırakılması elbette dramatik istek ve görüntülerle de olsa olumlu oldu. Sonuç, yukarıda sıraladığım taraflar açısından menfi ve müsbet çıkarımlar nedeniyle tartışmalara neden olabilir. Ama aramızdaki mesafeleri kısaltalım diyecem kızanlar çoğalacak, Kürt ulusallığın gerekliliğine yorumlayalım diyecem aforoz edebiyatı devreye girecek. Temel çelişkinin yerine, baş çelişkiyi geliştirelim diyorum. Bunun için güçlü bir diploması, uluslar arası sağlıklı siyaset argümanları ve bölge dengelerini iyi okuma politikaları geliştirilmelidir. "Kürtler sürekli kendi aralarında kavga eden, güven vermeyen bir kavimdir" talihsizliğini kırmak lazım.
Yabancıların bize bakışını özetleyen bu cümleye baktığımda son 9 aylık zaman dilimi içinde Kürt siyasallığı ile meşgul olan birimlere bakıyorum da pek haksız değiller. Ama tartışmalar epeyce kurnaz ve tek taraflı yürütülüyor. Bana antilop sürüsüne bakıp gözüne kestiren aslanın boğazına yapıştığı antilobu kafa darbesi ile deviren arkadaşının görüntüsü gibi geliyor. Bu davranışlardan suratla uzaklaşmak hepimize kazandıracak. Silahlı süreçte Köy boşaltmalarının mağduriyetini ve mahkumiyetlerin vebalını dillendiriyorlar haklı. göç etmelere sebebiyetinin dramını tartışıyorlar hepsi haklı. Sebep silahlı mücadeleyi sürdüren tarafa yüklüyorlar. Bu da haklı. Fakat devlet tarafından geliştirilen bu yıkıma sebep gelişmeyi dillendirmiyorlar. Orada risk almamak kurnazlığı sergileniyor.
Anlattığım durumla ilgili Van' da GÖÇ-DER diye bir dernek oluşturduk. Sorunlara çare olalım dedik. İtalyan ve özellikle ABD Adana konsolosluğun misafirliğine de şahit olduk. Ama başımıza gelmeyen kalmadı.
Çift taraflı hatalar eleştirilmeli ve çözüm odaklı bu olmalı diyorum. Bunun belki en özet bilgilerinin bu gün sürece dair açıklama yapan sayın Cumhurbaşkanı tarafından getirilmiş olmasından oldu. Mealen faili meçhul cinayetlerin, Köy boşaltmaların ve beraberinde getirdiği göç dramından bahsetti. Beyaz torosların durumunu izah etti. Olayların ağırlıklı sebebiyetin devlet tarafından Kürt isteklerin bastırılıp cezaevlerine atılmalarından bahsetti. D.Bakır zulmünün buna zemin hazırladığını yüksek sesle kamuoyuna açıkladı.
Demek dostlar olanların tek tarafı yoktu. Devlet tarafının baskıları da eklenince kayıp büyük oldu. Şimdi bu süreci o güçlü kalemlerinizi mantıklı ve yol gösterici ışığınızla kazanmaya götürelim.