Patlak veren Ukrayna girişiminden sonra Dünyanın gözü Rusya'nın yapıp edeceklerine çevrilmişti. Fakat 1911 yılından bu yana alttan alta suyu kaynatılan Bir Suriye duruyordu yanı başımızda. Sessiz ama hırçın, yaralı ama kızgın bir vaziyette kendisini bekleyen belaları izliyordu.



Tarihine bakıldığında sanki böyle bir belaya namzet bir ülke. Yapmacık bir demokrasi anlayışı, tepeden tırnağa popülist, ırkçı ve sapma ideolojik yaklaşımlarla bagajları dolu yönetici kadrolar. Ülke gerçekliğinden uzak, bölgesel gericiliğinin getireceği darbelere hazırlıksız bir yönetim biçimi. En garip olanı ise darbeci anlayışlara müsait ve yatkın yetkililer. İnsan hakları, demokrasi, adalet ve hukuk eğer yöneticileri koruyan ve giydiren ise evet; değilse tenezzül edilmeyip yerlerde sürükleten devşirme kadro anlayışı. Toplum ayrıştırılmış, toplumsal balanslar bozulmuş bir durum. Herkesin kendine has ırkına göre darbe yapılan, mezhebine göre düzen kuran ve dinine göre sancıları çoğalan bir harman alanı.
Orta-doğu gericiliğinde var olan böyle bir ülke, benzer duygu ve düşüncelerle kavrulan bölge ülkeleri ile emperyal devletlerin dikkatine takılmamazlık edemezdi. İşte böyle bir ülke BOP'un devreye sokulması ile oynaşmaya başladı. Müdahalelere uygun böylesi bir ülke ; Dünyanın demokrasi ile yönetilen ülkeleri durağan bir vaziyette pozisyonlarını korurken, oynak ve hesapçı tüm ülkelerini devreye soktu. Herkes kendine göre Suriye'yi egemenlik sahalarına çevirdi. Mevcut yönetim alabildiğine pervasız bir biçimde kendine kabadayılar aradı. Onlar zaten hazır bir vaziyette duruyorlardı. Diğer yandan kabadayılıklarına toz kondurmayan ve iç sorunlarındaki başarısızlıklarından dolayı böylesi bir gelişmeyi kaçırmayan güçler de devreye girdi. Bir yanı ile sertleşen yönetim anlayışlarını kamufle etmek, diğer yanıyla da kendilerine karşı yükselen seslere gündem değişikliğini sunmanın peşinde oldular.
Fakat "atılan taş, ürkütülen tavşandan büyük" oldu. Buraya müdahale etmenin, güç gösterisi yapmanın hem vebalı hem de doğurduğu yük ağır oldu. İnsan haklarını koruyan tüm kriterler ucuz bahanelerle gerekçelendirildi. Uluslararası koruma kriterleri yine farklı yorumlama biçimleriyle ayaklar altına alındı. Devletler hukuku müdahil saldırgan güçler tarafından kendilerine göre gerekçelendirilen uyduruk müdafaa motifleri ile sunulmaya çalışıldı.
Yani hesaplar olmadan oluşturulan doğrular, menfaatler devreye girince herkesin kendine göre istediği doğrular biçimine dönüştü. Her gün farklı algı operasyonları, oynak ve tutarsız politik dönüşler. Kim tarihe nasıl geçmek istiyorsa ona denk gelen davranışlar. Evet menfaat olmadan güzellikler yaratmak için yola çıktığını gösteren devletler, kurumlar, güçler ve nihayetinde insan unsuru kendilerini böyle ortaya getirdiler. Yola devam ederken güzelliklerini, yolda buldukları kötülüklere tercih ettiler.
Sonuç olarak, insanlıktan değil, insanlık mecrasından uzaklaşma var !...Suriye yerli halkların azda olsa bir sahipleri var ama Kürtler hariç.