12 Eylül faşizminin hüküm sürdüğü yılları hatırlayanınız vardır.

Hani yaklaşık yarım asır öncesini.

Hani o cezaevleri kapısında yaşanan acıları...

Hani, tek kelime Türkçe bilmediği için görüş boyunca  oğluna sadece;

"KAMBER ATEŞ NASILSIN?" Diyebilen Ananın  Öyküsünü ...

İşte dün Bayburt cezaevi kapısında , o öyküyü  bir kez daha okur gibi oldum.

Bellegimde,vicdanımda dinamit misali patlayan o öykü niye hatırladım biliyor musunuz?

 Gelin birlikte analiz edelim.

Rehima Ana, 70 yaşlarındaydı...

17 yıl hüküm giymiş kızının görüşüne gelmişti.

Baran ise 10 yaşlarındaydı...

Bir yıldır tutuklu olan, hüküm giymemiş anasının görüşüne gelmişti.

Cezaevi kapısı önündeki alanda, söğüt ağacının altında oturuyorlardı.

Rehima Ana, kollarını Baran'ın boynuna doladı. " Lawék... tu ji bo serdana ké hatiyé?" Diye sordu.

Baran, Rehima Ana'nın yüzüne baktı ve sustu...

Cevap veremedi...

Çünkü Baran Kürtçe, Rehima Ana Türkçe bilmiyordu.

Oysa ikisinin de yakınları  Kürt idi ve aynı dava uğruna bu mahpushanedeydiler. ..

Başka tutuklu ve hükümlü yakınlarının şaşkınlığı arasında, rehima ana, Baran'ı defalarca öptü ve Azad etti.

İşte tam da bu sırada "KAMBER ATEŞ NASILSIN?" Öyküsü, belleğimde, vicdanımda dank etti.

Kendi kendimi sorguladım.

Tek kelime Türkçe bilmeyen anneler, maalesef ama maalesef Tek kelime Kürtçe bilmeyen çocuklar yetiştirmiş..!

 

Tanıklık ettiğim bu trajik durum görüş saatini bekleyen diğer tutuklu yakınlarında da görülüyordu.

Batman, Mardin, Muş, Diyarbakır ve diğer Kürt illerinde gelmişlerdi.

Ve hepsinin de yakınları aynı dava uğruna bu mahpushanede yan yana gün sayarken,ziyaretçiler bir arada değildi.

Öbek öbek oturmuşlardı.

Yere açtıkları sofralarda bile ayrı ayrıydılar.

Ebeveynleri kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlardı ama çocuklarına seslendiklerinde bozuk Türkçelerini devreye sokuyorlardı.

Kimi zaman bu yaklaşımlarını görüş mahallinde de sürdürüyorlardı.

Gerçi, 12 Eylül faşist darbe dönemi gibi cezaevlerinde Kürtçe konuşmak yasak değildi.

Çünkü o yılların tutsakları, canlarını ve bedenlerini ortaya koyarak bu yasağı bertaraf etmişlerdi

Fakat, Kürtçe konuşabilmek için  ağır bedeller ödeyen bir halkın günümüzdeki jenerasyonu, kendi kendine bu yasağı meşrulaştırıyordu. ..

Bu sadece cezaevleri kapısında mı böyle?...

Elbette ki değil.

Kürt siyasetçilerin, milletvekili, belediye başkanı, encümen vs.vs.

Yani aklınıza kim geliyorsa gelsin, çal kapı, evlerinin, siyaset kurumlarının ve ofislerinin kapılarını açın.

Hele bi bakın yüzde kaçı Kürtçe konuşuyor?

Vallahi de billahi de %5'i dahi değil.

Ya peki bu duruma ne ad koyacaksınız..!

Bu dili yaşatmak için biryandan  en ağır bedelleri ödeyeceksin fakat diğer yandan  bunu günlük yaşamında çöp kutusuna atacaksın.

Yani o Çanakkale cezaevi görüş mahallinde, bir Görüş boyu sadece  "KAMBER ATEŞ NASILSIN?" Diyen Ana'nın yaşadığı acıları da mı unuttunuz?

Vay be...

Vay be...

Vay be...