Bir babanın veya annenin evlat acısını, feryadını: ancak insani duygular taşıyan ve “bir vicdanı bulunanlar” görebilir, anlayabilir, hissedebilir.
O kara günün üzerinden tam bir yıl geçti… Nizamettin Kabaiş tam 365 gündür her gün biraz daha artan acısıyla, evladının kokusuna duyduğu özlemle, gözlerimizin önünde feryat ediyor… Anne Aygül Kabaiş ve diğer aile fertleriyle beraber!…
O naif, yoksul, nev’i şahsına münhasır adam, kızıyla beraber aynı gün öldü aslında. Hepimiz biliriz ki: Bir baba için kız evlat, yeryüzündeki en büyük mutluluk kaynağıdır, koklamaya doyamadığı, gözünden sakındığı, pamuklara sardığı, sevginin en saf halidir. Canından ötedir. Canı pahasına koruyacağı, masum, savunmasız ve en değerli varlığıdır.
Yaşarken öldü bu yüzden baba Kabaiş. Belki de her gün bin kere daha ölüyor, evladını koruyamadığı düşüncesiyle! Acısını dindiremiyor…
3 gün önce teslim ettiği yurdun, hemen altındaki sahile inen biricik evladının o gün ne yaşadığını düşünüp duruyor muhtemelen: “Kim veya kimlerle karşılaştı. Kim kaçırdı onu, başına neler getirdi acımasızca. Acaba kaç saat, yada kaç gün sürdü Rojin’in alıkonulması. Çırpındı mı yavrucak, ne kadar acı çekti. Ne kadar korktu, babasını hatırladı mı, çağırdı mı babasını, kurtulmaya çalıştı mı, incittiler mi onu, bağırarak yardım istedi mi, çığlıklar attı mı? Zalimler ona hiç acımadan zarar vermeye devam etti mi, saatlerce yada günlerce acı çekti mi? Sonra onu nasıl öldürdüler, ne zaman suya attılar? Rojin neler yaşadı? “
Tam 365 gündür, çektiği cehennem azabına tüm Türkiye olarak gözlerimizle şahit olduğumuz bu babanın, bu soruları her gün kendisine defalarca sorduğunu tahmin etmek o kadar zor değil!
Onun yüreğindeki acıyı, çektiği çileyi, isyanını görmemek için empati yoksunu, taş kalpli, gaddar olmak gerek. (Aramızda var olan bazıları gibi!…)
Peki bu hepimizin, ‘vicdanı olanlardan bahsediyorum’, acıyla izlediği babayı, yetkililer gerçekten görebiliyor mu, durumunu idrak edebiliyor mu harbiden? Empati kuruyorlar mı, vicdanlarına soruyorlar mı gerçekten merak ediyorum?
Bu kadar mı zordur soruşturmanın ne aşamada olduğunu bilmeyen, isyan eden bir babaya adli tıp raporunda bahsedilen DNA örnekleri ve kan bulgusu ile ilgili açıklayıcı bilgi vermek. Onu veya avukatları son durumlardan haberdar etmek. Acısını biraz olsun hafifletmek?
Varsa iddia ettiği katillerin aramızda dolaşmasına izin verilmeyeceğini, bulup yargılamak ve hak ettikleri cezalara çarptırmak için bir çaba olunduğunu, onları koruyan gizli bir gücün olamayacağını söylemek bu kadar mı zordur? Bir babanın yüreğindeki acıyı dindirmek değilse de hafifletmek, kendisini çaresiz, sahipsiz hissetmesini engellemek bu kadar zor mu?
Yoksa gerçekten düşündükleri doğru mu? Diye düşünmeden edemiyor insan, açıkçası…
Allahtan reva mıdır adalet isteyen, evlat acısı çeken bir babayı hakkını aramak için sokaklarda süründürmek, acısını bin kat daha artırmak. İsyanını görmemezlikten gelmek!!!
*****
Van’da yaşanan bu acının yıldönümü nedeniyle; kadın örgütleri, önceki gün İstanbul, Adana, Kocaeli, Van, Mersin, Diyarbakır’da yürüyüşler ve protesto gösterileri düzenledi. Baba Nizamettin Kabaiş, kızını kaybettiği Van’daydı. Anne ve diğer aile fertleri Diyarbakır’daki eylemde. Protestolar Rojin’in katillerini lanetlemek gündemli değildi. Bir yıl geçmiş olmasına rağmen kaldırılmayan gizlilik kararlarına, bilgi verilmemesine dönük, “Adalet istiyoruz” seviyesindeydi.
Dedi ki acılı baba: “Onu Van’a kendim getirdim. Birlikte çarşıda yemek yedik. Keyfi yerindeydi.”
“Oradaki su diz kapağına bile gelmiyor. Suda aramalar yapıldı günlerce, helikopterler ve dalgıçlar çalıştı. Neden bulunamadı? Cenaze, akıntı ile ters yöndeki 24 kilometre öteden nasıl çıkar?”
“Bir genç kız intihar edecek olsa, oda arkadaşına: 'Gel beraber gidip çakıl taşı toplayalım' der mi? Yemekten sonra gitmiş. Cebine kek koymuş, su koymuş. Böyle bir intihar olabilir mi?”
“Kızımın vücudunda darp izleri, morluklar vardı, parmağı kırıktı. Savcı bana dedi ki; iki kişiden şüpheleniyorum. Kızımın cansız bedeninde iki erkek DNA'sı bulunmuş. Bunlar kime aittir ve ne zaman dosyaya eklenecek?
“Akciğerlerinde su olmaması neden dikkate alınmıyor, kulağındaki larvalar neden analiz edilmiyor? Van Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı derinleştirdi, dosyada bir yıldır gizlilik kararı var. Gizlilik kararı 1 yıl olur mu?”
“Kızımın katilleri aramızda geziyor. Müdahale etmiyorlar…”
*****
Van Baro Başkanı Sinan Özaraz: “Dosyaya gizlilik kararı getirilmesi, Baro'nun hukuki sürece erişimini zorlaştırıyor. DNA örnekleri hangi bölgelerden alındı, Adli Tıp Kurumu defalarca yaptığımız resmi yazışmalara rağmen neden bunları dosyaya göndermiyor?”
“Adli Tıp Kurumu, tarafsız ve bilimsel esaslarla çalışması gereken bir kurum olmasına rağmen, raporların eksik ve yanıtsız bırakılmasıyla hem gerçeğin ortaya çıkmasını hem de etkili soruşturmayı engellemiştir. Bu nedenle ilgili yetkililer hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi (görevi kötüye kullanma) ve 281. maddesi (delilleri gizleme) kapsamında suç duyurusunda bulunduk.”
Lütfen aklınıza mukayyet olun…