Bu Namus Van'ın Namusudur...

"Bir sonraki durağımız Kartal" anonsu Duyulduğunda, yan koltuğumda oturan genç kız;"Amca ... Marmara üniversitesine nasıl gidebilirim?"diye sordu.

Bu Namus Van'ın Namusudur...

"Marmara üniversitesi mi?" diyerek soruya soruyla cevap verdim.

Mahcup ve tedirgin bir edayla "evet" dedi.

Açıklama yapmama zaman kalmadan trenin kapıları açıldı.

"Gel Kızım " dedim .

Biz indik, tren her birinin ayrı hikayesi olan insanlarla yoluna devam etti.

Uzun siyah saçları omuzlarına dökülen esmer tenli genç fazlasıyla tedirgindi.

Olup bitene anlam veremiyordu.

En çok da kendisini neden trende indirdiğime şaşırmış gibiydi.

Ne de olsa, adı her türlü puştlukla anılan bir şehirdeydi.

Rahat olabilmek mümkün mü?

"Biz neden indik ?"

Diyebildi.

"Kızım... Marmara üniversitesi Kampüsü buradan taşındı. Başıbüyük tarafına taşındı. " dediğimde gözbebekleri boğulanır gibi oldu.

Titrek bir sesle, " peki şimdi ne yapmam lazım " dediğinde,"Rahat ol ... bir hal çaresi buluruz " deyip Başıbüyük semtine giden dolmuşların olduğu güzergaha yürümeye başladık.

Üniversiteli genç kızımız anlam verememişti.

Tanımadığı, bilmediği biri kendisiyle neden böyle ilgileniyordu ki!!

Olan biteni oluruna bırakıp benle yürümeye devam etti.

Hem yürüyor hem laflıyorduk...

Marmara üniversitesi hukuk fakültesini tutturduğunu söyledi.

Sonrasında devamla;

6 kardeşiz... hepsi benden küçük.

Babam bir bankada güvenlik görevlisi.

Benimle gelemedi.

Esenyurt'ta akrabalarımız vardı, onlarda kalıyorum.

Onlar da hem kalabalık hem de evleri iki göz.

Yurtlarda da yer bulamadım.

Eğer ki okulda ev arkadaşı arayan birini bulursam onun yanına yerleşmeyi deneyeceğim.

"Nerelisin?"

Diye sorduğumda,

"VAN" deyince sanki içimden bir şey koptu.

"Ciddi misin?"

"Evet" dedi.

Bak sen bu hayatın tesadüflerine!!!

20 milyon nüfuslu mega kentte memleketimin evladı ile beraberim.

Onu yalnız göndermeye içim el vermedi.

"Rahat ol kızım... ben de Vanlıyım seninle okula geleceğim"...

Birlikte dolmuşa bindik.

Okula gittik.

İşlemleri bitirdikten sonra salaş bir mekanda oturup birer dürüm de yedik.

Okul kampusunun olduğu yerde yurt binaları vardı ama hiçbirinde yer yoktu.

Yıkılan umutlarla gerisin geriye dolmuşa bindik.

"Gel birkaç gün bize misafir ol "dedim ,"daha sonra belki... akrabalar da merak eder" deyip Esenyurt'a gideceğini söyledi.

Israr etmedim.

Tren istasyonuna kadar kendisine eşlik edip, trene bindirdim ...

Telefon numaramı da kendisine verdim.

Ayaklarındaki yıpranmış spor ayakkabıların üzerine basarak trene yöneldi.

Arada bir dönüp bakıyordu bana.

Camın kenarına oturdu.

Tren hareket ettiğinde son bir kez tebessümle el salladı.

Ardından bakakaldım.

Koskoca bir şehirde, savunma adayı Nazdar kızı, çaresizliği ile baş başa bırakmıştım.

NERDESİNİZ EY 'VAN SEVDALILARI!!'

Nazdar kızı alıp götüren trenin aksi yönünde giden trene bindim.

Tren de yüzlerce başka Nazdar ve Ruhat ya da Fırat vardı.

Kim bilir her birinin nasıl hikâyeleri var!

Kim bilir hangisi barınacak yer bulabildi ya da bulamadı!!!

Şimdi soruyorum.

Ey sözümona 'VAN SEVDALILARI!'...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER