Tarihsel derinliğine yakışmayan bir kalkınamımışlık, sıkışmışlık ve yozlaşma içindeki şehrimizin, gündeminde, son zamanlarda taziye yemekleri meselesi var...

Acaba kaldırılsın mı, kaldırılmasın mı?

Geride bıraktığımız hafta bu konu Van kamuoyunda çok tartışıldı. Sosyal medyada karşıt görüşler çarpıştı. STK temsilcileri, siyasi kimlikler, aşiret mensupları dahil oldu… Üzerine köşe yazıları yazıldı. Ancak tartışma havada kaldı.

Bir yanda, “Taziye yemekleri kaldırılmasın, bu bizim kadim geleneğimiz, sevaptır, gelen misafiri aç göndermek yakışık almaz, zaten yemek masraflarını taziye sahibi değil, yakınları, komşuları ortaklaşa karşılıyor, diye savunan, ‘KALDIRILMASIN’ cılar” var.

Diğer yanda, “Taziye yemekleri büyük külfet, acısı olan insanlar bir de çevreye mahcup olmamak için, çoğunlukla borca harca girerek yemek ikram etmek zorunda kalıyor diyen, ‘KALDIRILSIN’ cılar” var.

Hangisi doğru?

Yanlışına doğrusuna girmeden önce, şunu tespit etmek gerekir ki: Bu tartışmaların temel sebebi ülkenin içinde bulunduğu derin ekonomik krizdir. Eskiden böyle şeyler insanımıza dokunmazdı!

Almanya bizi kıskanıyor palavralarının aksine, kriz öylesine derinleşti ki; bırakın taziyede yüzlerce, binlerce kişiye yemek vermek, arkadaş arkadaşa çarşıda pazarda yemek ısmarlamaktan kaçınır hale geldi. Türk Lirası değersizleşti, adeta pul oldu.

Peki taziye yemekleri kaldırılmalı mı, kaldırılmamalı mıdır?

Özünde bu ritüelin, Mezopotamya ve Asya toplumlarına has binlerce yıllık kıymeti vardır. Emrihak vaki olduğunda; eş, dost, akrabalar, ölenin yakınlarının acısını paylaşmak, yanınızdayız demek için, taziye yerine gelir, taziye sahipleri özellikle uzaktan gelen misafirlere yemek ikramında bulunur. Bu kadim gelenek, bizim misafirperverlik üzerine kurulu kültürümüzün önemli bir parçası ve birleştirici ruhudur.

Ancak; eskiden bir köyden diğer köye taziye için at sırtında gidip gelmek, belki bir gün, belki günlerce süren yolculuk demekti. Gelen misafire değil bir öğün, 3 öğün sofra kurmak kaçınılmazdı. Ve; matemdeki taziye sahibi değil, akrabalar, komşular, köylüler bir araya gelerek bu ihtiyaçları karşılar, misafirleri paylaşarak evlerine götürürlerdi. Bizim halkımız misafirperver, insani yönü derin, kalitesi yüksek bir halktır! Halen birçok köyümüzde bu gelenek devam etmektedir.

Ama bu; henüz arabaların icat edilmediği veya ulaşım olanaklarının bu denli gelişmediği eski zamanlarda doğal olandı.

Artık, ulaşım olanakları bırakın 50-100 yılı, 10-15 yıl önceki gibi bile değildir. İl içinde en uzak köye gitmek 1-2 saat vakit almaktadır. Taziye sahibinin acısını paylaşmaya gidenlerin, bu sürede yemek yemesine gerek yoktur. Varsa açlık problemlerini kendi imkanlarıyla çözmeleri gayet mümkündür!

Kaldı ki; şehir merkezindeki taziyeler, çok daha yakın mesafede ve daha az açlık hissine neden olabilecek zaman almaktadır!

Ve bu iş; maalesef şirazesinden çıkmış, istismar edilir hale gelmiştir!

Şöyle ki; normal şartlarda sabah 8-9 civarı başlayan taziyeler, akşam ezanıyla birlikte sona erer, 2-3 gün devam eder. Vefat edenin veya yakınlarının dost-akraba yoğunluğuna göre gün içinde taziye evinde azalan-artan bir hareketlilik yaşanır. Öğlen vaktine tesadüf edenlere ve uzaklardan gelen kalıcı misafirlere yemek ikram edilir. Çoğu zaman akşam yemeği de!

Fakat son yıllarda taziyelerin öğlen yemeğine tesadüf edenlerin sayısı ilginç bir şekilde artmaya başlamıştır. Normal seyrinde devam eden yoğunluk, öğlen saatinde içerde oturacak sandalye kalmamacasına artar hale gelmiş, bazen dışarıya ek masalar kurmak bile yetmemeye başlamıştır.

Şimdi bu dediğime bazıları kızabilir, Van’a Vanlıya küçük düşürücü yakıştırmalarda bulunduğumu iddia edenler olabilir. Etsinler. Ama eminim kendileri bu dediğime, benden daha çok şahit olmuştur! Bunu söyleyecek cesareti göstermek, yanlış giden bir meseleyi gündeme getirmek, dokuz köyden kovulmayı göze almak, benim nazarımda doğru olandır!

Geçtiğimiz hafta iki değerli gazeteci arkadaşımla gittiğim bir taziyeden örnek vereyim: Taziye bir meslek büyüğümüzün ve ilçe belediyesi eski başkanının taziyesi idi. Konu dönüp dolaşıp yemeğe geldi. Dedikleri şu oldu: “3 gündür her öğlen 1600-1700 kişiye yemek verdik. İçerisi dışarısı doldu taştı. Yemek saati dışındaki zamanlarda maksimum 200-300 kişi vardı. Olsun biz hayır işledik, herkese afiyet olsun.”

Tabi ki öyle. Afiyet olsun. Ancak bu işin başka boyutları var.

Ya, asgari ücretli, dar gelirli, işçi, emekçi insanlar? Onlar yakınlarını kaybetmiyor mu? Bu insanlar toplum içinde rencide olmamak, başı dik dolaşabilmek için, bu acılı günlerinde, öğlen vakti taziye evine doluşanlara çoğu zaman borç altına girerek, çoluk çocuğunun rızkını yedirmek zorunda kalmıyorlar mı? Üstelik çoğu başını almış giden göbeğini paltosuna sığdıramayanlara! Bu kabul edilebilir bir şey midir?

İslam inancında, “ölenin yakınlarının yemek harcamalarında yetim hakkı varsa, yemek verme eylemi haramdır” denilir!

Demem o ki; taziye yemeği kadim bir geleneğimizdir ve zamanında makbul olandır. Ancak günümüzde ulaşım imkanları gelişmiştir. İnsanlar at sırtında günlerce yolculuk yapmamaktadır. Hiç kimse taziyeye gidip gelirken açlıktan kırılacak duruma düşmemektedir. Çöken ülke ekonomisinde şehirlerin varoşlarına sıkışmış yoksul insanımız, ve orta sınıf taziye yemeği verebilecek durumda değildir. Taziye evi, karın doyurma yeri değil, acının paylaşıldığı yer olmalıdır.

Tüm bunlar göz önüne alınarak, toplumsal ayrışmaya zemin hazırlayan, zengin için itibar gösterisine, fakir için eziklik veya borçlanma sebebine dönen TAZİYE YEMEKLERİ KALDIRILMALIDIR…

Çok isteyen yağlı kavurma pilav değil, bir köşede çorba kaynatarak isteyene ikram edebilir. Her açıdan daha sağlıklı olur!…

(Taziye için il dışından gelen misafirlerin, yemek ve konaklama ihtiyaçları, zaten yakın akrabaların aile içi meselesidir! Bunun için herkese yemek vermek gerekmemektedir.)

Anlayana sivrisinek saz…

Lütfen aklınıza mukayyet olun…