Bu soru ortalama bilinç düzeyindeki her Vanlının, “özellikle son yıllarda” cevabını merak ettiği, Van’ın dertleriyle dertlenenlerin kafa yorduğu bir soru!

İktisadi, sosyal, kültürel kalkınma mümkün mü, eğitim, sağlık, iş, aş olanaklarının iyileşmesi olası mı bu şehirde?

Bir de “nasıl?” sorusu!

Moralinizi bozmak gibi olmasın ama bana göre bu kafayla mümkün değil… Zaten içinde bulunduğumuz durum, bunun açık kanıtı!

Geçtiğimiz Cumartesi VANTSO’da “Türkiye’de Barış Nasıl Tesis Edilir” konulu bir söyleşi vardı. Milli Eğitim eski Bakanı, hemşehrimiz Hüseyin Çelik, gazeteci akademisyen Mehmet Altan ve VANTSO Başkanı Necdet Takva birer konuşma yaptı. Söyleşi ekseriyetle Barış Nasıl Tesis Edilir’den çıkıp, Van’ın sorunlarına kaydı (doğal olarak). Takva rakamlarla, Altan akademik perspektiften, Çelik siyasal pencereden Kürt sorununa teşhis koymaya çalışırken, sürekli olarak kent ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerini anlatmaya çalıştı. Anlayacağınız duymayı beklediğimiz Anayasa’nın hangi maddesi “nasıl değişmelidir” yorumları yerine, konuşmacılar ekonomik sorunlar ve kalkınamamışlığın etrafında döndü.

Bu yazımızın konusu o söyleşi değil, fakat burada kısaca değinmek istediğim nokta şu; baştan sona dinlediğim söyleşide, değerli konuşmacıların tamamı, inkar edilen Kürt kimliğinin, kabul edilmeyen kültürel haklarımızın zemin yarattığı tahribatı, Van ve bölge ekonomisine verdiği zararlar üzerinden açıkladı, özellikle Takva, Van’ın geri kalmışlığını buraya bağladı.

Kürt sorunu var mıdır, evet vardır. Van’ın kalkınmasının önünde engel midir, evet engeldir. İfade edildiği üzere şehre yığılan vasıfsız göç karşısında altyapı ve iş olanakları yetersiz kalmış mıdır, kırsaldaki mera yayla yasakları hayvancılığı, tarımı dolayısıyla Van ekonomisini olumsuz etkilemiş midir, evet etkilemiştir. Vs..

Lakin Van’ın kalkınamama sorunu ile ilgili, herkesi, kendisini ve Van kamuoyunu kandırmamaya davet etmek istiyorum.

Kürt sorunu, şiddet olayları, yayla mera yasakları ve dahası, sadece Van’ın değil tüm bölgenin sorunudur. Hakkari’den Kars’a, Van’dan Tunceli’ye Malatya’ya, her yere…

Peki söyler misiniz bu kadar şehir arasında en çok avantaja, doğal zenginliğe sahip Van şehri, neden Türkiye’nin en yoksul şehridir?

(Van’ın neden kalkınamadığını doğru tarif etmeyen, kendisine toz kondurmayan, meseleye bilerek veya bilmeyerek yanlış yerden giren ve yanlış yerden çıkanlar, çözüm üretebilir mi?)

Bu soruyu buraya bırakıp konuya devam edeyim!

*****

Şehirler de insanlar gibi canlı varlıklardır, ve nasıl ki bir insan çalışmadan, üretmeden hiçbir açıdan zenginleşemez, refaha ulaşamaz ve yoksulluğun esiri olur ise, şehirler de diğer sorunlardan bağımsız olarak, üretmeden asla kalkınamaz, gelişemezler.

Şehrimiz neredeyse ot bile üretmemektedir, kaynaklarını doğru kullanmamaktadır, sahip olduğu tüm zenginlikleri hızla yitirmektedir. Nasıl kalkınsın?

Oysa ki üretim; bir toplumun yapısını, kurumların ve bireylerin ilişkilerini belirleyen ana etkendir. Mal ve hizmet üreten sektörler, ekonomik olarak birbirini besler, şehir insanı için iş ve geçim kaynağı olur, standartları geliştirir. Üretimin olduğu toplumsal yapı içinde rekabet ilişkileri doğar. Rekabet, gelişimin motoru görevini üstlenir.

Bununla da sınırlı kalmaz, şehirler, bir yandan ürün ve hizmet yarışında diğer şehirlerle rekabet ederler. Bu mücadele şehirleri geliştirir, bağışıklığını güçlendirir.

Tabi bu mücadele her coğrafyada kendi özgünlüğü içinde gelişir. Her şehrin kendi zenginlikleri üzerinde yeşermesi, büyümesi kalkınması en doğru en kestirme yoldur.

Bu noktada devreye kamu otoritesi ve o şehirdeki sivil misyonlar girer. Kamu kaynaklarını sevk ve idare kamu yönetimince, kentteki sivil enerji ise sivil toplum kuruluşlarınca yönlendirilir.

Fizibiliteden, planlamadan uzak keyfi yöntemler, kaynakları öncelik sırasına aykırı ve bilimsellikten uzak yönetenler, bir şehrin geri kalmışlığının baş sorumlusu olurlar. Günümüz Van’ının içine düştüğü durumun tarifi tam olarak budur. Kaynaklar heba edilmekte, şehrin savrulma hızı arttırılmaktadır.

Hem son birkaç yıldır açıklanan resmi rakamlara, hem aldığımız her nefeste iliklerimize kadar hissettiğimiz Van’ın geri kalmışlığının sebeplerini irdelediğimizde; üretimin bittiği, genel bütçeden payımıza düşenle geçimimizi sağlamaya çalıştığımız, bu kaynakların bile doğru kullanılmadığı, hemen her alanda kan kaybının giderek arttığı açıkça ortadadır.

Kendi adıma bu kadar derin bir geçmişe, kültürel varlıklara, doğaya, iktisadi zenginliklere, genç nüfusa sahip bu şehrin bir ferdi olarak, Türkiye’nin en yoksul ve kalkınamamış şehri durumuna düşmüş olmamızdan utanç duyduğumu belirtmek isterim!

Peki nerede hata yapılıyor diye soracaksınız muhakkak! Daha da önemlisi “bu şehir de kaç kişi yapılan hataları hata olarak görebiliyor”, sorusunu da ben eklemek isterim?

Birincisi ve en büyük probleminiz, bu yoksulluğu, kalkınamamayı kanıksamış, normal görüyor olmamız.

İkincisi Van’ın demografik yapısının hızla değiştiği son 30 yılda kent hafızasının her anlamda yok olması, halkın yarısından fazlasının geçmişi bilmeyen, gelecekle ilgilenmeyenlere dönüşmesi. Geri kalmışlığına itiraz edecek bilincin mevcut olmayışı.

Üçüncüsü olan bitenin farkında olan bir avuç Vanlının şehri değil, bireysel menfaatlerini öncelemesidir. Van’ı içine düştüğü berbat durumdan çıkaracak, süreci doğru yönetecek kalibreye sahip olmamalarıdır.

Sormak isterim, kalkınmanın hareket yasalarının tamamına aykırı hareket eden bir şehir, bu kafayla, bahanelerle kalkınabilir mi?

“Tarih ihtiyatsızlar için acımasızdır…”

Lütfen aklınıza mukayyet olun!