Bugün tam bir yıl doldu. VanEkspres’te yayımlanan ‘Merhaba’ başlıklı ilk makalemizin üzerinden bir yıl geçmiş. Arada 62 makale yazmışım.
Okuyanlarınız hatırlayacaktır, bu ilk yazıda ‘alegorik üslup’ kullanmıştım. Bütün dünyayı dolaştıktan sonra her sabah İran sınırını aşarak Van’a ışıklarını gönderen Güneş’i konuşturmuş, akşam saatlerinde Vangölü üzerinden şehrimizi terk edinceye kadar geçen sürede çektiği ızdırabı tasvir etmeye çalışmıştım. Geçmişini bildiği Van’a, özel ilgisi olan Güneşle bir anlaşma yapmıştık o gün. Van’da yanlış giden işleri gündeme taşımaya karar vermiştik.
O gün bugündür, bir-iki istisna hariç ulusal meselelere hiç girmedik, birikmiş yığınla sorunu olan şehrimizle ilgilenmenin, özellikle yönetim ve kamu yatırımlarındaki yanlışlıklara, iktisadi sorunlarımızın sebep ve sonuçlarına dikkat çekmenin daha doğru olacağına inanmıştık.
Doğrusu kentte böyle bir ihtiyaç da varmış. Her yazının ardından onlarca tebrik telefonu, ihbar maili ve mesajı aldım. Halkın içinden, yoğunlukla ‘eğitim camiasından’, -ki onlar istisnalar hariç, kentin aydınlık yüzü ve en farkındalık içinde olanlar- geri dönüşler aldım.
Abartısız söylüyorum, binlerce, Van’ın dertleriyle dertlenen, her kesimden okurla aramızda bağ oluştu. Bu çok kıymetli ve paha biçilmez, benim için mükafatların en büyüğü oldu. Desteklerinden dolayı her birine ayrı ayrı teşekkür ederim.
Meğer halkımız; siyasal, kültürel, eşitsizlik sorunlarımızla beraber bu gün yaşanmaz hale gelen Van’ın içler acısı hali ile ilgili ne çok doluymuş, ne çok dertliymiş!
Başta Çevreyolu, Trafik, Kentleşememe, Üretememe, Tarım, Hayvancılık ve Kalkınamamışlık sorunlarımızı, Vangölü, Van Balığı, Van Kedisi, Şamran Kanalı, Kaleler, Kiliseler gibi “değeri bilinmeyen değerlerimizi”, uzun süre kapatılan Havalimanını, ziyan edilen katlı otoparkı, 18. Madde travmasını, tekstil gibi Van için yanlış bir alana yönlendirilen devasa kaynakları, aşiretçilik, cinayetler, kan davaları gibi ilkel yönlerimizi yazdıkça gördük ki, halk bu konularda çok daha dertliymiş. Halktan destek gelince kurumlar ekseriyetle eksiklerini gidermeye çalıştı. Birçok köşe yazarı, kalemlerini, enerjilerini yerel sorunlarımız için seferber etmeye başladı. Bir yılın sonunda güzel şeyler de oldu anlayacağınız.
Memleket düzeldi mi peki? Hayır, nasıl düzelsin? Bunun için önce kafaların değişmesi lazım! (O işin en zor yanı!)
Van; Milli gelirde Türkiye sonunculuğunu kimseye kaptırmadı, hafta bir gencecik çocuklar intihar etti şehrin varoşlarında, bir o kadar da Van’da iş bulamadığı için gurbet illerde inşaatlardan düşerek hayatını kaybedenlerin acı haberleri geldi. Gelmeye devam ediyor, aileler perişan, yoksulluk, yokluk aldı başını gitti.
Bunun temelinde üç ana neden var. Birincisi yanlış yönetim, ikincisi bunun sebep olduğu üretememe, üçüncüsü her ikisinin etkisiyle kentleşememe… Öğretide “düze çıkmak üretmeye ve kentleşmeye bağlıdır” denilmiştir.
Mesela Van 11-12 yıldır teşviklerde en avantajlı illerin yer aldığı TRB2 bölgesindedir. Ancak Van’ı kalkındırabilecek bu önemli kaynak maalesef doğru kullanılmamış, halen de kullanılmamaktadır.
Kaynaktan iki kesim ciddi anlamda faydalanmıştır. Bir çağrı merkezleri, iki tekstilciler. Şirket merkezleri Van dışında olan bu yapılanmalar Van’da genç nüfusun, özellikle genç kızların istihdamına önemli katkı sağlamıştır. İnkar edemeyiz. Kendileri fonlanmış, gençler maaş almış Van’a para girişi olmuş, halen de olmaktadır. Fakat, günün sonunda yaratılan bir katma değer var mıdır, işte orası tartışılır!
Yanlış anlaşılmasın lütfen, çağrı merkezlerine karşı falan değilim, olmalıdır ve devam etmelidir. Demek istediğim, eloğlunun faydalanmayı akıl ettiği bu teşvikler varken, Vanlıların da katma değer yaratacak bir kaç üretim tesisi kurması gerekirdi…
Diyeceksiniz ki tekstil fabrikaları var. Evet teşviklerden, işkur personel desteğinden, ucuz işçilikten faydalanmak isteyen tekstil fabrikaları Van’a gelip birer şube açtılar. Onlar için kamu kaynaklarıyla önce Kurubaş’ta şuan atıl duruma düşen “Tekstil kent” bile kuruldu. Sonra da OSB’de 2 ve 3’üncü etaplarda altyapı ve binalar inşa edildi, ediliyor. Ama bu zorlama ve yanlış bir iş oldu ve kaynaklar heba edildi.
Hammaddeye uzak, kumaş üretemeyen, kesim atölyeleri olmayan, kayda değer pazarı bulunmayan Van’da, sadece batıdaki fabrikalar için fason üretim yapılmaktadır. Kaldı ki batıdaki birçok tekstil devi yatırımlarını Mısır’a kaydırmıştır.
Evet Van’ın genç kızlardan oluşan 10-15 bin genci buralarda istihdam edilmektedir. Ancak attığımız taş ürküttüğümüz kuşa değmiş midir, orası olumsuz. Üstelik teşvik süresi dolanların Van’ı terk ettiği gibi, zamanı gelince diğerlerinin de terk edeceği açıkça ortadadır. Alt yapı ve binalara harcanan kaynaklar yanımıza kâr kalacaktır!
Yani üretseydik, biz üretseydik, ama bisküvi üretseydik, ama salça üretseydik, ama biz üretseydik. Fason işçilikle, iş gücünü, beyin gücünü, enerjisini kiralayarak nasıl kalkınabiliriz ki!
İşin bir diğer mühim yanı, kaynaklar bilimsellikten uzak, meşrulaşmış bir keyfiyet içinde çarçur edilirken, Diyarbakır, Batman, Bitlis, Erzurum, Kars’taki gibi güçlü, yanlış işlerin önünde duracak, doğruyu işaret edecek “Van lobimiz” de yoktur. (Kaynak derken yanlış anlamayın lütfen, ürettiğimiz bişey yok, genel bütçeden bize verilen paydan ve yerel yönetimlerin gelirlerinden bahsediyorum) “
Olmadığı gibi, her sabah bir başkasının kafasına estikçe gazetelere verdiği desteksiz, mantık yoksunu demeçlerini, dostlar pazarda görsün misali atılan tweetler’ini okuyoruz. Çoğu zaman kendi saygınlıklarını boşa düşürecek cinsten!
Bizimkilerin aklı, hırsı ve cesareti arasında orantısızlık var maalesef. Aklı olanın cesareti, cesareti olanın aklı yok, hırsı çok. Yani itiraz edecek akıl, cesaret yok, kişisel menfaat hırsı çok. Öyle Allaha emanet gidiyoruz anlayacağınız!
Doğal olarak şehrimizin her gün daha da yaşanmaz hale gelmesi kaçınılmazdır. Zaten her yıl Türkiye’nin en yoksul kenti olmamız tesadüfi değildir. Hatta ben bu gidişle bırakın Türkiye’yi, Etiyopya’nın en yoksul kenti ile yarışabileceğimizi bile düşünüyorum!
Eski bir iktisatçı atasözü derki; “Doğru yatırım su gibidir, her yere hayat verir, yanlış yatırım ateş gibidir her yeri yakar”
Oysa ki;
Eminim Van’daki kamu otoriteleri de; Vanlılar üretsin, modernleşsin, gençler iş güç sahibi olsun, geleceğe güvenle baksın, zenginleşsin istiyordur. Ama bu kendi kendine, projeden, planlamadan uzak, tesadüfen olabilecek bir şey değildir? Hele ki; Ankara’nın gönderdiği harçlıklarla sağa sola trafiği daha da içinden çıkılmaz hale getirecek binalar yaparak hiç değil!
Son olarak; belki bazı muhteremler bu yazdıklarıma kızabilir ve akılına çok güvendiğini ve bir akıl eksikliği hissetmediği savunabilir. Lakin bilsin ki; kendisi hissetmese de, “biz Vanlılar çok hissediyoruz eksikliğini”…
Lütfen aklınıza mukayyet olun!