Başkale Belediyesi’nin bir yıla yakın zamandır üzerine çalıştığı, benim de ilk günden beri sabırsızlıkla takip ettiğim, ‘Mandıra Projesi’, geçen hafta bir bürokratik engele daha takıldı…

Bu ikinci engel oldu! Bakalım daha nelerle karşılaşacağız?

Kayyum iradesi ve bürokratik erkin DEM’li bir belediyenin projesine destek vermesini ummuyorum kuşkusuz. O eski Türkiye’de kaldı.

Lakin, belediyenin kendi imkanları ile yapmak istediği, ilçe halkının faydasına, tam da ihtiyacımız olan mantıklı bir yatırıma, engel çıkarılmasını da anlamakta güçlük çekiyorum. Bu kadarı fazla…

Konuyu baştan anlatayım:

Başkale’nin evveliyatında tarımsal üretim, hayvancılık vardır. İlçe adeta bir canlı hayvan deposudur. Orta doğuya canlı hayvan sevkiyatı yapılır.

Hatta 1970’lerde ilçe merkezine mandıralar kurulur. Her sabah merkez ve köylerdeki evler, çiftlikler dolaşılır, toplanan süt mandıralara taşınır, burada peynire dönüştürülür, Türkiye’nin her tarafına satılır.

1990’lı yıllarda “mazot kaçakçılığı” başlar, ilçenin kaderi hızla değiştir...

Ahali hayvanlarını satar, araba alır. İran’dan sınır köylerimize bidonlarla at-eşek sırtında getirilen kaçak akaryakıtı, bu arabaların depolarında Van merkeze ve batı illerine taşıma işi gibi, garip bir ticaret başlar. Ahali arabalarının depolarına ek yaptırır, yetmez, kamyonlar, tırlar alınır. On binlerce araç gece gündüz sınır köylerine gidip gelmeye başlar. Bir dönem yollarda yığılma oluşunca, resmi makamların kontrolünde vardiya usulü tek çift plaka uygulamasına gidilir. Para desteleri arabaların bagajlarındaki kese kağıtlarında özensizce durur.

2000’li yılların sonlarında bu resmi yasadışı ticaret, uluslararası erklerin müdahalesiyle aniden yasaklanır, bir sabah bıçakla keser gibi kesilir. On binlerce insan, adeta ayağının altındaki tahta çekilmiş gibi boşluğa düşer.

Hayvancılığı unutan veya şehir yaşamını yeğleyenler, soluğu Van merkezde veya batı illerinde alır. Başkale’nin nüfusu hızla erimeye başlar. Her yıl ortalama 2 bin kişi ilçeyi terk eder. 2015’te yaklaşık 54 bin olan ilçe nüfusu, 2025’te 40 bine düşer.

Başkale ilçe merkezi ve kırsalda yaşamaya devam eden ahalinin büyük bölümü batıda çalışmaya giden gençlerinin yardımı ve elde kalan hayvanlara bakarak geçimini sağlamaya çalışır.

Resmi rakamlara göre ilçe genelinde halen 37 Bin 900 küçükbaş, 11 Bin 500 büyükbaş, 25 Bin 790 kıl keçisi vardır. Yüksek rakımlı yaylalar, doğal otlaklar, hayvancılık için halen yüksek verim avantajı sağlamaya devam eder.

Başkale Belediyesi işte bu saiklerle yola çıkar. İlçede hayvancılığı tekrar canlandıracak, modern bir Mandıra Tesisi kurmak için harekete geçer. Kırsalda vatandaşın ürettiği sütü, düzenli servis araçlarıyla toplamaya, bu Mandırada işlemeye ve pazarlamaya karar verir.

Hem vatandaş ürettiği sütü paraya çevirebilecek, hem hayvan yetiştiriciliği ve süt üretimi artacak, hem ilçede herkese yarayacak ekonomik hareketlilik başlayacak, hem tesiste 50 kişi istihdam edilecek. Belki göçün önü kesilecek, belki zamanla daha büyük tesisler kurulmasına, daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha fazla ticari döngü yaratılmasına, ön ayak olunacak.

-İran sınırındaki köylerimizin nüfusunun giderek erimesine, köylerin boşalmasına ve bir milli güvenlik sorunu çıkmasına engel olunacak.-

Çok uzattım, malum bu konuda çok dertliyiz. Engellere dönecek olursak:

Belediye projeyi hazırlar, yatırımın yapılacağı ada parselin, imar planında düzenlenmesi için Büyükşehir Belediyesine gider. Büyükşehir, Devlet Demir Yolları’ndan görüş ister.

İlk anda ben de şaşırdım. “Demir Yolları ne alaka, Başkale’de tren mi var?” dedim. Meğer bir dönem ‘İran’la demiryolu ticareti yaparız’ denilerek imar planına kağıt üzerinde, bir demir yolu hattı çizilir. Mandıra Projesi bu kağıt üzerindeki hatta yakın mesafeye denk gelir. Aylar sonra TCDD “istedikleri yere yapsınlar, bizi ilgilendirmez” diye yanıt gönderir!

Bu zaman kaybının ardından, gelen olumlu yanıt üzerine Başkale Belediyesi, ‘Uygulama İmar Planı’ dediğimiz alt ölçekli planda (1/1000) değişiklik için harekete geçer. Askıya çıkamadan, denetleme yetkisi bulunan Büyükşehir Belediyesi araya girip, bu defa da herhalde ‘daha önce istemeyi unuttukları’ ÇED raporunu ister.

(Bu rapor, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na sunulan, kapsamlı bir çalışma gerektiren ve aylarca devam edebilen bir süreç. ÇED zorunluluğu var evet, ancak istenirse projenin ölçeğine ve çevresel etkisine göre esneklik sağlanabiliyor. Özellikle devlet destekli projelerde bu rahatlıkla yapılabiliyor!)

Şimdi bu olan biten, insanın aklına; acaba belediye DEM’li olduğu için, engel mi çıkarılıyor gibisinden, deli deli sorular getiriyor.

Eğer öyleyse:

Başkale halkına haksızlık yapılmaktadır. İlçenin kaderi ile oynanmaktadır. Bu: “Halkın takdirini kazanacak bir yatırımı, bizim dışımızda kimsenin yapmasına izin vermeyiz” demektir.

Oysa ki, normal şartlarda; proje üreten, üretime, ilçenin geleceğine yatırım yapan bir Belediye’ye, hangi partiden olursa olsun teşekkür edilmesi, desteklenmesi gerekirdi. Seçimleri hangi partinin kazandığı veya kaybettiğine bakılmaksızın, Devletin tüm kurumlarının böyle işlere destek olması, hatta hızlandırmaya çalışması gerekirdi…

Maalesef normal bir dönemden geçmiyoruz ve bu dönemin ruhun yarattığı, giderek derinleşen bir kutuplaşma yaşıyoruz…

“Şu halinize bir bakın” derim!

Lütfen aklınıza mukayyet olun…